Dr. Şevket Dalboz – Siyaset ve Sosyal Bilimci / Gazeteci
Almanya Başbakanı Friedrich Merz’in Ankara ziyaretinde Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’la yaptığı görüşme, yalnızca iki ülke arasındaki diplomatik temas olarak değil, aynı zamanda Avrupa siyasetinin ahlaki pusulasını tartışmaya açan bir olay olarak yankılandı. Görüşme sonrası SPD ve Yeşiller’den yükselen sert eleştiriler, Almanya’nın dış politikasında süregelen temel çelişkiyi yeniden görünür kıldı: Değerler mi, çıkarlar mı?
Diplomasinin Sessiz Tarafı: Realpolitik’in Gölgesi
Merz’in sessizliği, diplomatik nezaketin değil, stratejik hesapların sonucu olarak okunabilir. Almanya, enerji krizinden ekonomik bağımlılıklara, göç yönetiminden güvenlik işbirliğine kadar Türkiye’ye birçok alanda ihtiyaç duyuyor. Böyle bir tabloda, insan hakları konusunu yüksek sesle gündeme getirmek, kısa vadeli çıkar hesapları açısından riskli görünebilir. Ancak tam da bu noktada mesele, Almanya’nın kendisini hangi değerler üzerinden tanımladığına geliyor.
Avrupa’nın merkezinde, demokrasi ve hukuk devleti ilkeleri üzerine inşa edildiği iddia edilen bir ülkenin, bu ilkeler söz konusu olduğunda sessiz kalması, yalnızca diplomatik bir tercih değil, ahlaki bir geri çekilme anlamına gelir. Bu durum, Almanya’nın “değer temelli dış politika” söylemini içi boş bir retorik hâline getirme tehlikesi taşır.
İç Politikada Görünmeyen Hesaplar
Merz’in tutumu aynı zamanda iç politikaya da dönük bir mesaj içeriyor. Almanya’da Türk kökenli seçmen kitlesi, ülkenin sosyal dokusunun önemli bir parçası hâline gelmiş durumda. Erdoğan’la yapılan görüşmede fazla eleştirel bir ton kullanmak, bu seçmen kitlesinin bir bölümünde tepki yaratabilir. Dolayısıyla Merz, hem Türkiye ile ilişkileri germemek hem de iç politikada dengeyi korumak adına “ölçülü bir sessizlik” tercih etmiş olabilir.
Ancak siyasette sessizlik de bir tutumdur; bazen söylenmeyen sözler, söylenenlerden çok daha fazla anlam taşır.
Avrupa’nın İkircikli Değer Politikası
SPD ve Yeşiller’in eleştirilerinin merkezinde yer alan asıl mesele, Avrupa’nın kendi değerler sistemine olan inancını kaybetmeye başlamasıdır. Avrupa, bir yandan insan haklarını ve özgürlükleri savunan bir küresel güç olma iddiasını sürdürürken, diğer yandan jeopolitik çıkarlar uğruna bu ilkeleri esnetmekte tereddüt etmiyor.
Bu ikircikli tutum, Avrupa’nın küresel meşruiyetini zedeliyor. Çünkü değerlerin yalnızca “uygun zamanlarda” savunulması, o değerlerin evrenselliğini ortadan kaldırır. Almanya da bugün tam bu sınavla karşı karşıyadır.
Türkiye Perspektifinden Bir Yansıma
Türkiye açısından Merz’in sessizliği, Batı’nın geleneksel ikiyüzlülüğü olarak algılanabilir. Türk hükümeti bu durumu, “Avrupa sadece çıkarlarını düşündüğünde konuşur” tezini güçlendirmek için kullanacaktır. Bu da iki ülke arasındaki diplomatik dengede, Almanya’nın moral üstünlüğünü kaybetmesine yol açabilir.
Sonuç: Almanya’nın Kayıp Ahlaki Meridyeni
Friedrich Merz’in Erdoğan karşısındaki sessizliği, basit bir diplomatik detay değil; Almanya’nın küresel siyasette hangi değerleri temsil ettiğini sorgulatan bir dönüm noktasıdır.
Eğer Almanya, ekonomik çıkarlar uğruna kendi ilkelerini geri plana atmaya devam ederse, sadece Türkiye karşısında değil, kendi toplumsal vicdanı karşısında da güven kaybına uğrayacaktır.
Unutulmamalı: Sessizlik bazen tarafsızlık değil, ahlaki bir pozisyondur. Ve bu pozisyon, tarihin terazisinde en ağır olanıdır.


































