Dr. Şevket Dalboy

Washington’daki zirve, Batı’nın birlik görüntüsü vermeye çalıştığı bir sahneydi. Liderler Beyaz Saray’ın koridorlarında yan yana dizildi, kameralar birlik mesajı için işini yaptı. Fakat asıl mesele fotoğraflarda değil, o karelerin perde arkasında gizliydi.

Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron, Putin’in barış iradesine dair samimiyetinden şüphe duyduğunu açıkça dile getirdi. Bu şüphesinde haksız değil; Kremlin, savaşla kazanabileceğini düşündüğü sürece kolay kolay geri adım atmaz. Ama işin ilginç yanı şu: Bizim kuşkumuz Putin’den değil, Trump’tan. Çünkü asıl soru, Putin’in ne düşündüğü kadar Trump’ın hangi hesabı yaptığıdır.

Trump, Putin’in bir barış anlaşması istediğine inanıyor. Hatta ikili görüşme planlarını kendi sosyal medya hesabından duyurarak bu iyimserliğini kamuoyuna da taşıdı. Fakat Trump’ın siyasi hesapları ile gerçekler arasında ne kadar mesafe olduğu sorusu hâlâ ortada duruyor. Zira Kremlin’in diplomasi sicili ortada: Masalarda komiteler, uzun müzakereler… ama sahada bombalar, füzeler ve yıkılan şehirler.

Ukrayna’nın Berlin Büyükelçisi Oleksi Makeev’in sözleri kulaklarda çınlıyor: “Bu bir bilgisayar oyunu değil. Orada milyonlarca insan yaşıyor.” Ukrayna için mesele toprak pazarlıkları değil, insanların yaşamı. Bu yüzden Kiev’in şüpheleri anlaşılır.

Macron’un Putin’den kuşku duyması doğal; ama Trump’ın iyimserliğine fazla güvenmek, asıl tehlikeyi görmezden gelmek olur. Çünkü Washington’daki zirve bize şunu gösterdi: Fotoğraflar birlik gösterebilir, ama liderlerin niyetleri arasındaki derin farklar hâlâ duruyor.

Asıl mesele şu soruda düğümleniyor: Trump gerçekten barışın mimarı mı olmak istiyor, yoksa kendi siyasi geleceği için yeni bir sahne mi kuruyor?