Yine bir hazan mevsiminde haftanın ilk günüydü. Dışarıdaki yağmuru gören
kuşlar bile  başlarını deliklerinden
çıkaramazken, hayatın ritmini yakalamakta takatsiz kalmış bir yürek, elindeki
paketi bırakacak güvenli bir liman aramaktan yorulmuşken, yakınındaki banka
oturup, bir süre yağmur altında denizin rüzgârla dansını seyretti. Kadının bu
derbeder halini görenler farklı yorumlar yapıp yanından uzaklaşmışlardı.
Sabırla bekleyişi yılgınlığa ve tükenmişliğe dönüşüyordu. Tam ümidini kesmişti
ki; bahçenin köşesindeki ofisinden dışarıyı seyretmekte olan Ali, yorgun
görünen ve yağmur altında ıslanmakta olan kadını fark etmişti.

Ali, ofisinden şemsiyesini kaptığı gibi dışarıya fırladı. Kadının yanına
oturup şemsiyesini kadının başına tuttu. Ali, “hanım efendi hava çok soğuk,
içeriye gelmek ister misiniz”diye sorunca kadın, şaşkın bir o kadar da üşümüş
halde elindeki paketi gösterip; “Ben bunu emanet edebileceğim birini arıyorum
fakat verebileceğim kimsem yok.”dedi. Ali de, “ siz içeriye gelin, söz
veriyorum ben sizin için bu emaneti saklarım” dedi. Ali, kadını ofise alıp
odanın sıcaklığının yeterli olup olmadığını sordu. Kadın yeterli olduğunu
söyleyince. Kadına peçete verip kurulanmasını bekledi. Kadın, beyaz deri
koltuğun ıslandığını düşünüp ayağa kalktı. Ali ise “lütfen oturun” dedi. Kadın
ise saatine baktı. Bir yere yetişmeye çalışan biri gibi aceleyle “ gitmem
gerekiyor” dedi. Ali’ye ıslanmış hediye paketini uzatıp “ bu sizin, benim için
acı tatlı anısı var. Fakat bende kalması beni çok yordu, bu hatıraları benden
alabilecek iyi birisine benziyorsunuz. O kadar insan geçti yanımdan halin nedir
diyen olmadı. Bir siz geldiniz. Çok teşekkür ederim. Sizi hiç unutmayacağım. Bu
pakettekiler de size, beni unutturmayacak”dedi.

Ali, “rica ederim. İnsanlık görevimiz. Hayat hepimize farklı planlar
sunuyor. Emin olabilirsiniz ki ben de sizi unutmayacağım. Lütfen kendinize iyi
davranın. Bu hayatta size en yakın kişi yine sizsiniz. Üzüntüler, kederler
misafir gibidir. Gelir giderler. Önemli olan misafiri gönderenin hatrına,
misafiri en iyi şekilde ağırlamaktır” dedi. Kadına kartvizitini veren Ali, “
bir ihtiyacınız olursa bana buradan ulaşabilirsiniz” dedi. Kadın ile
vedalaşırken buruk bir gülümseme belirdi yüzlerinde. Çok erken kalkmıştı,
halbuki konuşacakları  daha çok şey
vardı…

Ali, kadın gidince pakette bu kadar değerli ne olduğunu merak edip pakete
usulca yaklaştı. Paket ıslanmış ve yıpranmış görünüyordu. Uzun bir yoldan
geldiği ve mecalinin kalmadığı belliydi. Bütün olasılıkları tecrübeleriyle değerlendirip
harekete geçti. Paketin sağına soluna baktı. Üzerinde yazı var mı, özel bir
işaret ya da marka görmeye çalıştı. Biraz daha yaklaşınca paketin diğer
tarafında parşömen kağıtlarından yapılmış bir gökkuşağı ve zarif bir kurdele
gördü. Pakete yaklaştıkça farklı boyutlar çıkıyor ve içini merak ediyordu.
Paketin üzerindeki yazılar dikkatini çekti, şifreler, tüyolar vardı ve kim
bıraktı, neler gördü, içinde neler olabileceğine dair bir çok şey içeriyordu.
Paketin kapağının bir kanadını kaldırıp, içindeki gizemi görmeye çalıştı.
Pakette bir ayna, bir yer küre ve bir de kendisine yazılmış bir not: “Baktığın
ayna sana seni anlatır ve yerküre de şu koskoca dünyada nerede olduğunu
hatırlatır, yaptığın özel şeylerle dünya üzerindeki izin büyür ve birilerinin
seni anımsamasını sağlarsın.

Ali, aynayı eline aldı ve tarifsiz bir mutluluk duydu. Mutluluğu aynaya
yansıyınca gülümseyen dudaklarına eşlik eden gamzesi parladı yanağında.
Sandalyesinde öne doğru eğilerek baktı bir de aynaya. Aynadaki silüet değişti
bir anda. Parlak ve açık bir alın, birbiriyle uyumlu yüz hatları, aynaya
diktiği farkındalık bakışları, düşünen bir beynin ve mücadeleci bir kişiliğin
eseri dökülen saçlarıyla, kendisiyle barışık bir kişilik. Ortalama bir uzunluğa
sahip parmak ve elleriyle üretmeye ve rahatından ödün verebilecek kadar
başarmaya yatkın bir kişiliği olduğunu gösteriyordu. Parmağında bağlılık
halkasının yokluğu ya iradeli bir bekleyiş ya da kötü bir deneyimin boşluğuydu.
Temiz, bakımlı, renk uyumuyla yaşını yansıtan giyimi dengeli bir kişiliği ve
görünümüne dikkat ettiğini, kolundan hiç çıkarmadığı siyah kordonlu saati
zamana ve saatine verdiği değeri gösteriyordu.

Entelektüel görünümü onu kibirli yapmadı çoğu zaman çünkü hayatın ona
kattığı deneyimler doldurdu belleğini. Okuma azmi getirdi belki de onu bu
seviyeye. Artık bir çok kişinin can, beden ve ruh sağlığını korumak gibi bir
görevi vardı.

Aynaya bakmak ve kendine olan hayranlığını görmek yanağını kızartınca,
utangaç mizaç belirdi dik ve cesur duruşunun ardında. Kalbiyle ve insanlığıyla
yaklaştı aynaya ve yarım kalmışlığı gördü.

Aynaya bir şeyler anlatıyor sakin, donanımlı ve kendinden emin bir
edayla. Gözleri aynanın çerçevesine takılıyor, arkasında ne olduğunu merak
ediyor birden. Ayna da onu bulunduğu paketten çıkaran kahramanı daha fazla tanımak
istiyor fakat ikisi de susuyor. Ayna, duyduğu güveni ve kabulü kaybetmekten
korkuyor fakat sahibi onu alıp dikkatsizce kavrıyor, acıtıyor, kırıyor
benliğini bir çok kez…

Ali ise insanların benliklerini koruyabilmek için işinin başına dönüyor
ve biraz dalgın biraz ümitli masasındaki yerküreyi çeviriyor…

fffffffffff