Hazırlayan: Dr. Şevket Dalboy
Halkların Eşitlik ve Demokrasi Partisi (DEM Parti), PKK’nın Abdullah Öcalan’ın çağrısı \u00fczerine düzenlediği kongrede aldığı “tarihi” kararlarla ilgili yaptığı açıklamada, “barış ufkuna bir adım daha yaklaşıldığını” duyurdu. Açıklamada, silahların susması, demokratik siyasetin önüne açılması ve birlikte yaşam iradesinin öne çıkarılması vurgulandı.
Ancak bu bildiriler, toplumsal hafızanın yoğrulduğu kuşkucu zeminlerde sorgulanmadan kalmaz. Her barış mesajının ardından şu soru yankılanır: Gerçekten silahlar susacak mı, yoksa barış sadece bir siyasal strateji olarak mı kullanılıyor?
DEM Parti’den Tarihi Mesajlar ve Teşekkürler Zinciri
DEM Parti, PKK’nın 5-7 Mayıs tarihleri arasında yaptığı kongreyi “50 yıllık bir çatışma tarihinden barışa doğru bir adım” olarak tanımladı. Açıklamada, “artık hiçbir gencin ne dağda ne de şehirde toprağa düşmemesi” temennisinde bulunuldu. En dikkat çekici bölüm ise Abdullah Öcalan’ın “tarihi sorumluluğuna”, Devlet Bahçeli’nin “çözüme verdiği desteğe” ve Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan ile CHP lideri Özgür Özel’e “barış iradesine sahip çıktıkları” için yapılan teşekkürdü.
Siyasi olarak dikkatle hazırlanılmış bu metin, bir yandan umudu beslerken diğer yandan kamuoyunun sorgulama reflekslerini harekete geçirdi. Zira Öcalan’ın çağrısına yanıt olarak toplanan PKK kongresinde alınan kararlar hâlâ kamuoyuyla tam anlamıyla paylaşılmadı. “Silahlar nereye ve kime teslim edilecek? PKK lider kadrosu Türkiye’ye gelecek mi? Muhalif unsurlar bu süreci kabul edecek mi?” gibi sorular cevapsızlığını koruyor.
Barışla Savaşı Aynı Anda Yürüten Örgütler: Uluslararası Deneyimler
Türkiye, kendi barış denemelerinde yalnız değil. Tarih, silah bırakma söylemiyle eş zamanlı olarak savaşı sürdüren pek çok ulusal örgütle dolu. Latin Amerika ve Avrupa’dan çarpıcı örnekler, bu karmaşık süreçleri anlamak için ışık tutuyor:
FARC (Kolombiya): 1964’te kurulan bu Marksist gerilla hareketi, onlarca yıl boyunca Kolombiya kırsalında savaştı. 1990’lardan itibaren defalarca barış masasına otursa da, bu süreçlerde adam kaçırma ve uyuşturucu ticareti gibi faaliyetlerine devam etti. 2016’da tarihi bir barış anlaşması imzalansa da, FARC içinden ayrılan gruplar silah bırakmayarak yeni yapılar kurdu.
ELN (Ulusal Kurtuluş Ordusu) – Kolombiya: FARC’tan farklı olarak daha kent merkezli faaliyet gösteren ELN, barış görüşmeleri sürerken sabotaj ve saldırılara devam etti. Devletle imzalanan anlaşmalara rağmen, sahada çatışma sürekliği korudu.
Shining Path (Sendero Luminoso) – Peru: Maoist ideolojiyi benimseyen bu örgüt, barışı ret etmese de devrimin tamamlanmadan silahları bırakmayacağını ilan etti. Liderlerinin yakalanmasına rağmen silahlı fraksiyonlar varlığını sürdürdü.
ETA (Bask Yurdu ve Özgürlüğü) – İspanya: 2011’de silah bıraktığını duyuran ETA, daha öncesinde de pek çok kez barış ilan ettiği halde siyasi hedefleri uğruna şiddete başvurmuştu. Devletin şiddetle verdiği yanıt da süreci sürekli krize sürükledi.
IRA (İrlanda Cumhuriyet Ordusu) – Kuzey İrlanda: 1990’lardaki barış sürecinde siyasal kolu Sinn Fein üzerinden anlaşmalara yanaşmış, ancak silahlı kanadın bir kısmı uzlaşıya direnmeyi seçmiştir. Ancak bu süreç, sonunda fiilen barışa dönüşmüş nadir başarılı örneklerden biridir.
Barış Söyleminin Sahadaki Karşılığı Olmalı
Bu örneklerden öğrendiğimiz şudur: Barış, söylemde değil sahada test edilir. Silahların nereye teslim edileceği, örgüt içi muhalefetin tutumu, halkla yapılan mutabakatların şeffaflığı ve sürecin toplumsal denetimi, barışın kalıcılığını belirler.
Şu an itibariyle DEM Parti’nin açıklaması, siyasi dilden bir barış vaadi sunsa da, bu sürecin altını dolduracak yasal, fiili ve toplumsal adımlar henüz atılmamış durumda. Güven, sadece bildiriyle sağlanmaz; saydamlıkla, uygulamayla ve kamuoyuna hesap vererek tesis edilir.
Öz Cümle: Hafızanın Direnci, Umudun Sözü
Bugün barış, yarın unutulabilecek bir manşet olmamalı. Bu halk yıllarca savaşın bedelini çocuklarıyla, göçleriyle, yoksulluğuyla ödemişken, yeni bir oyuna tahammülü kalmamıştır. Bu nedenle DEM Parti’nin, Öcalan’ın çağrısını, PKK’nın kongre kararlarını ve yapılacak tüm mutabakatları, toplumsal denetime açık şekilde paylaşması şarttır.
Gerçek barış, sessizlikten değil, hesap verebilirlikten geçer.


































