Dr. Şevket Dalboy

İster kapat kulaklarını, ister çevir başını… Gerçek orada duruyor! Bu dünyada açlık var, yoksulluk var, sömürü var, zulüm var. Ve bütün bu pisliğin içinde geriye kalan tek şey senin vicdanın ve adalet terazindir. Eğer o da susarsa, geriye ne kalır biliyor musun? Sadece sessizce çürüyen bir insanlık…

Aç olanın aç olanla yan yana durması gerekirken, tokların hakkını savunmak, başkasının servetini korumak için her şeyinden vazgeçen bir halk var. Kendi ekmeğini büyütmesi gerekirken, kendi sofrasını boş bırakıp efendisinin kasasını doldurmaya koşuyor. Yoksullar yoksullarla el ele vereceğine, birbirini boğazlıyor. Toklar seyrediyor, kahkahalar içinde servetlerine servet katıyor. Bu manzara, insanlık tarihinin kara lekesidir; başka bir gezegende böylesi bir utanç yok!

Tarih, bu ihanetin tekrarlarıyla dolu. Roma arenalarında gladyatörler birbirini parçalayarak halka kan banyosu yaptırırken, imparatorlar şarap kadehlerini tokuşturuyordu. Orta Çağ’da köylüler, kendi tarlasını koruyamazken soyluların topraklarını savunmak için cephelerde ölüyordu. Sanayi Devrimi’nde işçiler, patronlarının ceplerini doldurmak için on sekiz saat makinelerin başında çürürken, evlerinde çocukları açlıktan inliyordu.

Ve bugün… Yöntem değişti ama oyun aynı. Manipülasyon denen zehir, zihinlere damlatılıyor. Kimi zaman ırk kartı açılıyor, kimi zaman ideoloji, kimi zaman din… Hangi maske işlerine yarıyorsa, onu takıyorlar. Parti liderleri, aynı fabrikada omuz omuza çalışan işçileri, aynı sokakta selamlaşan komşuları, hatta aynı evde yaşayan aile fertlerini bile birbirine düşürüyor. Dün söylediklerini unutturup, bugün söylediklerini tek doğru gibi yutturan… Yarın bundan da vazgeçip ne söylerse söylesin alkışlayan, onun uğruna canını dişine takan bir kitle yaratılıyor. Sorgulamayan, “Acaba öyle mi?” diye düşünmeyen, sürekli bir düşmanla korkutulan bu kitle… İşte bu sizin düşmanınız diye tanıttıklarıyla ertesi gün stratejik ortak olan; mazlumların kanını dökenlerle ticaret yapan bir anlayış… Bu körlüğün, bu çelişkinin tarifi yok!

Sözde herkes cesur, kahraman, adaletli, vicdanlı… Ama gerçek karşısında koca bir sessizlik. Kör, sağır, dilsiz bir topluluk.

Konuşanı yalnız bırakmakla kalmayıp, üstüne saldıran bir kalabalık.

Bu, yüzyıllardır süregelen bir projenin sonucudur.

Halkın zihni yeniden şekillendiriliyor. Vicdanlar susturuluyor.

Ve bugün ekranlarda, sosyal medyada, manşetlerde aynı sahne oynanıyor.

İnsanlar kendi ekmeğinin değil, efendisinin malının kavgasını veriyor.

Düşmanını yanlış yerde arıyor. Dostunu tanımıyor.

Sen hangi sofrada oturuyorsun?

Hangi kavgayı veriyorsun?

Ve bugün, ekranlarda, sosyal medyada, manşetlerde aynı sahne oynanıyor. İnsanlar kendi ekmeğinin değil, efendisinin malının kavgasını veriyor. Düşmanını yanlış yerde arıyor, dostunu tanımıyor. Tarih bize defalarca gösterdi. Unutma: Adaletin terazisini bozan, çoğu zaman bizzat teraziyi tutan eldir.