Alman hükümetinin açıkladığı canlandırma programı, ekonomik durgunluğun ve yıllardır biriken yapısal sorunların geç kalmış kabulü niteliği taşıyor.

Dr. Şevket
Siyaset ve Sosyal Bilimci – Gazeteci/Yazar

Almanya’da CDU, CSU ve SPD’den oluşan koalisyon hükümeti, ekonomiyi yeniden canlandırmak ve istihdamı güçlendirmek amacıyla 34 maddelik kapsamlı bir reform paketi açıkladı. “Canlanma ve İstihdam Programı” adı verilen paket; vergi düzenlemelerinden emeklilik sistemine, çalışma hayatından bürokratik yüklerin azaltılmasına kadar geniş bir alanı kapsıyor.

İlk bakışta ekonomik büyümeyi desteklemeyi amaçlayan kapsamlı bir reform programı gibi görünen bu paket, aslında Almanya’nın son yıllarda karşı karşıya kaldığı ekonomik ve sosyal sorunların artık görmezden gelinemediğinin de açık bir göstergesi niteliğinde. Çünkü bugün açıklanan tedbirlerin önemli bir bölümü, uzun süredir ekonomi çevreleri, sanayi kuruluşları ve uzmanlar tarafından dile getirilen sorunlara verilen gecikmiş yanıtlar olarak değerlendiriliyor.

Uzun yıllar Avrupa ekonomisinin lokomotifi olarak gösterilen Almanya, son dönemde ciddi bir büyüme sorunu yaşamaktadır. Sanayi üretimindeki gerileme, yüksek enerji maliyetleri, yatırım eksikliği, bürokratik engeller ve nitelikli iş gücü açığı, ülkenin ekonomik dinamizmini önemli ölçüde zayıflatmıştır. Bir zamanlar Avrupa’nın üretim merkezi olarak görülen Alman sanayisi, bugün uluslararası rekabet gücünü korumakta zorlanmaktadır.

Özellikle Rusya-Ukrayna savaşının ardından yaşanan gelişmeler, Almanya ekonomisindeki kırılganlıkları daha görünür hale getirmiştir. Enerji fiyatlarında yaşanan sert yükselişler sanayi sektörünü derinden etkilerken, birçok şirket üretim kapasitesini azaltmış, bazı yatırımlar ise daha düşük maliyetli ülkelere yönelmiştir. Bunun yanında savunma harcamalarındaki büyük artış ve Ukrayna’ya yönelik milyarlarca euroluk destek paketleri de kamu maliyesi üzerinde önemli bir yük oluşturmuştur.

Elbette Avrupa’nın güvenliği ve Almanya’nın uluslararası sorumlulukları göz ardı edilemez. Ancak kamuoyunda giderek daha fazla kişi, sosyal harcamalarda tasarruf çağrıları yapılırken savunma ve savaş kaynaklı harcamaların sürekli artmasının ekonomik sonuçlarını sorgulamaktadır. Bugün açıklanan canlandırma programı, bir yönüyle bu maliyetlerin ve ekonomik daralmanın yarattığı tahribatı telafi etme girişimi olarak da okunabilir.

Programın en dikkat çekici unsurlarından biri gelir vergisi reformudur. 1 Ocak 2027’de yürürlüğe girmesi planlanan düzenleme ile yıllık yaklaşık 10 milyar euroluk vergi indirimi öngörülüyor. Özellikle düşük ve orta gelir grupları ile çocuklu ailelerin desteklenmesi hedefleniyor. Temel vergi muafiyetinin artırılması, çocuk yardımlarındaki yükseliş ve çalışanlara yönelik çeşitli vergi avantajlarıyla iç tüketimin canlandırılması amaçlanıyor.

Ancak bu vergi indirimlerinin finansmanı da ayrı bir tartışma konusu. Hükümet, yüksek gelir gruplarına uygulanan vergi oranlarını artırmayı planlıyor. Bunun yanı sıra bazı vergi avantajlarının azaltılması ve farklı gelir kaynaklarının devreye sokulması öngörülüyor. Bu durum, bir yandan sosyal adalet vurgusunu güçlendirirken diğer yandan yatırım ortamına olası etkileri konusunda soru işaretleri doğuruyor.

Koalisyonun üzerinde durduğu bir diğer önemli başlık emeklilik reformu. Almanya’nın yaşlanan nüfusu, sosyal güvenlik sistemini giderek daha fazla zorlamaktadır. Bu nedenle hükümet, Yaşlılık Güvenliği Komisyonu’nun önerileri doğrultusunda kapsamlı bir reform hazırlığı içerisindedir. Emeklilik sisteminin sürdürülebilirliğini sağlamak amacıyla yeni düzenlemelerin 2026 yılı sonuna kadar yasalaştırılması hedeflenmektedir.

Çalışma hayatına ilişkin düzenlemeler ise en fazla tartışılan başlıklar arasında yer alıyor. Telefonla hastalık raporu alınması uygulamasının kaldırılması ve çalışanların ilk günden itibaren sağlık raporunu işverene sunmasının zorunlu hale getirilmesi planlanıyor. Hükümet bu adımı yüksek hastalık izin oranlarıyla gerekçelendirirken, sendikalar ve çalışan temsilcileri bunun çalışanlar üzerinde yeni baskılar oluşturabileceği görüşünde.

Benzer şekilde süreli iş sözleşmelerinin dört yıla kadar uzatılabilmesinin önünün açılması da iş gücü piyasasında esneklik ile iş güvencesi arasındaki hassas dengeyi yeniden gündeme taşıyor. İşverenler açısından kolaylık sağlayan bu düzenlemeler, çalışanların gelecek planlaması yapmasını zorlaştırabileceği gerekçesiyle eleştiriliyor.

Koalisyon ortakları ayrıca bürokrasiyi azaltma ve vergi işlemlerini kolaylaştırma sözü veriyor. Özellikle işletmelerin uzun süredir şikâyet ettiği raporlama yükümlülüklerinin hafifletilmesi ve kamu işlemlerinin sadeleştirilmesi hedefleniyor. Ancak iş dünyasının önemli bir bölümü, bu adımların yıllar önce atılması gerektiğini savunuyor.

Konut politikası da reform paketinin önemli başlıklarından biri. Hükümet, özel konut şirketlerinin kamulaştırılmasına yönelik girişimlere kapıyı kapatırken, uygun fiyatlı konut üretimini hızlandıracak yeni modeller üzerinde çalışacağını açıklıyor. Büyük şehirlerde giderek derinleşen konut krizinin çözümü açısından bu alandaki uygulamaların sonuçları yakından takip edilecek.

Bugün açıklanan 34 maddelik program, yalnızca ekonomik büyümeyi desteklemeye yönelik teknik düzenlemelerden ibaret değildir. Aynı zamanda Almanya’nın son yıllarda biriken ekonomik sorunlarıyla yüzleşmek zorunda kaldığının da bir göstergesidir. Uzun süre Avrupa’nın en güçlü ekonomisi olmanın sağladığı avantajlarla ertelenen birçok yapısal problem, artık siyasi karar alıcıların önünde çözülmesi gereken acil meseleler olarak durmaktadır.

Bu nedenle açıklanan paket, yeni bir ekonomik vizyondan çok, uzun süredir biriken sorunlara yönelik gecikmiş bir müdahale olarak değerlendirilmektedir. Asıl mesele ise alınan tedbirlerin Almanya’nın kaybetmeye başladığı rekabet gücünü yeniden kazandırıp kazandıramayacağıdır. Çünkü ekonomik gerçekler, siyasi söylemlerden çok daha hızlı ve çok daha sert sonuçlar üretmektedir.