Özdemir ve Pistorius’tan ortak çağrı: “Süreç başlatılmalı”

Dr. Şevket Dalboy – Siyaset Bilimci, Sosyal Bilimci, Gazeteci, Yazar

Almanya’da Almanya için Alternatif (AfD) hakkındaki tartışma yeniden ülkenin siyaset gündeminin merkezine yerleşti. Savunma Bakanı Boris Pistorius ile Baden-Württemberg Başbakanı Cem Özdemir, partinin özellikle bazı doğu eyaletlerindeki teşkilatlarına yönelik bir yasaklama sürecinin başlatılması çağrısında bulundu. İki siyasetçi, AfD’nin tamamına yönelik bir sürecin yanı sıra, hukuken mümkün olması halinde belirli eyalet teşkilatlarının da inceleme ve yasaklama kapsamına alınabileceğini savundu.

Pistorius ve Özdemir, Saksonya-Anhalt eyalet seçimlerinden günler önce Frankfurter Allgemeine Sonntagszeitung için ortak bir yazı kaleme aldı. Yazıda özellikle Thüringen, Saksonya, Saksonya-Anhalt ve Brandenburg’daki AfD teşkilatlarına dikkat çekildi. İki siyasetçi, bu bölgelerdeki bazı yapılanmaların açık biçimde etnik-milliyetçi bir çizgide olduğunu ileri sürerek, mümkün olan en kısa sürede bir yasaklama sürecinin başlatılması gerektiğini belirtti.

Ancak burada vatandaş açısından önemli bir ayrım bulunuyor: AfD şu anda yasaklanmış değil. Pistorius ve Özdemir’in açıklaması bir mahkeme kararı değil, siyasi bir çağrı niteliğinde. Bir siyasi partinin yasaklanıp yasaklanmayacağına nihai olarak Federal Anayasa Mahkemesi karar verecek.

“KARARI MAHKEME VERECEK”

Almanya’da siyasi parti yasaklamak, sıradan bir siyasi karar değil, Anayasa’nın sağladığı çok ağır ve istisnai bir yetki. Federal Anayasa Mahkemesi’ne parti yasağı için başvurma yetkisi Federal Meclis, Federal Konsey ve Federal Hükümet’te bulunuyor. Ancak bu kurumlardan birinin başvuruda bulunması da partinin otomatik olarak yasaklanacağı anlamına gelmiyor. Son söz Federal Anayasa Mahkemesi’nin.

Bu nedenle bugün için “AfD yasaklanıyor” demek doğru değil. Şu anda yaşanan, Almanya’da bir siyasi partinin anayasal düzen açısından yasaklanmasını gerektirecek koşulların bulunup bulunmadığı konusunda yeni bir siyasi tartışmanın başlaması.

Pistorius ve Özdemir, önerdikleri sürecin hukuken mümkün olduğunu ve gerekli kanıtlarla desteklenebileceğini düşünüyor. İki siyasetçi, Federal Anayasa Mahkemesi’nin bağımsız bir değerlendirme yapacağına güvendiklerini de ifade ediyor.

AFD İÇİNDEKİ FARKLAR TARTIŞMANIN MERKEZİNDE

İki siyasetçinin değerlendirmesine göre AfD içerisinde birbirinden farklı iki siyasi eğilim bulunuyor. Bunlardan birini Alman milliyetçisi, diğerini ise etnik-milliyetçi çizgi olarak tanımlıyorlar.

Pistorius ve Özdemir’e göre Alman milliyetçiliği, belirli sınırlar içerisinde anayasal düzenle bağdaşabilecek bir siyasi görüş olarak değerlendirilebilir. Böyle bir siyasi anlayışla mücadele edilmesi gereken yerin de parlamentolar ve demokratik siyaset olduğunu savunuyorlar.

Ancak iki siyasetçi, AfD içerisindeki etnik-milliyetçi kanadı farklı değerlendiriyor. Bu kanadın Almanya’nın anayasal demokratik düzeninin temel ilkelerini sorguladığını ve demokrasiye karşı bir tutum sergilediğini ileri sürüyorlar. Bu nedenle yalnızca siyasi tartışmayla mücadele etmenin yeterli olmayacağını düşünüyorlar.

Burada da önemli olan, söz konusu değerlendirmelerin Pistorius ve Özdemir’e ait siyasi görüşler olduğunun unutulmaması. Bir siyasi hareketin anayasa karşıtı olup olmadığına ilişkin nihai hukuki değerlendirmeyi siyasetçiler değil, yetkili mahkeme yapacak.

VATANDAŞIN OYU NE OLACAK?

AfD’nin yasaklanması tartışması yalnızca hukukçuları ve siyasetçileri ilgilendiren bir konu değil. Milyonlarca Alman vatandaşının oy verdiği bir siyasi partinin geleceği söz konusu.

Bu nedenle tartışmanın bir tarafında anayasal düzenin korunması, diğer tarafında ise seçmenlerin siyasi tercihleri bulunuyor.

Yasaklama taraftarları, demokratik sistemin kendisini ortadan kaldırmaya veya zayıflatmaya çalışan siyasi hareketlere karşı anayasal mekanizmaların kullanılmasının demokrasiyi korumak anlamına geldiğini savunuyor.

Karşı çıkanlar ise milyonlarca kişinin oy verdiği bir partinin yasaklanmasının, bu seçmenlerin kendilerini siyasi sistemin dışında bırakılmış hissetmesine yol açabileceğini ve AfD’nin mağduriyet söylemini güçlendirebileceğini düşünüyor.

Bu nedenle mesele yalnızca AfD’nin siyasi görüşlerinden ibaret değil. Aynı zamanda Almanya’nın demokratik sisteminin, kendi sınırlarını korurken vatandaşların siyasi temsil hakkını nasıl güvence altında tutacağıyla ilgili.

CDU VE CSU’DA TEMKİNLİ YAKLAŞIM

AfD’nin yasaklanması konusunda Almanya’da siyasi bir görüş birliği bulunmuyor. Özellikle CDU ve CSU içerisinde çok sayıda siyasetçi böyle bir girişime temkinli yaklaşıyor.

Bir partinin yasaklanması, o partinin yalnızca seçimlerde yarışmasını engellemek anlamına gelmiyor. Aynı zamanda örgütlenmesinin ve siyasi faaliyetlerinin de anayasal çerçevede sona erdirilmesi gibi son derece ağır sonuçlar doğurabilecek bir adım.

Bu nedenle Almanya’daki tartışmanın kolay bir sonuca ulaşması beklenmiyor.

Özellikle iktidar çevrelerinde, AfD ile siyasi mücadele edilmesi gerektiğini savunanlarla, anayasal şartların oluştuğu kanaatindeyse yasaklama yolunun değerlendirilmesi gerektiğini düşünenler arasında görüş ayrılıkları bulunuyor.

YASAKLAMA AFD’Yİ ORTADAN KALDIRIR MI?

Tartışmanın belki de en önemli siyasi boyutu burada.

Bir siyasi partinin hukuken yasaklanması, o partiye oy veren milyonlarca insanın siyasi düşüncelerinin ortadan kalkması anlamına gelmez. Seçmenin ekonomik sorunları, göç politikası konusundaki endişeleri, hükümete yönelik eleştirileri veya siyasi sisteme duyduğu tepki bir mahkeme kararıyla ortadan kalkmayacaktır.

Bu nedenle AfD’nin yasaklanmasını savunanların önündeki soru yalnızca hukuki değil, aynı zamanda siyasidir:

Partinin yasaklanması, onu destekleyen seçmenlerin sorunlarını ve taleplerini nasıl değiştirecek?

Bunun karşılığında yasaklamaya karşı çıkanların da cevaplaması gereken başka bir soru var:

Eğer bir siyasi yapı anayasal demokratik düzene karşı ciddi ve somut bir tehdit oluşturuyorsa, devlet bu tehdide karşı hangi noktada ve hangi anayasal araçlarla müdahale etmelidir?

Almanya’daki tartışmanın ağırlığı da bu iki soru arasında ortaya çıkıyor.

SON SÖZ

Cem Özdemir ve Boris Pistorius’un ortak çağrısı, AfD hakkında daha önce başlayan yasaklama tartışmasını yeniden güçlü biçimde gündeme taşıdı. Ancak bugün itibarıyla verilmiş bir yasaklama kararı bulunmuyor.

Önümüzde siyasi ve hukuki açıdan uzun bir süreç bulunuyor. Öncelikle yetkili kurumlardan birinin başvuru konusunda siyasi irade göstermesi, ardından konunun Federal Anayasa Mahkemesi tarafından değerlendirilmesi gerekiyor.

Bu süreçte en önemli ölçü, siyasi açıklamaların sertliği değil, ortaya konulacak deliller ve anayasal kriterler olacaktır.

Almanya gibi demokratik hukuk devleti geleneği güçlü bir ülkede siyasi bir partinin yasaklanması, ancak çok açık ve ağır anayasal gerekçeler bulunduğu takdirde gündeme gelebilecek bir adımdır.

Bu nedenle kamuoyunun önündeki mesele yalnızca “AfD yasaklanacak mı?” sorusu değildir.

Asıl mesele şudur:

Demokrasi kendisini korurken, hukuk devletinin sınırlarını nasıl koruyacak?

Ve daha önemlisi:

Anayasal düzen ile vatandaşın siyasi tercih hakkı arasındaki hassas denge nasıl kurulacak?

Almanya’da AfD tartışmasının önümüzdeki dönemde daha da sertleşmesi beklenirken, son sözü siyasetin değil, hukukun söylemesi demokratik sistem açısından belirleyici olacaktır.