Dr. Şevket Dalboy
Siyaset ve Sosyal Bilimci, Gazeteci – (İGÜ)

Emperyalizme asla güvenemeyiz. Bu bir öfke cümlesi değil, tarihsel bir tespittir. Emperyalizm dostluk kurmaz, stratejik ortaklık geliştirmez, eşit ilişki tesis etmez. Emperyalizm çıkar kurar, bağımlılık yaratır ve zamanı geldiğinde o bağımlılığı zincire çevirir. Bugün Venezuela’da yaşananlar, bu gerçeğin 21. yüzyıldaki en açık ve en çıplak örneklerinden biridir.

Emperyalist Amerika kendi ülkesindeki “hainleri” en ağır şekilde cezalandırırken, başka ülkelerdeki hainleri ödüllendirir; parlatır, korur ve iktidara taşır. Çünkü emperyalizm, sömürüsünü doğrudan kendi eliyle değil, yerli işbirlikçiler aracılığıyla yürütür. Zulmünü onların imzasıyla, talanını onların diliyle gerçekleştirir. Bu yüzden emperyalizmin en büyük gücü orduları değil; satın alınmış iktidarlardır.

İşbirlikçi İktidarlar ve Sahte Milliyetçilik

Bu iktidarlar ağızlarından milliyetçilik söylemini düşürmez. Bayrak, vatan, millet kelimeleri dillerinden eksik olmaz. Ancak aynı anda:

  • Ülkenin yeraltı ve yerüstü kaynaklarını emperyalist şirketlere peşkeş çekerler,
  • Stratejik kurumları yabancılara satarlar,
  • Fabrikaları kapatır, üretimi zayıflatırlar,
  • Tarımı ve hayvancılığı bilinçli politikalarla bitirirler,
  • Aşırı zamlarla halkı nefessiz bırakırlar.

Bu süreçte iktidar çevreleri zenginleştikçe zenginleşir, halk ise yoksullaştıkça yoksullaşır. Servet yukarıya doğru akar, borç ve sefalet aşağıya doğru yayılır. Bu, tesadüf değil; planlı bir sömürü düzenidir.

Toplumu Çökertme Stratejisi

Emperyalizm yalnızca ekonomiyi değil, toplumu da hedef alır. Öz kültürler yozlaştırılır, diller değersizleştirilir, inançlar istismar edilir. Halk kimliğinden koparılır, tarihinden uzaklaştırılır. Sonunda ortaya ne olduğu belli olmayan, neye ait olduğu belirsiz, hafızasız bir toplum çıkar.

Üretmeyen, kendi kendine yetemeyen, sürekli dış yardıma muhtaç hâle getirilmiş bu toplumlara her seçimde “demokrasi işliyor” algısı sunulur. Sandık vardır ama seçenekler emperyalizmin çizdiği sınırların içindedir. Seçim olur ama sömürü politikaları tam gaz devam eder.

İşte emperyalizm böyle çalışır:
Önce yoksullaştırır, sonra yardım eder gibi yapar.
Önce çökertir, sonra kurtarıcı rolü oynar.

Bunu Kabul Etmeyenlere Ne Olur?

Bu düzene boyun eğmeyenler için senaryo nettir. Eğer bir ülke:

  • Kaynaklarını teslim etmiyorsa,
  • Emperyalist merkezlerin talimatlarını reddediyorsa,
  • Siyonist saldırganlığa karşı ses çıkarıyorsa,
  • Halkının iradesini savunuyorsa,

o zaman hedef tahtasına oturtulur. Medya ile şeytanlaştırılır, yaptırımlarla boğulur, içeriden işbirlikçiler devreye sokulur. Yetmezse Maduro örneğinde olduğu gibi, kendi ülkesindeki işbirlikçiler aracılığıyla alınıp götürülür.

Venezuela meselesi tam olarak budur. Hedef bir lider değil, itaat etmeyen bir iradedir.

Cephe Değiştiren Emperyalizm

ABD “Ortadoğu’dan çekiliyoruz” derken gerçekte yalnızca cephe değiştirmektedir. Ortadoğu’da maliyeti artan işgallerin yerini, Latin Amerika’da daha pervasız, daha doğrudan müdahaleler almaktadır. Venezuela bugün hedefteyse, yarın Küba, Panama ve direnen diğer ülkeler sıradadır.

Trump’ın ağzından açıkça dökülen sözler tesadüf değildir:
Venezuela’nın petrolü ve yeraltı zenginlikleri, emperyalist akla göre “bizimdir”. Bu, modern diplomasi değil; çıplak sömürge zihniyetidir.

Zihinsel ve Ulusal Bağımsızlık Şarttır

Bu yüzden yapılması gereken açıktır. Öncelikle anti-emperyalist bilinç, toplumun her hücresine yerleştirilmelidir. Emperyalizm önce zihinleri teslim alır; bu teslimiyet kırılmadan hiçbir savunma hattı ayakta kalamaz.

Aynı zamanda ulusal savunma tam bağımsız ve milli olmak zorundadır. Silahını, yazılımını, istihbaratını emperyalistlerden alan ülkeler savunma yapmaz; yalnızca emanet taşır. Düğme başkalarının elindeyse, o ordu da o devlet de bağımsız değildir.

Dünya Hukuku Diye Sunulan Gerçek

Bugün dünyada işleyen hukuk, adaletin değil gücün hukukudur. Güçlü olan suç işleyebilir, işgal edebilir, kaçırabilir; zayıf olan ise ya susar ya yok edilir. Bu düzen ne meşrudur ne de kabul edilebilir.

Öz Cümle: Bu Düzen Kabul Edilemez

Güçlülerin hukukunun egemen olduğu bir dünya kabul edilemez. Emperyalizme güven olmaz. İşbirlikçilik kurtuluş değil, çöküştür. Venezuela’da yaşananlar, yalnızca bir ülkenin değil, bütün insanlığın geleceğine dair bir uyarıdır.

Tarih şunu defalarca göstermiştir:
Teslimiyet geçici rahatlık sağlar, kalıcı yıkım getirir.
Direniş bedel ister ama onur kazandırır.

Bugün Venezuela’ya yapılanı görmek, yarın başkalarına yapılacaklara karşı uyanık olmaktır. Bu bir taraf meselesi değil; insanlık, onur ve bağımsızlık meselesidir.