Dr. Şevket Dalboy yazdı
Siyaset ve Sosyal Bilimci | Gazeteci (İGÜ)

Ortadoğu’da bir savaş sadece patlayan bombalarla değil, akıl masasında oynanan hamlelerle kazanılır. İsrail’in İran’a yönelik son kapsamlı saldırıları; bir askeri harekâttan çok daha fazlasını, yani bölgenin jeopolitik mimarisine dair yeni bir savaş konseptini ortaya koyuyor. Ve bu kez hedef sadece İran’ın nükleer altyapısı değil, kurmay aklıdır.

Bu operasyon, İran’ın yalnızca askeri gücünü değil, bölgesel nüfuz mekanizmalarını da adım adım felç etmeyi amaçlayan çok katmanlı bir stratejidir. İsrail’in son haftalarda eş zamanlı olarak hem Suriye’deki İran yapılanmalarını vurması, hem Lübnan’daki Hizbullah’ın kurmay zekâsını hedef alması, hem de ekonomik damarları tıkaması; savaşın artık yalnızca toprakta değil, zihinlerde yürütüldüğünü gösteriyor.

İran’ın Kurmay Aklı Nerede

İsrail’in bu denli karmaşık ve hedefli saldırılar düzenleyebilmesi, istihbarat üstünlüğünün ve teknolojik hâkimiyetin sonucu olabilir. Ancak asıl mesele İran’ın buna nasıl ve ne zaman cevap vereceğidir. İran derin devleti, devrim muhafızları ve istihbarat aygıtı geçmişte çok daha sert tepkiler verecek kapasitedeydi. Peki şimdi neden sessiz?

Bu sessizlik, bir fırtına öncesi sükûnet mi, yoksa çöküşün sessizliği mi? İran, uzun yıllar boyunca “asimetrik savaş” üzerinden bir bölgesel nüfuz politikası kurdu. Ancak bu model artık çökmekte. Hizbullah’ın lider kadrosu hedef alınarak bu modelin beyni dağıtıldı. Yemen’den Irak’a kadar İran’a bağlı vekil güçler artık ya parçalanmakta ya da etkisizleşmekte. Suriye’deki derin yapılanma ise neredeyse haritadan siliniyor.

İsrail’in Yeni Konsepti: Nüfuz Haritasını Yeniden Çizmek

Bu saldırılar yalnızca askeri değildir; İsrail, İran’a karşı yürüttüğü hamlelerle bölgede yeni bir konsept inşa ediyor: “önleyici imha ve stratejik izole etme.” Yani savaş açmadan rakibini oyun dışına itmek.

Bu konsept; İran’ın istihbarat kapasitesine, mühendis havuzuna, hava savunma sistemlerine ve vekil örgütlere ardışık darbelerle, onu hem içeriden hem dışarıdan kuşatma mantığına dayanıyor. Böylece İran, savaşmadan tüketilmek isteniyor.

İsrail bu süreçte ABD ve Körfez ülkeleriyle kurduğu gizli diplomatik kanalları da devreye sokarak bölgeyi “İran sonrası dönem” için şekillendiriyor. Oyun sahası büyüyor, taşlar değişiyor ama İran hâlâ eski satranç tahtasında hareket ediyor gibi görünüyor.

Peki İran Ne Yapacak?

İran, geçmişte zaman zaman sabredip büyük bir intikam için beklemeyi tercih etti. Ancak bugün karşı karşıya olduğu tablo, klasik “bekle-güçlen-vur” stratejisiyle aşılabilecek gibi değil. Zira bu kez karşısındaki güç sadece askerî değil; psikolojik, ekonomik, dijital ve diplomatik olarak çok boyutlu.

İran oyun kurucu olmak istiyorsa, sadece füze yağdırmakla değil, bölgedeki kırılgan dengelere yeni ittifaklar ve yeni siyasi araçlar üretmekle cevap vermek zorunda. Aksi takdirde sadece vekil güçlerini değil, stratejik derinliğini de bir bir kaybedecek.

İran, bu ağır darbeler karşısında ya yeniden doğacak ya da bölgesel bir figüran olarak tarihe not düşülecek.

Sonuç: Suskunluk Güç Değil, Kaybettiren Sessizliktir

Ortadoğu artık susturulan değil, yeniden kurgulanan bir satranç tahtasıdır. İsrail bu oyunda kural koymaya, İran’ı ise tahtadan dışlamaya çalışıyor. Gerçek şu ki: İran bu saldırılara cevap vermezse sadece caydırıcılığını değil, bölgedeki tarihi rolünü de kaybedecek.

Soru artık şudur: İran hâlâ bir oyuncu mu, yoksa sessizce yenilgiyi içselleştiren bir seyirci mi?