Hiçbir taht, hiçbir servet ve hiçbir ittifak; insan vicdanının karşısında sonsuza kadar ayakta kalamaz.
Dr. Şevket Dalboy
Sosyal Bilimci (İGÜ) Gazeteci – Yazar
Emperyalizm yalnızca işgallerle, askeri üslerle ve ekonomik tahakkümle var olmaz. Emperyalizmin en tehlikeli silahı, kendisini eleştirilerin üzerinde gören kibirdir. Gücü elinde tutanların, kendi suçlarını görünmez kılmak için kurduğu ahlaki sahtekârlık düzenidir.
Dünyaya demokrasi, insan hakları ve hukuk dersi verenler; kendi çevrelerindeki karanlık ilişkiler, istismar iddiaları ve ahlaki çöküşlerle yüzleşmek zorunda kaldıklarında çoğu zaman aynı hassasiyeti göstermemektedir. Çünkü emperyal düzenin en büyük yalanı şudur: Kendileri söz konusu olduğunda hukuk ağırlaşır, başkaları söz konusu olduğunda ise bir silaha dönüşür.
Çocuklara yönelik suçlar, insanlığın vicdanına vurulmuş en büyük darbelerden biridir. Hiçbir devlet çıkarı, hiçbir diplomatik hesap, hiçbir askeri ittifak ve hiçbir siyasi bağlantı çocukların güvenliğinden daha değerli değildir. Dünyanın herhangi bir yerinde çocuklara karşı işlenen suçlar ve ağır istismar iddiaları varsa, bunu sorgulamak insanlığın görevidir.
Ancak asıl soru şudur: Güç sahipleri gerçekten herkes gibi hesap verebilir mi? Yoksa para, makam ve bağlantılar bazı insanlara görünmez bir dokunulmazlık mı sağlamaktadır?
Jeffrey Epstein vakası, yalnızca bir kişinin işlediği iddia edilen suçların ötesinde, küresel güç ağlarının nasıl sorgulanması gerektiğini gösteren sembolik bir örneğe dönüşmüştür. Milyonlarca insanın zihnindeki soru açıktır: Eğer sıradan bir insan aynı suçlamalarla karşı karşıya kalsaydı, aynı koruma kalkanına sahip olabilir miydi?
Halkların öfkesi yalnızca tek tek isimlere veya olaylara değildir. Asıl tepki; zenginlerin, siyasilerin ve güçlü çevrelerin birbirini koruduğu, sıradan insanların ise en küçük hatasında ağır bedeller ödediği adaletsiz düzene yöneliktir.
Çünkü adalet, güçlülerin izin verdiği kadar varsa adalet değildir. Hukuk, yalnızca güçsüzleri denetleyen bir mekanizmaya dönüşmüşse, orada hukuk değil, ayrıcalık düzeni vardır.
Ankara gibi ülkelerin kaderinde rol oynayan başkentlerde yapılan diplomatik temaslar elbette devletlerin gerçekliğidir. Ancak hiçbir diplomatik nezaket, insanlık onurunun önüne geçemez. Hiçbir devlet büyüğü, hiçbir ittifak ve hiçbir stratejik çıkar; çocukların güvenliği, mağdurların sesi ve adalet arayışından daha önemli değildir.
Bir ülkenin itibarı, dünyanın güçlü isimlerine kapılarını açmasıyla değil; güç karşısında bile doğruyu söyleyebilme cesaretiyle ölçülür. Eğer kurumlar susarsa, halklar konuşur. Eğer makamlar görmezden gelirse, meydanlar hatırlatır. Eğer güç sahipleri kendilerini hukukun üzerinde görürse, tarih onları er ya da geç yargılar.
Emperyalizmin en büyük ahlaki çelişkisi budur: Dünyaya düzen vermeye soyunanların, kendi düzenlerindeki çürüme ile yüzleşmekten kaçmasıdır.
Çünkü hiçbir imparatorluk sonsuza kadar sürmez. Hiçbir güç, halkların hafızasından daha büyük değildir. Ve hiçbir perde, gerçeği sonsuza kadar saklayamaz.

































