“Adalarda korkunç bir insani krizin eşiğindeyiz”

Koronavirüs salgını nedeniyle Yunan adalarındaki kamplarda bulunan sığınmacıların ivedilikle tahliye edilmesini talep eden göç uzmanı Knaus, “Adalarda korkunç bir insani krizin eşiğindeyiz” diyor.

Deutsche Welle‚ye konuşan Gerald Knaus, adada dikkat çekilmesi gereken konuların altını çizdi. Knaus şu şekilde anlatmış Yünan adalarındaki sorunu: Normal şartlar altında, yalnız olan çocuk ve gençler gibi, en güçsüzlere yoğunlaşmak mantıklıdır. Ancak şu an normal şartlar altında yaşamıyoruz. O yüzden, korunmaya muhtaç azami kaç kişiye yardım edilebileceğine odaklanılması lazım. Yunan adalarında çok zor durumda olan on binlerce insan var. Bunların çoğu çocuk. Hepsinin tahliye edilmesi gerekir. Ailesi ile olan çocuklar yalnız olanlara göre daha güvende değil. 35 bin insanı süratli bir şekilde adalardan nasıl tahliye edebiliriz? Sorulması gereken soru şu an bu.

Adalarda, korkunç bir insanı krizin eşiğindeyiz.

Geleceğini ilan eden ama hala önleme şansımızın olduğu bir kriz. Orada şartlar uzun zamandır zaten çok kötü. Şimdi bir de üstüne, Midilli’deki kampta dip dibe yaşayan, ellerini yıkama olanağı olmayan 20 bin kişiye koronavirüs bulaşırsa, adanın tamamında sadece altı yoğun bakım yatağının da mevcut olduğunu düşünürsek, hemen harekete geçme zorunluluğumuz çok açık ve net.

Koronavirüs kısa süre önce bir Hollanda denizaltısında tespit edildiğinde, mürettebatın tamamı hemen sosyal izolasyona alındı. Midilli’de neyi bekliyoruz? Bu sadece sığınmacıların iyiliği için değil, Yunanistan’ın ve Avrupa Birliği’nin tamamı açısından önemli bir konu. Virüsü mağlup edebilmek için sağlık sistemimizdeki zayıf noktaların üzerine gitmeliyiz.

Peki sığınmacıların Yunanistan ana karasına tahliyesi uygulamada nasıl olmalı? sorusuna ise şu yanıtı verdi:

Yunanistan hükümetinin, Avrupalı ortaklarına bunu yapmak niyetinde olduğunu söylemesi atılması gereken ilk adım. Şayet Yunan hükümeti enfeksiyon tehlikesini hiçbir şey yapmadan geçiştirebileceğini düşünüyorsa, kimse o insanlara yardım edemez. Önümüzdeki aylarda, Yunan adalarından Türkiye’ye mülteci iadesi olmayacağı açık. Sınırlar kapalı. Şu an adalarda olanlar Yunanistan’da kalacak ve burada bir saatli bomba olduğunun Yunanistan’da çok kişi farkında. Bu her gün kitlesel etkinlik düzenlemek gibi bir şey. Umuyorum ki, Yunanistan Başbakanı yakın zamanda telefonu eline alır ve (diğer Avrupalı liderlere) „Bu durumu çözmek istiyoruz ve desteğe ihtiyacımız var“ der. O zaman tabii ki Avrupa Birliği’nde diğerlerinin de destek vermeyi kabul etmesi gerekir. Bunun için de şu an ne yapılması gerektiği ile ilgili bir tartışma yürütülmesi lazım.

Yapılması gereken ve yapılabilecek olan aslında net. 35 bin sığınmacı, en hızlı biçimde adalardan Yunanistan ana karasına tahliye edilmeli. Geçici çadır kamplarına süratle 15 bin çadır daha kurulabilir. Uluslararası Göç Örgütü (IOM), birkaç hafta içinde bunları yapabilir. 10 bin kişi de şu an boş olan ve halihazırda Avrupa Birliği tarafından finanse edilen Yunan otellerine yerleştirilebilirler. Bunlar şu an resmen kabul görmüş sığınmacıların yaşadığı yerler. Almanya gibi ülkeler, kabul edilmiş sığınmacıları hızlıca alırsa, buralar boşalır ve yerlerine adalardaki sığınmacı aileler yerleştirilir. Böylelikle Yunanistan’a da yalnız olmadığına dair güçlü bir sinyal verilmiş olur.

Fakat koronavirüs salgını ile mücadele eden Avrupa ülkelerinde, kamuoyunu sığınmacıların kabulü konusunda ikna etmek siyasetçiler için çok zor olabilir.

Buna sadece birkaç ülkenin katılacağı açık. Almanya’da insanlar sığınmacı yurtlarında boş yataklar olduğunu biliyor ve iltica hakkına sahip olduğu resmen kabul edilenler başka bir yere taşınsalar da statüleri biliniyor. Onların korunma hakları olduğunu biliyoruz. Burada nispeten küçük bir sayıdan söz ediyoruz. Diyelim ki Almanya, Yunanistan ana karasından 5 bin mülteci adayını almayı önerdi. Almanya geçtiğimiz haftalarda, sağlık koruma standartları kapsamında 170 bin Alman’ı dış ülkelerden geri getirdi. Böyle bir tavır (Almanya’nın Yunanistan’dan sığınmacıları kabulü), insanların onlarca yıl sonra bile hatırlayacağı bir nevi Avrupa dayanışması olur. Bu kriz döneminde, insanlık onuru ve sığınmacı anlaşması gibi değerleri savunduğumuzu gösterebiliriz. Avrupalı ortaklarımızla aramızdaki dayanışmanın zor zamanlarda da geçerli olduğu ortaya konmuş olur.