Dr. Şevket Dalboy Yazdı: Adaletin Terazisi Eğilirse

Adalet, bir ülkenin vicdan terazisidir. O terazi eğilmeye başladığında sadece hukuk değil, toplumsal huzur da dengeden sapar. Almanya’da son dönemde yükselen yargının siyasallaşma endişesi, bu terazinin sessizce titrediğine işaret ediyor.

Alman Yargıçlar Birliği Genel Müdürü Sven Rebehn’in uyarısı öylesine söylenmiş bir bürokratik cümle değil; adeta adaletin soğuk taş duvarlarından yankılanan bir çığlık: “Hukuk devleti hava koşullarına dayanıklı değil!” Bu ifade, içinde bulunduğumuz zamanın fırtınalı havasına karşı yargının nasıl incecik bir şemsiyeyle ayakta durmaya çalıştığını gözler önüne seriyor.

Rebehn’in asıl kaygısı, cezai kovuşturmanın siyasi bir sopa haline gelmesi. Savcılıklara doğrudan talimat verme hakkı, geçmişin kalıntısı gibi görülebilir; ama yanlış ellerde bu kalıntı, geleceği zehirleyebilir. “Tarafsız ceza adaletine olan güven için bir zehirdir” derken Rebehn, bu yetkinin damlaya damlaya vicdanları eriteceğini söylüyor. Çünkü adaletin üzerine siyaset gölgesi düşerse, o gölge uzun sürer ve serinletmez; ürpertir.

Avusturya’da olduğu gibi, Adalet Bakanı’nın soruşturma süreçlerinden elini çekmesi gerektiği fikri, sadece bir teknik öneri değil, aynı zamanda adaletin kendini siyasal dalgalardan koruması için bir can simidi. Yoksa bir gün gelir, bu simit atılmadan önce gemi su alır.

Yargıçlar Birliği’nin başka bir önerisi ise daha derin bir meseleyi işaret ediyor: Yargıç atamalarının partilerden, kulislerden, görüşmelerden, pazarlıklardan arındırılması. Çünkü yargıç kürsüsü, politik bir ödül değil; halkın adalet duygusunu temsil eden bir emanettir. O emanetin liyakat dışı ellerde şekillenmesi, sadece bir kişiye değil, bir topluma haksızlıktır.

Rebehn’in önerdiği şey aslında çok yalın: Yargının işe alım ve terfi süreçlerinde güçlü söz sahibi olması. Yani adaletin kimin eline teslim edileceğine adaletin kendisinin karar vermesi. Bu, bir hak arayışı değil; bir hayatta kalma çabasıdır.

Almanya gibi bir ülkede bile, hukuk devleti ilkesinin kırılgan bir cam fanus gibi korunmaya muhtaç hale gelmesi, bize şunu hatırlatıyor: Demokrasiler kendi kendine ayakta kalmaz. Hukuk, günün rüzgarına göre yön değiştiren bir bayrak değil, zamana karşı direnen bir direk olmalıdır.

Eğer bu direk eğilirse, onu tutacak elimiz kalmayabilir.