Dr. Şevket Dalboy Siyaset ve Sosyal Bilimci ( İGÜ ) / Gazeteci

Barınma değil, hedef tahtası: Mültecilere yönelik saldırılar yeniden tırmanışta.

2024 yılı, Almanya’da insanlık onurunun ayaklar altına alındığı bir yıl olarak kayıtlara geçmeye aday. Mülteci barınaklarına yönelik siyasi saikli saldırılar 255’e ulaştı. Bu, 2017’den bu yana kaydedilen en yüksek sayı. Geçtiğimiz yıl bu sayı “yalnızca” 176 idi. Rakamlar, kağıt üzerindeki soğuk istatistiklerden ibaret değil; arkasında sistematik nefretin ve göz yuman siyasetçilerin izleri var.

Sessiz teşvik: Irkçılığın gölgesinde şekillenen devlet politikası

Bu vahim tablo, Federal Meclis’teki Sol Parti’nin sorduğu bir soru üzerine hükümetin sunduğu raporla ortaya çıktı. Barınaklara yapılan saldırılar buzdağının yalnızca görünen yüzü. Konaklama tesisleri dışında mültecilere yönelik işlenen siyasi amaçlı suçların toplamı ise 2024 yılında 2271’e ulaştı. 287’si doğrudan şiddet içeriyordu, 235 kişi bu saldırılarda yaralandı.

Ancak saldırıların faili sadece taş atan maskeliler değil. Sol Parti milletvekili Clara Bünger’in de altını çizdiği gibi, bu kirli iklim, sağa kayan toplumsal yönelimin ve iktidarın suskun suç ortaklığının eseri. Bünger, “Irkçılar artık yalnız değiller. Devletin söylemleri, güven verici suskunlukları, şiddet ortamına zemin hazırlıyor. SPD’den AfD’ye kadar uzanan geniş bir mutabakat, mültecileri artık birer ‘istenmeyen’ olarak kodluyor” dedi.

İktidarın eliyle normalleştirilen dışlama dili

Mülteciler, yalnızca sınır kapılarında değil, toplumun vicdanında da dışlanıyor. Ve bu dışlama, sadece aşırı sağın söylemiyle değil, ana akım siyasetin adım adım ördüğü dışlayıcı politikalarla da besleniyor. Almanya’nın sokaklarında yankılanan “istenmiyorsunuz” çığlığı, artık resmi politikaların alt metni hâline geldi. Mülteciye kapıyı kapatmak sadece AfD’nin değil, koalisyonun da ortak gündemi hâline geldi.

Adalet mi? O da mülteci gibi: Yaralı ve sahipsiz

2025’in ilk üç ayında yaşanan 30 saldırının sadece 6’sında fail tespiti yapılabilmiş olması ise, hukuk devletinin de hangi gruplar için işlediğini açıkça ortaya koyuyor. Suçlular korunuyor, mağdurlar yalnızlaştırılıyor. Bu da saldırganlara “devam et” mesajı vermekten başka bir şey değil.