Ukrayna, İsrail, Sosyal Devlet ve AfD Gölgesinde Almanya’nın Siyasi Sıkışması
Dr. Şevket Dalboy
Siyaset Bilimci – Sosyal Bilimci – Gazeteci – Yazar
Almanya Başbakanı Friedrich Merz’in Birleşmiş Milletler Genel Kurulu’na gitmekten vazgeçmesi, ilk bakışta bir program değişikliği gibi görülebilir. Oysa Berlin’den gelen siyasi tablo, bunun çok daha geniş bir sorunun parçası olduğunu gösteriyor. Merz, New York’a gitmek yerine Berlin’de kalacak. Çünkü Almanya’da iç siyasi baskı büyüyor. CDU’nun Saksonya-Anhalt seçimindeki ağır kaybının ardından AfD’nin yükselişi, önümüzdeki eyalet seçimleri ve parti içindeki huzursuzluk, Başbakan’ın önceliklerini değiştirmiş durumda.
Fakat burada asıl sorulması gereken soru şudur: Merz’i New York’tan Berlin’e döndüren şey yalnızca seçim takvimi midir, yoksa uyguladığı politikaların Almanya toplumunda yarattığı siyasal gerilim midir?
Mesele tam da burada başlıyor.
UKRAYNA POLİTİKASI: GÜVENLİK Mİ, SİYASAL MALİYET Mİ?
Merz, Ukrayna politikasında geri adım atmıyor. Berlin yönetimi Ukrayna’ya desteğin sürdürülmesini savunuyor. Merz de Ukrayna’ya verilen desteğin Avrupa’nın güvenliğiyle bağlantılı olduğunu belirtiyor.
Bu yaklaşımın kendi içinde bir güvenlik mantığı vardır. Ancak siyasetin yalnızca stratejik hedefleri yoktur. Siyasetin bir de toplumsal faturası vardır.
Enerji maliyetleri, sanayinin rekabet gücü, savunma harcamaları, kamu bütçesi, hayat pahalılığı ve sosyal devlet üzerindeki baskı aynı anda büyüdüğünde vatandaş doğal olarak şu soruyu sorar:
“Devlet dış güvenliği konuşurken benim ekonomik güvenliğimi kim konuşacak?”
Bugün Almanya’da tartışmanın önemli noktalarından biri budur.
Bir hükümet dışarıda güvenlik siyaseti yürütürken içeride ücretliyi, emekliyi, dar gelirliyi ve küçük işletmeyi ekonomik baskı altında bırakırsa, siyaset boşluk bırakmaz. O boşluğu birileri doldurur. Almanya’da o boşluğu doldurmaya çalışan aktörün adı bugün AfD’dir.
İSRAİL POLİTİKASI: TARİHSEL SORUMLULUK İLE GÜNCEL İNSANLIK DRAMI ARASINDA
Merz yönetimi İsrail’e güçlü siyasi destek vermeyi sürdürüyor. Almanya’nın tarihsel sorumluluğu bu politikanın önemli gerekçelerinden biridir.
Fakat tarihsel sorumluluk, bugünün insanlık dramını görmezden gelme gerekçesi haline getirildiğinde Avrupa siyasetinin önüne ağır bir ahlaki ve hukuki soru çıkar.
Gazze’de sivillerin, çocukların, yaşlıların öldürülmesi; okul, hastane ve ibadethaneler dahil sivil altyapının ağır biçimde tahrip edilmesi, Almanya’nın dış politikasını da tartışmanın içine çekiyor.
Dolayısıyla tartışma artık yalnızca “İsrail’i destekliyor musun, desteklemiyor musun?” düzeyinde değildir.
Asıl soru şudur:
Bir devlet, tarihsel sorumluluğunu korurken aynı zamanda bugün öldürülen sivillerin ve yıkılan sivil altyapının karşısında hangi evrensel hukuk ve insanlık ilkesini savunacaktır?
İşte Merz yönetiminin önündeki siyasi açmazlardan biri budur.
Almanya’nın İsrail politikası, içeride ve Avrupa kamuoyunda tartışmasız bir alan olmaktan çıkmıştır. Ve siyaset, susarak ortadan kaldırılabilecek bir mesele değildir.
SOSYAL DEVLETİN ÇİVİLERİ
İşin bir de içerideki ekonomik ve sosyal boyutu var.
Merz hükümeti sosyal güvenlik sistemlerinde reform yapılmasını savunuyor. Sosyal yardım sisteminin yeniden düzenlenmesi, çalışma kapasitesi olanların daha hızlı istihdama yönlendirilmesi ve kurallara uymayanlar açısından daha ağır sonuçlar öngörülmesi bu dönüşümün parçaları arasında.
Burada kavga yalnızca bir sosyal yardım programının adı üzerinde değildir.
Asıl kavga, sosyal devletin ne anlama geldiği üzerindedir.
Sosyal devlet yalnızca bütçeden para dağıtmak değildir.
Sosyal devlet, vatandaşın kriz anında devleti yanında hissetmesidir. Emeklinin geleceğinin belirsiz olmamasıdır. Çalışanın ücretinin hayat pahalılığı karşısında erimemesidir. İşsiz kalan insanın toplumun dışına itilmemesidir. Sağlık, eğitim ve barınmanın birer piyasa malına indirgenmemesidir.
Ve en önemlisi:
Devletin ekonomik yükü aşağıdakilerin üzerine yıkıp yukarıdakileri koruyan bir düzen kurmamasıdır.
Merz’in savunduğu reformların hükümet açısından gerekçeleri bulunuyor. Berlin bunları uzun vadeli sosyal devletin sürdürülebilirliği açısından savunuyor. Ancak reformun gerekçesi ile toplumun onu nasıl yaşadığı aynı şey değildir.
Vatandaş faturalarını ödeyemiyorsa, enerji pahalıysa, sanayi zorluk yaşıyorsa ve sosyal güvencesinin daralacağından endişe ediyorsa, hükümetin “reform” dediği şey toplumun bir bölümü tarafından kayıp olarak görülebilir.
Siyasetin kırılma noktası da burada oluşur.
VE SAHNEYE AfD ÇIKIYOR
Almanya’nın bugün karşı karşıya olduğu en ciddi siyasi sonuçlardan biri budur:
Merkez partilerin bıraktığı her sosyal ve siyasal boşluk, radikal siyasetin örgütlenme alanına dönüşebilir.
AfD’nin güçlenmesi bunun güncel göstergelerinden biridir. Parti, göç karşıtı politikalar ve Rusya ile ilişkilerin yeniden kurulması gibi başlıkları öne çıkarırken Ukrayna’ya verilen desteğe de itiraz ediyor.
Merz ise AfD’nin bazı göç politikalarını sert biçimde eleştiriyor ve ana akım partiler AfD ile işbirliğine karşı bir siyasi sınır korumaya çalışıyor.
Fakat burada tarihsel bir gerçekliği unutmamak gerekir:
Aşırı sağ yalnızca aşırı sağ olduğu için büyümez.
Toplumda oluşan ekonomik güvensizlik, kültürel kaygı, göç tartışması, siyasal temsil eksikliği ve merkeze duyulan tepki, radikal hareketlerin propaganda alanını genişletebilir.
Dolayısıyla sorunun cevabını yalnızca AfD’de aramak kolaycılık olur. Sorunun bir bölümü, merkez siyasetin kendi ürettiği sonuçlarda da aranmalıdır.
MERZ’İN ASIL SORUNU
Merz’in problemi yalnızca AfD değildir.
Asıl problem, izlediği politikaların farklı toplumsal kesimler açısından aynı anda farklı maliyetler üretmesidir.
Ukrayna politikası güvenlik gerekçesiyle savunuluyor.
İsrail politikası tarihsel sorumluluk ve stratejik ilişki gerekçesiyle savunuluyor.
Sosyal reformlar bütçe ve sistemin sürdürülebilirliği gerekçesiyle savunuluyor.
Savunma harcamaları Avrupa’nın güvenliği gerekçesiyle savunuluyor.
Bunların her birinin kendi içinde siyasi bir gerekçesi olabilir.
Fakat bütün bu gerekçeler üst üste geldiğinde vatandaşın önündeki tablo değişiyor:
Daha fazla güvenlik harcaması. Daha fazla dış politika yükü. Daha yüksek ekonomik baskı. Daha sert sosyal politika tartışması. Daha güçlü bir AfD.
İşte siyasal gerilim burada ortaya çıkıyor.
Merz’in New York’a gitmemesi bu nedenle yalnızca bir seyahat iptali olarak okunmamalıdır.
Bu gelişme, Almanya’da dış politika ile iç politika arasındaki bağın ne kadar sertleştiğini gösteren sembolik bir olaydır.
AVRUPA’NIN ÇELİŞKİSİ
Avrupa yıllardır dünyaya demokrasi, insan hakları, hukuk devleti ve sosyal devlet değerlerini anlatıyor.
Peki bu değerler dış politika söz konusu olduğunda da aynı ağırlıkta mı?
Ukrayna söz konusu olduğunda güvenlik önceliği öne çıkıyor.
İsrail söz konusu olduğunda tarihsel sorumluluk ve stratejik ilişki öne çıkıyor.
Ekonomik kriz söz konusu olduğunda bütçe disiplini öne çıkıyor.
Sosyal devlet söz konusu olduğunda sürdürülebilirlik öne çıkıyor.
Göç söz konusu olduğunda güvenlik ve sınır kontrolü öne çıkıyor.
Bütün bunların arasında sıkışan ise sıradan yurttaş oluyor.
Ve yurttaşın kafasında giderek daha basit bir soru oluşuyor:
“Bütün bu büyük stratejilerin bedelini kim ödüyor?”
İşte siyasal sistemler en fazla bu sorudan korkmalıdır.
Çünkü devletin dışarıda büyüklük iddiası ile içeride vatandaşın yaşadığı gerçeklik birbirinden uzaklaştığında, siyasi güven aşınmaya başlar.
Merz’in yaşadığı baskıyı tek bir nedene bağlamak mümkün değildir. Ekonomi, enerji, emeklilik, göç, Ukrayna politikası, AfD’nin yükselişi ve parti içi dengeler birlikte etkili oluyor.
Fakat bir şey açıktır:
Bir hükümetin dışarıdaki büyük stratejileri, içerideki vatandaşın hayatından bağımsız değildir.
Ve siyaset ne kadar güçlü görünürse görünsün, sonunda toplumun tepkisiyle yüzleşmek zorundadır.
Merz’in New York’a gidememesi, işte bu tablonun küçük ama anlamlı bir işaretidir.
Bugün Berlin’de tartışılan yalnızca bir Başbakan’ın Birleşmiş Milletler kürsüsüne çıkıp çıkmayacağı değildir.
Tartışılan, Almanya’nın hangi öncelikler etrafında yönetileceğidir: Savaş ve güvenlik mi? Sosyal devlet mi? Ekonomik güç mü? Tarihsel sorumluluk mu? Yoksa bütün bunların arasında yurttaşın günlük hayatı mı?
Bu soruların her birinin siyasi bir bedeli vardır.
Ve Merz, şimdi o bedelin hesabının sorulduğu Berlin’de kalmıştır.



































