Dr. Şevket Dalboy
Daha eline geçmeden kesiliyor alın terinin payı… Bordroda yazanla eve giren para arasında uçurum var. Kira, mutfak, fatura… Ayın ilk haftası değil, daha başında cüzdan boşalıyor, umut ise borç defterinin sayfalarına sıkışıp kalıyor.
Bir de Türkiye’nin en büyük sermaye grubunu düşünün… Koç Holding. Bu yılın ilk 6 ayında 1.2 trilyon lira hasılat elde etmiş. Ödediği kurumlar vergisi? Yalnızca 15.3 milyar lira. Yani kazancına oranla yüzde 1.3. İşçinin sırtından yüzde 15’e yakın vergi kesilirken, holdingin ödediği oran kuş tüyü kadar hafif.
Ve bu sadece Koç’a özgü değil. Yıllardır onlarca büyük şirkete aynı kıyak yapıldı. “Yatırım teşviki” dediler, “ekonomiyi büyütür” dediler. Patronun yükü hafifledi, işçinin yükü ağırlaştı. Ama bu kıyak bir kere olsun memura, emekliye, köylüye, çiftçiye yapılmadı. Onlar teşvik değil, ancak yeni vergi, yeni zam gördü.
Devlet zenginlerin çıkarını korumak için var olamaz. Çünkü bu devletin direği halktır. Yangın çıktığında ormana koşan, sel bastığında elini taşın altına koyan, savaş olduğunda cepheye giden bu halktır. Meydanı, sokağı dolduran, kendi ekmeğinden kısarak bu ülkeyi ayakta tutan yine halktır.
Peki zengin ne yapar? Askere gitmez, gitse de en rahat yerde yapar. Kriz olduğunda zararını devlete ödetir. Kâr edince kimseyle paylaşmaz. Ama vergi vermeye gelince “teşvik” alır, “muafiyet” alır, “indirim” alır.
Bu nasıl bir sistem? Bu nasıl bir adalet?
Sömürüyü kimisi sağcı maskeyle yapar, kimisi solcu, kimisi de dinci. Ama maske değişse de sömürü değişmez.
Sonra çıkarlar; kürsüden ‘adalet, adalet’ diye haykırırlar. Kimin adaleti? Kime adalet?
Gerçek adalet, yalnızca kanun maddesinde değil, halkın sofrasında, cebinde, hayatında hissedilendir. Eğer halkın sofrasındaki ekmek küçülürken, sermayenin kasası doluyorsa; orada adalet değil, yalan dolan vardır.


































