NATO Zirvesi öncesinde Türkiye ile Almanya arasında yeni bir diplomatik gerilim yaşanıyor. Türkiye Dışişleri Bakanı Hakan Fidan’ın İsrail hükümetine yönelik sert eleştirileri İsrail ve Almanya’da tepkiyle karşılanırken, ortaya çıkan tartışma yalnızca diplomatik üslup meselesi olmaktan çıkıp Avrupa’nın Gazze konusundaki tutumunu yeniden gündeme taşıdı.

Hakan Fidan, katıldığı televizyon programında İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu ve hükümetini sert sözlerle eleştirerek, İsrail’in izlediği politikaların bölgesel istikrarsızlığı derinleştirdiğini savundu. Fidan’ın açıklamalarına ilk tepki İsrail Dışişleri Bakanı Gideon Saar’dan geldi. Saar, söz konusu ifadelerin kabul edilemez olduğunu öne sürerken, Almanya Dışişleri Bakanı Johann Wadephul da açıklamaları “tamamen uygunsuz” olarak değerlendirdi. Alman Bakan, İsrail’in güvenlik tehditleri altında bulunduğunu ve vatandaşlarını koruma hakkına sahip olduğunu savundu.

Alman medyasının önemli bir bölümü de tartışmayı büyük ölçüde antisemitizm ekseninde ele aldı. Özellikle Bild gazetesi, Fidan’ın sözlerini bu çerçevede değerlendirerek İsrail’e yönelik sert söylemlerin kabul edilemez olduğunu öne çıkardı.

Ancak tartışmanın dikkat çeken yönü, Avrupa’nın İsrail’e yönelik eleştiriler karşısında gösterdiği hassasiyet ile Gazze’de yaşanan insani trajedi karşısındaki tutumu arasındaki farkın yeniden gündeme gelmesidir.

Gazze’de aylardır devam eden çatışmalar sonucunda çok büyük bir insani yıkım yaşanıyor. Uluslararası kuruluşlar, yardım örgütleri ve insan hakları kurumları bölgede yaşanan sivil kayıplara ilişkin defalarca uyarılarda bulundu. Hayatını kaybedenlerin önemli bir bölümünü sivillerin oluşturduğu, bunların arasında çok sayıda çocuk, kadın ve yaşlının bulunduğu uluslararası raporlara da yansıdı. Hastanelerin, okulların, mülteci kamplarının ve sivil altyapının ağır şekilde zarar gördüğü yönündeki açıklamalar dünya kamuoyunun gündeminde yer almaya devam ediyor.

Buna rağmen Avrupa’nın önde gelen hükümetlerinin ve siyasi aktörlerinin önemli bir bölümünün İsrail’e yönelik eleştiriler konusunda son derece temkinli davrandığı görülüyor. İsrail’e yöneltilen sert siyasi eleştiriler hızla kınanırken, Gazze’de yaşanan insani felaket karşısında aynı düzeyde güçlü ve kararlı tepkilerin verilmemesi birçok çevrede eleştiri konusu olmaya devam ediyor.

Dr. Şevket Dalboyun’un değerlendirmelerine göre burada asıl tartışılması gereken konu diplomatik üsluptan çok daha fazlasıdır. Dalboyun’a göre Avrupa’nın önemli bir bölümü, İsrail’in son yıllarda izlediği sert politikaları ve Gazze’de ortaya çıkan ağır insani sonuçları yeterince sorgulamamakta, buna karşılık İsrail’e yöneltilen eleştirileri çok daha hızlı biçimde mahkûm etmektedir. Bu durum, insan hakları ve uluslararası hukuk konusunda sık sık dile getirilen evrensel ilkeler açısından ciddi bir tutarlılık sorunu doğurmaktadır.

Dalboyun’a göre Avrupa siyasetinde ve medyasında zaman zaman görülen bu yaklaşım, İsrail hükümetinin politikaları ile Yahudi karşıtlığını birbirine karıştıran bir tartışma zemini oluşturmaktadır. Oysa demokratik toplumlarda hükümet politikalarının eleştirilmesi ile bir halkın ya da bir inancın hedef alınması aynı şey değildir. Bu ayrımın korunması hem ifade özgürlüğü hem de sağlıklı kamuoyu tartışması açısından büyük önem taşımaktadır.

Eleştirilerin bir diğer boyutu ise Avrupa medyasının kullandığı dildir. İsrail’in güvenlik kaygıları geniş şekilde gündeme taşınırken, Gazze’de yaşamını yitiren sivillerin hikâyelerinin çoğu zaman aynı görünürlüğe sahip olmadığı yönünde eleştiriler bulunmaktadır. Bu nedenle Avrupa’nın bir bölümünde oluşan kamuoyu ile dünyanın geri kalanındaki birçok toplum arasında ciddi bir algı farkı ortaya çıkmaktadır.

Uluslararası Adalet Divanı’nın Gazze’deki durumla ilgili aldığı ihtiyati tedbir kararları ve uluslararası hukuk çevrelerinde yürüyen tartışmalar da bölgedeki insani tablonun ne kadar ciddi boyutlara ulaştığını göstermektedir. Buna rağmen Avrupa’nın bazı başkentlerinde İsrail’e yönelik eleştirilerin hâlâ büyük ölçüde güvenlik perspektifi üzerinden değerlendirilmesi, kamuoyunda yeni tartışmalara neden olmaktadır.

Tüm bu gelişmeler yaşanırken İsrail’in Ermeni Soykırımı iddialarını tanımaya yönelik attığı siyasi adımlar da Ankara-Tel Aviv hattındaki gerilimi artıran başlıklardan biri olarak öne çıkmaktadır. İsrail hükümetinin bu yöndeki girişimi, iki ülke arasındaki ilişkilerde yeni bir anlaşmazlık alanı oluşturmuştur.

Bugün gelinen noktada tartışma yalnızca Hakan Fidan’ın kullandığı ifadeler ya da Almanya’nın verdiği tepki değildir. Asıl soru, insan hakları, demokrasi ve uluslararası hukuk konusunda dünyanın geri kalanına sürekli ders veren Avrupa’nın, Gazze’de yaşanan büyük insani trajedi karşısında neden daha güçlü ve daha tutarlı bir ses yükseltmediğidir.

Gazze’de çocuklar ölürken, şehirler yıkılırken ve milyonlarca insan temel yaşam koşullarından mahrum kalırken, Avrupa’nın büyük bölümünün önceliği hâlâ İsrail’e yöneltilen eleştirilerin tonuysa, bu durumun ahlaki ve siyasi sonuçları uzun yıllar tartışılmaya devam edecektir.