Melik Bozkurt – Welt Heimat Gönüllü Muhabiri

Almanya’nın ekonomik omurgasını oluşturan küçük ve orta ölçekli işletmeler (KOBİ’ler), son yıllarda ağır bir yıpranma sürecinden geçiyor. Yükselen enerji faturaları, kiralardaki afaki artış, tedarik zincirinde yaşanan düzensizlikler ve nitelikli eleman bulma sorunu, bu işletmeleri adeta yaşam destek ünitesine bağlamış durumda

Resmi verilere göre, yalnızca 2022 ve 2023 yıllarında on binlerce küçük işletme kepenk kapattı. Özellikle gastronomi, perakende ve el emeğine dayalı sektörler, bu ekonomik dalgaların ilk boğduğu limanlar oldu

Ama kapanan her dükkân, yalnızca bir ekonomik veri değil.
Her biri, bir hayalin söndüğü, bir hayatın sustuğu birer iz gibi şehirlerin sokaklarına kazınıyor.

Bir Sırat Köprüsünde Esnaflık

Bugün Almanya’da ticaret yapmak bir tercih değil, cesaret gerektiren bir yolculuk.
Küçük işletmecilik, artık dar bir sırat köprüsünde, altı uçurum bir yürüyüşe dönüşmüş durumda. Her adım, hesaplanmamış bir risk. Her ay sonu, belirsizlikle yoğrulmuş bir sınav.

Kimi gün tek bir müşteri bile uğramadan geçiyor. Kimi sabah faturalar, zarfın içinden değil, doğrudan yürekten yakalıyor insanı.

Ticaret küçüldükçe, risk büyüyor. Raflarda ürün değil; kaygı birikiyor.
Kasada para değil; yorgunluk sayılıyor.

İnşaat Sektörü: Şap Atılamayan Temeller

Krizden en ağır nasibini alan sektörlerden biri de inşaat.
Eskiden yükselen vinçlerin simgelediği umut, artık yarım kalmış iskelelerin gölgesine çekilmiş.

Ustalar arasında bugünlerde acı bir mizah hâkim:

“İnşaat sektörü şap atıyor, mastar çekiyor; işi zor yani.”

Ama bu tebessümün ardında daha gerçek bir çöküş saklı:

“İnşaat sektörü de şapa oturuyor.”

Çünkü gerçekten artık şap bile atılamıyor.
Malzeme fiyatları freni patlamış kamyon gibi savruluyor.
Proje onayları yavaş, yatırımcılar isteksiz.
İnşa edilen binalardan önce umutlar çatlıyor.
Temellere yalnızca beton değil, tükenmiş moral de dökülüyor.

Birçok inşaat firması ya projelerini askıya aldı ya da kapıya kilit vurdu.
Çalışanlar birer birer sektörden ayrılırken, boş kalan şantiyelerde yalnızca rüzgârın sesi dolaşıyor.

Ben Nereye Gidiyorum?

Ben bu satırları, hem bir küçük işletme sahibi hem de gönüllü bir muhabir olarak yazıyorum.
Dükkânımın vitrininden dışarı bakarken, klavyemdeki harflerle haykırıyorum

Her sabah dükkânın anahtarını çevirirken içimde aynı iki soru:
“Bugün kaç müşteri gelecek?”
“Bu sokakta daha kaç kapı kapanacak?”

Yaptığım her haber, biraz da kendi hikâyem.
Mikrofonu uzattığım her esnaf, bir anlamda aynadaki yansımam.

Yazmak benim için artık sadece belge bırakmak değil, bir direniş biçimi.
Çünkü bu sessiz çöküş yalnızca rakamlarda değil;
yüzlerde, sokak tabelalarında, vitrin camlarındaki boşluklarda okunuyor.

Nereye gidiyorum bilmiyorum.
Ama ardımda neyi yitirdiğimizi çok iyi biliyorum:
Birlikte üretmenin neşesini, sokakların canlı sesini, emeğin dokunduğu samimiyeti.

Bir Teşekkürle Bitirmek İsterim…

Welt Heimat Gazetesi’nde, Dr. Şevket Dalboy’un öncülüğünde altı ay süren gönüllü eğitimlere katıldım.
Yazma yolculuğumda bana yalnız kalem değil; yön de verdiler.
Bu yazı, o yolculuğun ilk meyvesi

Belki bu satırlar bir şeyi değiştirmez.
Ama şunu biliyorum:
Susmamak da bir mücadeledir.