Dr. Şevket Dalboy

Siyaset ve Sosyal Bilimci (İGÜ) Gazeteci – Yazar

Almanya’da yakıt indiriminin sona ermesiyle birlikte benzin ve dizel fiyatlarında yaşanan sert artış yeni bir tartışmayı gündeme taşıdı. Ancak bu tartışmanın merkezinde yalnızca fiyatların yükselmesi değil, yükselişin zamanlaması yer alıyor.

Çünkü ADAC’ın açıkladığı veriler dikkat çekici bir gerçeğe işaret ediyor: Vergi indirimi resmi olarak gece yarısına kadar yürürlükte olmasına rağmen, akaryakıt fiyatları gün içerisinde yükselmeye başladı. Dahası, sektörün kendi açıklamalarına göre birçok istasyonun depolarında hâlâ düşük vergili yakıt bulunuyordu.

Bu durumda vatandaşın sorduğu soru son derece meşrudur: Eğer düşük vergili yakıt hâlâ depolardaysa ve vergi indirimi henüz sona ermemişse, fiyatlar neden saatler öncesinden artırıldı?

İşin ilginç tarafı, yakıt indirimi ilk uygulamaya konulduğunda şirketler farklı bir gerekçe sunmuştu. Depolarda eski ve daha yüksek vergili yakıt bulunduğu için indirimin pompaya hemen yansımayabileceği söylenmişti. Bugün ise tam tersi bir durum yaşanıyor. Depolarda düşük vergili yakıt bulunduğu halde zamlar anında uygulanabiliyor.

Sosyal bilimlerin temel sorularından biri tam da burada ortaya çıkar: Kurallar ve gerekçeler herkese aynı şekilde mi uygulanıyor, yoksa piyasa aktörleri kendi lehlerine olan durumlarda farklı, aleyhlerine olan durumlarda farklı davranabiliyor mu?

Elbette enerji piyasalarının karmaşık bir yapısı vardır. Ham petrol fiyatları, uluslararası gelişmeler, lojistik maliyetler, döviz kuru ve vergiler fiyatları etkiler. Ancak ADAC’ın da belirttiği gibi son günlerde ne petrol fiyatlarında ne de Euro-Dolar kurunda fiyat sıçramasını açıklayacak olağanüstü bir değişim yaşanmadı.

Bu nedenle mesele yalnızca ekonomik değil, aynı zamanda siyasal ve toplumsal bir meseledir. Çünkü piyasa ekonomilerinin sürdürülebilirliği, vatandaşların sistemin adil işlediğine inanmasına bağlıdır. İnsanlar zamların ekonomik gerekçelerle değil de fırsat değerlendirme mantığıyla yapıldığına inanmaya başladığında, zarar gören yalnızca tüketicinin bütçesi olmaz; piyasa kurumlarına duyulan güven de aşınır.

Burada devletin rolü de tartışılmalıdır. Devletin görevi yalnızca vergi toplamak değildir. Aynı zamanda rekabeti korumak, piyasa gücünün kötüye kullanılmasını önlemek ve fiyat oluşum süreçlerinin şeffaf olmasını sağlamaktır. Eğer milyonlarca tüketici aynı soruyu soruyorsa, düzenleyici kurumların da bu soruya açık ve ikna edici cevaplar vermesi gerekir.

Bugün Almanya’da yaşanan tartışma birkaç centlik bir yakıt zammının ötesindedir. Asıl mesele şudur: Ekonomik kurallar gerçekten herkes için aynı mı uygulanıyor, yoksa maliyetler yükselirken serbest piyasa, maliyetler düşerken geciken bir piyasa mı görüyoruz?

Vatandaşın öfkesi fiyatlardan çok bu çelişkiye yöneliktir. Çünkü insanlar sadece daha fazla ödeme yapmak istemiyor; aynı zamanda ödediği bedelin adil ve meşru olduğuna inanmak istiyor.