Almanya tutuklulara neden tek tip elbise dayatması yapıyor? Son olarak Gazeteci Özgür Emre’ye uygulanan tek tip dayatması ve 129-b maddeesi yeniden gündeme taşımış oldu.

Özgür Emre Tek Tip elbiseyi giymemek için süresiz açlık Grevi başlattığını duyurmuştu. Tek Tip elbise politikası neymiş ne değilmiş gelim hep birlikte bakalım.

Avrupa genelinde ilk olarak ne zaman başladı?

Avrupa genelinde cezaevi kurallarının ana çerçevesi ilk olarak, üyeleri arasında Türkiye’nin de yer aldığı Avrupa Konseyi tarafından 1987’de hazırlanmaya başlandı. Avrupa Konseyi’nin karar organı konumundaki Bakanlar Komitesi, „Avrupa Cezaevi Kuralları“nı 11 Ocak 2006 tarihinde Strasbourg’da kabul ettiği bir kararla güncelledi. Karara Ankara dahil hiçbir Avrupa devleti itiraz etmedi. Güncellenen bu belgenin temelini Avrupa Konseyi tüzüğü, Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi (AİHS) ve İşkence ve Kötü ve Onur Kırıcı Muamelenin Önlenmesiyle ilgili Avrupa Sözleşmesi oluşturuyor.

Kurallar ne diyor?

Toplam 108 maddeden oluşan Avrupa Cezaevi Kuralları’nın „Kıyafetler ve Yataklarla ilgili 20’nci maddesinde tutuklu ve hükümlüler için öngörülen kıyafetler hakkında „Bu kıyafetler küçültücü ya da aşağılayıcı olmamalıdır“ ifadesi yer almaktadır. „Cezaevi dışına çıkma izni olan mahpuslara mahpus olduklarını belli edecek kıyafet giyme zorunluluğu getirilmemelidir“ deniyor.

„Ne yasaklandığı ne de teşvik edildiği“  belli!

Kuralların açıklama bölümünde ise hükümlülere tek tip giysi zorunluluğu konusunda açık kapı bırakılıyor. Bu uygulamanın „ne yasaklandığı ne de teşvik edildiği“ vurgulanıyor. Bununla birlikte, şayet hükümlülere tek tip giysi zorunluluğu getirilecekse bunun kuralların 2’nci maddesiyle uyumlu olması gerektiğinin altı çiziliyor. Kuralların 2’nci maddesi ise „Özgürlüğünden yoksun bırakılmış olan herkes cezalandırılmalarına veya tutuklanmalarına hükmedilen kararla yasal olarak ellerinden alınmayan tüm haklara sahip olmaya devam eder“ diyor.

AİHM içtihadı

Her ne kadar Avrupa devletleri tarafından ortaklaşa kaleme alınmış olsa da Avrupa Cezaevi Kuralları’nın hukuksal planda doğrudan yaptırımı yok. Sadece politik tutuklulara karşı bu uygulamayı bir yaptırım aracı olarak kullandıklarını görüyoruz. Buna karşılık AİHM’nin bu kurallar üzerine oturtulmuş içtihat niteliğinde iki kararı var. Bu kararlar, Romanya’ya karşı açılmış davalarda 2008 ve 2010 yıllarında açıklandı.

Romen bürokrat örneği

Bunlardan ikincisi, yolsuzluk suçlamasıyla yargılanan ve davası medyada geniş yankı uyandıran üst düzey Romen bürokrat Dan Jiga’nın, suçlu bulunup 2005 yılında 5 yıl hapis cezasına mahkum edildikten sonra, halka açık duruşmalara tek tip cezaevi kıyafetiyle getirilmesinin „masumiyet karinesi“ ve Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’nin adil yargılanma hakkıyla ilgili maddesine aykırı olduğu teziyle AİHM önünde Romanya’ya karşı açtığı davada verildi.

„Davacının giysisi olmadığı“ yalanı

Romen hükümeti AİHM önünde kendisini „davacının giysisi olmadığı“ ve „hijyen“ gerekçeleriyle savundu. Ancak Strasbourg yargıçlarını ikna edemedi. Davayla ilgili kararını 2010’da açıklayan AİHM Jiga’yı haklı buldu. Mahkemenin gerekçeli kararında, „geçici tutuklulara yönelik önlemlerin masumiyet karinesini ihlal etmemesi gerektiği“ belirtildi. Davacının cezaevi giysisiyle duruşmaya çıkarılmasına „resmi makamlar tarafından meşru bir açıklama getirilemediği“ not edildi. Duruşmaya cezaevi giysileriyle çıkarılmanın, özellikle de aynı duruşmada normal giysili başka sanıklar var ise cezaevi giysili sanığın „suçlu“ olduğu izlenimi uyandırabileceğine vurguda bulunuldu.

Bu tespitlerden yola çıkan AİHM, sözleşmenin adil yargılanma hakkıyla ilgili maddesinin ihlal edildiğine hükmetti.  

Kıyafetler aşağılayıcı ya da küçük düşürücü olamaz

Bununla ilgili en kapsamlı düzenlemelerden birisini Birleşmiş Milletler’in Ocak 2016’da Genel Kurulu’nda revize halini kabul ettiği Mahkumlara Muamelede Standart Asgari Kurallar başlıklı karar oluşturuyor.

„Nelson Mandela Kuralları“

„Nelson Mandela Kuralları“ olarak da bilinen bu düzenlemede, mahkumların kendi kıyafetlerini giymelerine izin verilmemesi halinde iklime ve sağlık koşullarına uygun giysilerin tedarik edilmesi, bu giysilerin de „aşağılayıcı ya da küçük düşürücü olmaması“ gerektiği belirtiliyor.

Mahkumların kendi kıyafetlerini giymelerine izin verildiği durumlarda da bunları temiz tutmalarını sağlayacak olanakların sunulması çağrısı yapılıyor. Bu da devletin sunduğu olanaklara bağlı…

Bazı ülkelerde hapishanelerde uygulanan kılık-kıyafet düzenlemeleri şöyle:

  • Emperyalist ABD: Hapishanelerde tek tip kıyafet uygulaması yaygın bir şekilde yapılıyor. Eyalet ve açık ya da kapalı gibi hapishane türüne bağlı olarak yapılan uygulama da farklılık gösteriyor. Bazı yerlerde, kılık-kıyafet uygulaması cezalandırma sürecinin bir parçası olarak görülüyor ve bu da erkek mahkumların pembe iç çamaşırı gibi tartışmalı kuralların getirilmesine neden oluyor.
  • Emperyalist İngiltere: Hapishanelerde zengin ile yoksul arasındaki ayrımı ortadan kaldırıp daha eşit bir ortam oluşturmak amacıyla 19’uncu yüzyılda tek tip kıyafet uygulamasına geçildi. Bu uygulamaya karşı hapishanede ciddi direnişle karşı karşıya kaldı.
  • Almanya: Hapishanelerin önemli bir kısmında tek tip kıyafet uygulaması bulunmuyor. Ancak bu uygulamanın yapıldığı ve mahkumların üniforma giymesinin zorunlu olduğu az sayıda cezaevi bulunuyor. Ayrıca, maddi olanaksızlıklardan dolayı kıyafet alamayan mahkumlara da üniforma veriliyor. Akıllardaki soru şu: Üniforma yerine elbise neden verilmiyor?
  • Çin: Tek tip kıyafet uygulaması yapılıyor. Hapse giren mahkumlara bez ayakkabı ve cezaevinin yapısına uygun kıyafetler veriliyor. 2005 yılında ise hapishane koşullarının iyileştirilmesi için meslek eğitimi, psikolojik destek ve toplum hizmetleri gibi bir dizi yenilik getirilmiş olmasına karşın üniforma uygulaması kaldırılmadı.
  • Kazakistan: 2011 yılında işlenen suçların ağırlığına göre düzenlenen renkli tulum uygulaması başlatıldı. Uygulamanın gerekçesi hem mahkumların işledikleri suçlara göre ayrıştırılması hem de hapishaneden kaçmaları halinde yakalanmalarının daha kolay olması olarak açıklandı.
  • İsveç: Yüzde 40’lık yeniden suç işleme oranı ile dünyada birçok ülkenin altında yer alıyor. Yapılan reformlar sonucunda üniforma giyme zorunluluğu kaldırılırken, mahkumlar da üniversite yurtlarına benzer bir yapı içerisinde kalmaya başladı.

Almanya Dışişleri Bakanlığı Sözcüsü Martin Schafer Türkiye’de darbe girişiminden yargılanan sanıklara tek tip üniforma uygulamasını Nazi dönemine benzetti. Schafer, „Şahsen bir Alman olarak bana Almanya’daki kötü bir döneme dair kötü hatıraları uyandıran şeyler yapmasını dikkat çekici buluyorum“ diye konuştu.

1700’lerden 2022’lere tek tip kıyafet

Tek tip kıyafet dayatması Almanya’nınve Türkiye’nin kendine mahsus bir olay olmadığı gibi, örnekleri de ABD ve Guantanamo ile sınırlı değil. Aksine, tek tip kıyafet uygulaması küresel anlamda ceza infaz rejimlerinin dönüşümünün önemli bir parçasını teşkil ediyor. Konunun özü budur…

Kıyafet dayatmasına karşı geliştirilen direnişler de toplumsal hareketler tarihinde önemli yer tutuyor. Üretim ve iktidar ilişkileriyle ceza infaz rejimleri arasındaki ilişki göz önünde bulundurulduğunda, tek tip kıyafet uygulamasını tarihsel bağlamına oturtmak bugün karşı karşıya olduğumuz düzenlemenin toplumsal kontrol açısından ifade ettiklerini tartışabilmek açısından önemli.

Bu bağlamda, pek de şaşırtıcı olmayacak biçimde, mahpuslara yönelik modern tek tip kıyafet uygulamasının izlerini 1700’lerin İngiltere’sine kadar sürmek mümkün. Malum, gerek kapitalizmin gelişimi gerek sömürgeci yayılmacılık sebebiyle, o dönem İngiltere’de olan İngiltere’de kalmıyor ve kıyafet uygulaması ceza infaz rejimlerinin temel meselelerinden biri olmaya bugün dahi çeşitli coğrafyalarda devam ediyor.

Şimdi Özgür Özgül Emre 18 Mayıs 2022′ de Alman tarafından haksız ve adaletsiz bir şekilde tutuklandığına inanılan devrimci bir gazeteci. Neden Tek Tip elbise dayatmasına maruz kaldığını anlamaya çalışalım:

Alman yetkililer Özgül Emre’ye Hapishanesi’nde Tek Tip elbise giymeyi neden dayatmıştir? Oysa Alman yasalarında tutukluların tek tip elbise giyme zorunluluğu uygulanmamaktadır. Bu nedenle dayatma tamamen keyfidir. Keyfi uygulama işkence anlamına gelir.

Almanya’ya yapılan eleştirilerin başında Tek Tip dayatmasıyla birlikte 129-b maddesi gelmektedir. Bu yasa maddesiyle en masum insanları bile tutuklama bahanesi olarak kullanabileceği yorumları yapılmaktadır. Anti demokratik uyulamalar konusunda birçok ülkeye akıl veren Almanya’nın kendi ülkesinde Anti Demokraik yasalarla hüküm verdiğine inanılmaktadır. Gazeteci Özgül Emre için oluşturulan komisyonlar Almanya’da ve Avrupa’da bu kahsız olduğuna inandıkları yasayı tehşir için çeşitli gösteriler yapıyor. Özgül Emre’nin neden tutuklandığını anlaşılır bir dille ve delillerle açıklanmasını istiyor. Almanya’ya yönelik çağrılarda ise ya tüm dünyayı demokrasi, insan hakları ve hukuk devleti masallarıyla aldatmaktan vaz geçin vurgusu yapılıyor.