Yeni yapılmış, pürüzsüz asfalt bir yolda son model arabasıyla hızla ilerlerken, aracın penceresinden, yolun kenarındaki taşlık, dikenlik, engebeli patikada yalınayak ilerlemeye mahkum edilmiş, enerjisi tükenmek üzere olan arkadaşına küçümseyen gözlerle baktı: “Hey arkadaşım! Bak ben de o tarafa gidiyorum ve sen durmadan söyleniyor, canının yandığından bahsediyorsun! İkimiz de aynı yöndeyiz, aynı yere gidiyoruz. Bu yolda birlikteyiz, ben hiç şikayet ediyor muyum?!” diyerek gaza bastı. Engebeli yolda, ayaklarına dikenler batan, ilerlemesini yavaşlatacak ne varsa tabanlarında hisseden arkadaşı ise sadece giden arabanın ardından baktı…

Onlar için gidilecek yön aynı, şartlar farklı ama çoğuna göre aynı yolun yolcusuydular ve yaşadıkları dünyada pek çoğu da “Adalet”ten bahsetmeyi, hedefe son model aracıyla ulaşanı başarılı addetmeyi marifet sayıyordu…

Bu kısa öykümde de değindiğim gibi yaşadığımız dünya üzerinde milyarlarca insan, değişik coğrafyalar üzerinde türlü haksızlıklara ve adaletsizliklere maruz kalıyor. Çoğu sesini yükseltmekten, içinde bulunduğu durumdan kurtulabilmek için bir an önce silkelenmekten aciz. Çoğu da bunları denemeye kalktığında bastırılıp sindirilerek olduğu durumdan daha kötüsü de varlarla yaşadığına şükrettiriliyor.

Dünyaya gelen her insanın eşit haklara sahip olduğu bir takım yasa ve beyannamelerle meşrulaştırılmış olsa da ne yazık ki insanların büyük bölümü bırakın tüm ihtiyaçlarını karşılayabilmeyi karın tokluğuna bile yaşamak için insanüstü çabalar sarfetmek zorunda. Diğer bir bölüm ise, pek çok imkana adeta altın tepsilerle sunularak kavuşmuş, sıkıntı çekmemiş, yokluktan bihaber, tek kaygısı günün trendlerini takip etmek, en lüks nerede ne yiyebilirimler, en şık nereden giyinebilirimler olmuş. Yoksul kesim en ucuz marketlerin indirim günlerini takip ederlerken, diğer kesim bir kez giyip attığı giysileri için kesenin ağzını sonuna kadar açmış…

Büyük şehirlerimizin birinde, çok popüler olan, her kesimden insanın gittiği büyük bir pazaryeri var. Sosyete pazarı da olarak adlandırılmakta. Bu pazarın giysi bölümlerini gezdiğinizde esnafın büyük bir bölümünün ikinci el giysileri sattığını görebilirsiniz. Ve satış politikaları da ihracat fazlası söylemleriyle süsleniyor. Oysa o tezgahlardan birindeki giysilerden herhangi bir tanesini alıp incelediğinizde çokca kullanılmış olduğunu görebiliyorsunuz. İnsanımızın pek çoğuna ikinci el giysileri pazar tezgahlarından almaları, akşam pazar dağılırken ezilmiş, tezgah altına süpürülmüş meyve ve sebzeleri toplamak reva görülmüş… Ama sorsanız herkes aynı gemide, aynı rotada ve aynı yöne doğru gitmekte… Herkes geçim sıkıntısı çektiğini, işlerinin kesat gittiğini, siftah bile yapamadan dükkan kapattığını söylüyor. Büyük firmalar, lüks içindeki yaşamlarıyla medyanın manşetinden düşmeyenler birbiri ardı sıra konkordatolar ilan edip yüklü borçlarının ertelenmesi konusunda çözüm yollarına gidiyorlar.

Sorsanız herkes aynı yöne gidiyor, sorsanız herkes geçim sıkıntısı çekiyor. Bir kesim pazardaki artık meyve sebzenin derdine düşmüşken, bir kesim trilyonların hesabıyla meşgul. Birileri bakkala olan üç kuruş borcunu nasıl ödeyeceğini düşünürken diğer bir kesim konkordato ile trilyonluk borçlarından en kısa sürede sıyrılmanın planları içinde…

Yoksul vergiler altında ezilip çoğu kolaylıktan yasalar yoluyla mahrum edilirken zengin yine korunup kollanmaya devam ediyor, vergiden muaf tutuluyor…

Yaşadığımız dünyada çocuklar açlıktan ölürken, cebinden 10 lira çıkan atanamayan öğretmenler intihar ederken biz adaletten bahsediyoruz!..