Dr. Şevket Dalboy
Siyaset ve Sosyal Bilimci | Gazeteci | Yazar
Berlin’den gelen haber, sadece bir olay değil; toplumların karşı karşıya olduğu büyük bir tehdidin geldiği son noktayı gözler önüne seren acı bir uyarıdır.
Yıllardır uyuşturucuya karşı mücadele ediyoruz. Konferanslar düzenliyor, seminerler veriyor, kampanyalar yürütüyor, aileleri ve gençleri bilinçlendirmeye çalışıyoruz. Ancak bugün geldiğimiz noktada karşımızdaki tehlike artık sokak aralarında, metruk binalarda ya da karanlık köşelerde saklanmıyor. Uyuşturucu, evlerin kapısına kadar dayanmış durumda. Hatta posta kutularına kadar girmiş bulunuyor.
Evet, yanlış okumadınız.
Renkli ve dikkat çekici ambalajlarla hazırlanan uyuşturucu paketlerinin, çocukların ilgisini çekecek biçimde evlerin posta kutularına bırakıldığına ilişkin haberler hepimizi derinden sarsmalıdır. Bu durum yalnızca bir suç değildir; aynı zamanda çocuklarımızı hedef alan organize bir saldırıdır. İnsan hayatını hiçe sayan, gençlerin geleceğini karartan ve aileleri yıkıma sürükleyen karanlık bir anlayışın ürünüdür.
Şimdi kendimize şu soruyu sormak zorundayız:
Daha neyi bekliyoruz?
Bir çocuğun merak edip o paketi açmasını mı?
Bir gencin bağımlılık girdabına sürüklenmesini mi?
Bir annenin ya da babanın evladını gözlerinin önünde kaybedişini mi?
Yoksa yıllar sonra dönüp “Keşke daha önce önlem alsaydık” demeyi mi?
Uyuşturucu tehdidi artık uzakta değildir. Kapımızın önündedir. Hatta evlerimizin içeriye açılan ilk noktalarına kadar ulaşmıştır. Bu nedenle “Benim çocuğum yapmaz”, “Bizim mahallede olmaz”, “Bize kadar gelmez” düşüncesi son derece tehlikelidir. Çünkü uyuşturucu tam da bu ihmallerden, bu sessizliklerden ve bu duyarsızlıktan güç almaktadır.
Toplum olarak şunu çok iyi anlamalıyız: Bugün posta kutusuna bırakılan bir paket, yarın okul bahçesinde, parkta, gençlerin arasında ya da bir ailenin en büyük kabusunun merkezinde olabilir.
Bu nedenle uyuşturucuyla mücadele yalnızca güvenlik güçlerinin, devlet kurumlarının veya uzmanların görevi değildir. Bu mücadele; anne babaların, öğretmenlerin, sivil toplum kuruluşlarının, yerel yöneticilerin ve toplumun bütün kesimlerinin ortak sorumluluğudur.
Sessiz kalamayız. Duymazdan gelemeyiz. Görmezden gelemeyiz.
Çünkü mesele sadece bir suç meselesi değildir. Mesele, çocuklarımızın geleceği, gençlerimizin hayatı ve toplumumuzun yarınlarıdır.
Bugün sesimizi yükseltmezsek yarın çok daha ağır bedeller ödemek zorunda kalabiliriz. Uyuşturucuya karşı mücadele bir tercih değil, toplumsal bir zorunluluktur. Geleceğimizi korumak istiyorsak, bu mücadeleyi kararlılıkla sürdürmek ve her platformda farkındalık oluşturmak zorundayız.
Çünkü hiçbir çocuk uyuşturucu tacirlerinin hedefi olmamalıdır. Çünkü hiçbir aile evladını bu karanlığa teslim etmemelidir.
Ve çünkü kaybedilecek tek bir gencimiz bile yoktur.


































