Dr. Şevket Dalboy Yazdı: “Değerli Ortaklık” mı, Diplomatik Oyalanma mı?

Almanya Şansölyesi Friedrich Merz, geçtiğimiz günlerde Türkiye’yi, “NATO için stratejik olarak olağanüstü önemli” ve “aşırı derecede değerli” bir ortak olarak tanımladı. Bu tür ifadeler, uluslararası ilişkilerde alışılmadık bir şey değil. Ancak aradaki boşlukları doldurmak, bu söylemlerin gerisinde yatan somut eylemleri sorgulamak gerekiyor

Evet, Türkiye, NATO’nun güneydoğu kanadında kritik bir stratejik öneme sahip. Ama bu sadece coğrafi bir gerçeklik mi, yoksa Almanya’nın Türkiye’ye duyduğu gerçek değer mi? İlişkilerdeki bu soğuk mesafeyi göz önünde bulundurursak, Almanya’nın Türkiye’ye yönelik “değerli” yaklaşımını sadece bir diplomatik manevra olarak okumamak ne kadar mümkün?

Bir tarafta, Almanya hükümetinin Türkiye ile olan bağları stratejik olarak tanıması ve Türk hükümetinin, sığınmacı krizinde oynadığı merkezi rolü kabul etmesi gerekiyor. Zira Türkiye, yüzbinlerce sığınmacıyı barındırarak Avrupa’nın sınır güvenliğini neredeyse tek başına sağlamaktadır. Ancak ne yazık ki, Almanya ve AB, Türkiye’yi sadece kriz anlarında hatırlamış ve Türkiye’nin bu çabalarına hakkaniyetli bir destek sunmamıştır.

Özellikle Avrupa Birliği müzakerelerinde Türkiye’nin sürekli olarak dışlanması ve üyelik sürecinin derinlemesine bekletilmesi, Almanya’nın Türkiye’ye verdiği “değer”in, sadece ihtiyaç anlarında hatırlanan bir stratejik gereklilikten öteye gitmediğini gösteriyor. Bu, bir anlamda Türkiye’ye duyulan değer ile Almanya’nın uyguladığı politikalar arasındaki derin uçurumu ortaya koyuyor.

Bir başka dikkat çeken nokta ise, Almanya’nın Türkiye’ye yönelik silah satışına onay verme meselesi. Eurofighter savaş uçakları gibi yüksek teknoloji ürünü silahlar, elbette stratejik bir değere sahiptir. Ancak bu satışın sürekli ertelenmesi, Türkiye’nin güvenlik ihtiyaçları konusunda Almanya’nın samimi yaklaşımını sorgulatıyor. Eğer gerçekten Türkiye, Almanya için “aşırı derecede değerli” bir NATO ortağıysa, neden bu kadar temkinli bir yaklaşım sergileniyor?

Birçok noktada, Almanya’nın “değerli ortaklık” söylemi, gerçek bir dayanışmadan çok, stratejik bir pragmatizm olarak öne çıkıyor. Almanya, Türkiye ile olan ilişkisinde sadece kendi çıkarlarını güdüyor gibi görünüyor. Fakat bir ilişki, sadece çıkarlar üzerinden değil, karşılıklı güven ve adalet temelinde kurulur. Bugün Türkiye, uluslararası ilişkilerde en fazla yalnızlaştırılan ülke haline gelirken, Almanya’nın pozisyonu, bu yalnızlaştırma politikasının parçası olmaktan öteye gitmiyor.

Türkiye, Avrupa’nın kapısında değil, kalbinde yer aldığını çoktan ispatladı. Hem coğrafi hem de stratejik olarak Avrupa’nın sadece sınır komşusu değil, aynı zamanda güvenliğini sağlayan bir unsurdur. Almanya’nın, Türkiye ile olan ilişkisini sadece ekonomik veya stratejik çıkarlarla sınırlı tutmaması, dostluğu ve karşılıklı dayanışmayı ön plana çıkarması gerekir.

Bugün geldiğimiz noktada, Almanya’nın Türkiye’yi “değerli” olarak tanımlaması bir anlam taşıyor, ama bu değerli ortaklık sadece sözde kalıyor. Gerçek bir stratejik işbirliği için daha fazla eylem ve daha az diplomatik laf gerekiyor. Zira dostluk, masada verilen beyanlarla değil, kriz anlarında gösterilen duruşla anlaşılır.