Vatandaşın kafasındaki soru: Zaten haftalarca randevu beklenirken, “kurala uymayan” hasta ne kadar daha bekleyecek? Ciddi hasta ile daha az acil hasta hangi kriterlere göre ayrılacak?
Dr. Şevket Dalboy – Siyaset Bilimci, Sosyal Bilimci, Gazeteci, Yazar
Almanya’da sağlık sisteminin geleceğine ilişkin önemli bir değişiklik tartışılıyor. Federal Tabipler Birliği Başkanı Klaus Reinhardt, hastaların uzman doktora gitmeden önce aile hekimine başvurmasını ve aile hekiminin hastayı gerekli gördüğü durumda uzmana yönlendirmesini savunuyor. Önerinin amacı, sağlık sistemindeki yoğunluğu azaltmak, hastaları doğru sağlık hizmetine yönlendirmek ve giderek yükselen sağlık harcamalarını kontrol altına almak. Ancak öneri, vatandaş açısından önemli soru işaretlerini de beraberinde getiriyor. Çünkü Almanya’da özellikle uzman doktor randevularında uzun süre beklemek zaten vatandaşların en önemli şikâyetleri arasında. Böyle bir ortamda “kurala uymayan daha uzun beklesin” yaklaşımı, doğal olarak şu soruyu gündeme getiriyor: “Daha ne kadar bekleyeceğiz?”
ÖNCE AİLE HEKİMİ DÖNEMİ Mİ BAŞLIYOR?
Reinhardt’ın önerisine göre aile hekimleri sağlık sisteminin ilk başvuru noktası olmalı. Hasta doğrudan uzman doktora gitmek yerine önce aile hekimine başvuracak. Aile hekimi hastayı değerlendirecek ve gerektiğinde ilgili uzman doktora yönlendirecek.
Bu sistemin arkasındaki düşünce anlaşılır: Her sağlık sorununun doğrudan uzman doktor tarafından değerlendirilmesi gerekmeyebilir. Aile hekimi ilk değerlendirmeyi yaparak hastanın hangi uzmanlık alanına ihtiyaç duyduğunu belirleyebilir. Böylece gereksiz uzman doktor başvurularının azaltılması ve gerçekten uzman değerlendirmesine ihtiyacı olan hastaların daha hızlı randevu alması hedefleniyor.
Ancak sistemin başarılı olabilmesi için çok önemli bir şart var: Aile hekimine hızlı ulaşabilmek ve aile hekiminden uzmana geçişin gecikmemesi. Aksi halde vatandaşın yaşadığı randevu sorunu çözülmek yerine başka bir aşamaya taşınmış olabilir.
ASIL TARTIŞMA: KURALA UYMAYAN HASTA NEDEN DAHA FAZLA BEKLEYECEK?
Reinhardt’ın açıklamalarındaki en dikkat çekici bölüm, sisteme uymayan hastaların daha uzun bekletilebileceği yönündeki görüşü.
Reinhardt, ilk aşamada bunun doğrudan daha fazla para ödemek anlamına gelmemesi gerektiğini, ancak kurallara uymayan kişinin, aynı derecede hasta olan ve kurallara uyan kişiden daha uzun beklemesinin düşünülebileceğini belirtiyor.
Burada vatandaş açısından son derece önemli bir soru ortaya çıkıyor: Bir hastanın diğerinden daha acil olduğuna kim, nasıl karar verecek?
Örneğin göğüs ağrısı bulunan bir hasta ile uzun süredir devam eden ancak acil olmayan bir şikâyeti bulunan hasta aynı şekilde değerlendirilmeyecekse, bu ayrım hangi tıbbi kriterlere göre yapılacak? Kim hastayı “acil”, “öncelikli” veya “bekleyebilir” kategorisine koyacak?
Aile hekimi mi? Uzman doktor mu? Bir sağlık merkezi mi? Yoksa dijital bir ön değerlendirme sistemi mi?
Şu aşamada vatandaş açısından en kritik nokta, “daha uzun bekleme” uygulamasının nasıl ve hangi ölçütlere göre yapılacağının netleşmemiş olması.
ALMANYA’DA VATANDAŞ ZATEN BEKLEMEKTEN ŞİKÂYETÇİ
Bu tartışmanın Almanya’daki mevcut tablo dikkate alınarak yapılması gerekiyor. Çünkü vatandaşların sağlık sistemiyle ilgili en önemli şikâyetlerinden biri zaten randevu bulmak ve uzun süre beklemek. Özellikle uzman doktorlara ulaşmak bazı bölgelerde ciddi bir sorun haline gelmiş durumda.
Dolayısıyla yeni sistem vatandaşın karşısına, “Önce aile hekimine git. Sonra uzman için bekle. Sistemin kurallarına uymazsan daha da fazla bekle” şeklinde çıkarsa tepki oluşması kaçınılmaz.
Vatandaşın görmek istediği ise bunun tam tersidir: Daha az beklemek, doğru doktora daha hızlı ulaşmak ve hastalığının ciddiyetine göre önceliklendirilmek.
CİDDİ HASTA İLE CİDDİ OLMAYAN HASTA NASIL AYRILACAK?
Yeni sistemin en hassas noktalarından biri de bu olacak. Bir hastanın sağlık durumunun ciddiyetini belirlemek, yalnızca “hangi doktora gitmek istediğine” bakılarak yapılamaz. Tıbbi değerlendirme gerekir.
Örneğin ani göğüs ağrısı, ciddi nefes darlığı, felç belirtileri veya hızla kötüleşen bir tablo söz konusuysa hastanın bekletilmemesi gerekir. Buna karşılık uzun süredir devam eden ve acil müdahale gerektirmeyen bazı şikâyetlerde farklı bir randevu sistemi uygulanabilir.
Burada temel ilke açık olmalıdır: Öncelik, sisteme kimin daha iyi uyduğuna değil, hastanın tıbbi ihtiyacının ne kadar acil olduğuna göre belirlenmelidir. Aksi halde sağlık sisteminde sosyal veya bürokratik bir öncelik sırası oluşması riski ortaya çıkar.
“DAHA UZUN BEKLEME” NE KADAR OLACAK?
Reinhardt’ın açıklamasında cevap bekleyen bir diğer soru da bu. “Daha uzun bekleme” bir gün mü olacak? Bir hafta mı? Bir ay mı? Ve bu kararı kim verecek?
Vatandaşın bunu önceden bilmesi gerekiyor. Çünkü sağlık hizmetlerinde belirsizlik, özellikle ciddi bir hastalık söz konusu olduğunda, başlı başına bir sorun yaratabilir.
Eğer bir vatandaş doğrudan uzman doktora başvuramayacaksa, aile hekimine ne kadar sürede ulaşabileceği de garanti altına alınmalı. Aile hekimi hastayı uzmana yönlendirdiğinde, uzman randevusunun ne kadar süre içinde verilmesi gerektiği de açıkça belirlenmeli. Aksi halde “önce aile hekimi” sistemi vatandaşın sağlık hizmetine erişimini hızlandırmak yerine geciktirebilir.
AMAÇ SADECE TASARRUF MU?
Almanya sağlık sistemi ciddi bir maliyet baskısı altında. Sağlık harcamalarının yükselmesi, yasal sağlık sigortalarının mali durumunu zorlaştırıyor. Hükümet de sağlık sigortalarının yükünü azaltmak ve prim artışlarını sınırlamak amacıyla çeşitli tasarruf önlemlerini gündeme getiriyor.
Bu nedenle yeni sağlık modeli yalnızca tıbbi bir reform olarak değil, aynı zamanda mali bir düzenleme olarak da değerlendirilmek zorunda. Reinhardt da sağlık sisteminde yapılacak kesintilerin toplumun tamamı tarafından hissedilebileceğini söylüyor.
Burada vatandaşın sorması gereken soru şu: Sağlık sistemindeki israf ve gereksiz kullanım mı azaltılacak, yoksa vatandaşın sağlık hizmetine erişimi mi zorlaştırılacak? İki yaklaşım arasında çok büyük bir fark var.
İYİ UYGULANIRSA NE SAĞLAYABİLİR?
Aile hekimi merkezli bir sistem doğru kurulursa önemli avantajlar sağlayabilir. Aile hekimi hastanın ilk değerlendirmesini yaparak onu doğru uzmana yönlendirebilir. Gereksiz uzman başvuruları azalabilir. Uzman doktorların üzerindeki yoğunluk hafifleyebilir. Hastanelere gereksiz başvurular azaltılabilir. Gerçekten uzman tedavisine ihtiyacı olan hastaların daha hızlı hizmet almasının önü açılabilir.
Ancak bunun gerçekleşmesi için Almanya’nın aile hekimliği kapasitesini de güçlendirmesi gerekiyor. Yeterli aile hekimi yoksa, aile hekimine randevu almak da haftalar sürüyorsa sistem hedefinin tam tersine sonuç verebilir.
VATANDAŞ AÇISINDAN EN ÖNEMLİ GÜVENCE NE OLMALI?
Yeni sistem hayata geçirilecekse vatandaşın önceden bilmesi gereken kurallar açık olmalı. Özellikle şu soruların cevapları kamuoyuna net biçimde açıklanmalı:
Acil ve ciddi hastalar hangi kriterlere göre belirlenecek? Hastanın aciliyetine kim karar verecek? Aile hekimine ulaşmak için azami bekleme süresi olacak mı? Aile hekiminin uzmana sevk ettiği hasta ne kadar sürede uzman randevusu alacak? Sisteme uymayan vatandaşın bekleme süresi ne kadar uzatılabilecek? Kronik hastalar nasıl korunacak? Yanlış önceliklendirme yapıldığını düşünen hastanın itiraz hakkı olacak mı? Aile hekimlerinin artacak hasta yükünü karşılayacak yeterli doktor ve personel bulunacak mı?
Bu soruların yanıtları verilmeden yalnızca “önce aile hekimi” demek yeterli olmayacaktır.
VATANDAŞIN BEKLENTİSİ ÇOK BASİT
Almanya’da sağlık sisteminin yeniden düzenlenmesi kaçınılmaz görünüyor. Ancak vatandaşın beklentisi son derece açık:
Hasta olduğunda nereye başvuracağını bilmek, makul sürede doktora ulaşmak ve hastalığının ciddiyetine göre adil biçimde önceliklendirilmek. Vatandaş, sağlık sisteminin maliyetlerinin düşürülmesine karşı olmayabilir. Ancak tasarrufun bedelinin daha uzun bekleme, daha zor randevu ve sağlık hizmetine daha geç ulaşma şeklinde kendisine çıkarılmasını istemiyor.
Bu nedenle yeni sistemin başarısı, hastaların kaç kez aile hekimine gönderildiğiyle değil, hastanın doğru doktora ne kadar sürede ulaştığıyla ölçülmeli.
ÖZ CÜMLE
Almanya’nın sağlık sistemi önümüzdeki dönemde önemli bir değişim yaşayabilir. Aile hekiminin güçlendirilmesi doğru uygulandığında hem hastalar hem doktorlar hem de sağlık sigortaları açısından olumlu sonuçlar doğurabilir.
Fakat bunun için sistemin merkezine tasarrufu değil, hastayı koymak gerekiyor. Çünkü sağlık hizmetinde en önemli soru:
“Bu hasta kurala uydu mu?” değil;
“Bu hastanın şimdi tıbbi yardıma ne kadar ihtiyacı var?”
olmalıdır.
Almanya’da önümüzdeki dönemde yapılacak düzenlemenin gerçek sınavı da tam olarak burada olacaktır.


































