Dr. Şevket Dalboy yazdı…
Tanrı size neyin sözünü verdi? Toprağı mı, yoksa çocukların ölümü mü?
Büyük İsrail politikası, vaad edilmiş toprakların komedisi, masum insanların kanıyla yazılıyor.
Gazze’de her nefes bir sınav. Her adım, toprağa atılmış bir çığlık.
Çocuklar açlıktan yaprak çiğniyor. Anneler, karnındaki bebekleriyle birlikte ölüyor. Dedeler, çaresizlik içinde toprağa karışıyor.
Siyonist katil Netanyahu diyor ki:
“Soykırım yapmıyoruz, yapmak istesek sabah başlasak öğlene kadar bitiririz.”
Ama gerçek çok başka: Bir avuç unu toprağın içinden ayırmaya çalışan insanlar, ölümle yüzleşiyor.
Evine bir lokma ekmek götürmek için 12 kilometrelik yolu aşan bir çocuk, evine dönemeden katlediliyor.
270 gazeteci öldürüldü; bu, dünya tarihinde bir ilk.
Sessizlik ise daha da ürkütücü. Dünya nereye bakıyor?
Gazetecilik, cesur insanların işidir; korkakların değil.
Aç bırakma politikası amansız uygulanıyor. İnsanlar ot, yaprak çiğniyor; ölümler sıradan bir takvim gibi sokak taşlarına işleniyor.
Yardım ise sadece bir aldatmaca, Gazze halkını birbirine düşürme oyunu.
12 tır yardım gönderilmişse, 2’sinde kefen bezi var. Geriye sadece sahte umut, masumiyetin yanmış kemiklerinden yükselen duman…
Ve bu suça sadece siyonistler değil, Amerika, Avrupa, işbirlikçi Arap devletleri de ortaktır.
Bölgeden emperyalizmi çıkarın; Gazze’yi serbest bırakın. Hiçbir sorun kalmaz.
Ama sessizlik, zulmü sürdürüyor. Acımasız bir politika, vicdanı yok sayıyor, merhameti çiğniyor.
Gazze’de ölüm bir politika, yaşam ise dirençtir.
“Vaad edilmiş topraklar” maskesi düşüyor. Geriye sadece ölü çocukların sessiz çığlığı, aç insanların kırık umutları ve insanlığın hâlâ ayakta duran vicdanı kalıyor.
Siyonistler kendi mezarlarını kazıyor; Gazze ise insanlığın suskun vicdanıdır.



































