Dr. Şevket Dalboy
Siyaset Bilimci – Sosyal Bilimci (İGÜ)
Gazeteci ve Yazar
İsrail’de kamuoyunu sarsan bir gelişme yaşandı. Aşırı sağcı Ulusal Güvenlik Bakanı İtamar Ben-Gvir’in, Filistinli tutukluların bulunduğu cezaevlerinin çevresine hendek kazdırıp içerisine timsah yerleştirilmesine yönelik planı, Kudüs Bölge Mahkemesi tarafından ihtiyati tedbir kararıyla durduruldu.
Mahkeme kararında dikkat çeken gerekçe ise hayvanların korunması ve ekosisteme verilebilecek zarar oldu. Böylece uygulama şimdilik askıya alınırken, konu hakkında soruşturma başlatılmasına da karar verildi.
Bir an durup düşünmek gerekiyor…
- yüzyılda bir devletin, cezaevi güvenliği için timsahlarla çevrili hendekleri tartışıyor olması bile insanlık adına utanç vericidir.
Güvenlik, hukuk devleti içinde sağlanır. Caydırıcılık, hukukun üstünlüğüyle sağlanır. İnsan onurunu zedeleyen yöntemlerle değil. Dünya tarihi bize bir gerçeği defalarca göstermiştir: Zulüm, kime yapılırsa yapılsın zulümdür. Irkçılık, hangi milletten gelirse gelsin insanlığın ortak düşmanıdır.
Tarih boyunca Yahudiler de ağır ayrımcılığa, nefret söylemine ve büyük acılara maruz kalmıştır. Özellikle Nazi Almanyası döneminde yaşanan insanlık suçları, hafızalardan hiçbir zaman silinmeyecektir. Ancak tarihten çıkarılması gereken ders, acı çekenlerin başkalarına acı çektirmesi değil; aynı yanlışların bir daha asla yaşanmamasıdır.
Ne yazık ki bugün Gazze’de ve Filistin topraklarında yaşanan gelişmeler, uluslararası kamuoyunda ciddi vicdani ve hukuki tartışmaları da beraberinde getiriyor. Sivillerin hayatını kaybettiği, çocukların açlıkla mücadele ettiği, şehirlerin yıkıldığı bir ortamda insanlık ortak vicdanını kaybetmemelidir. Bir halkın geçmişte yaşadığı büyük acılar, başka bir halkın acılarının görmezden gelinmesine gerekçe olamaz.
Ben-Gvir’in timsahlı hendek planı yalnızca güvenlik tartışması değildir.
Bu yaklaşım, ceza adaletinin sınırlarını aşan, insan hakları ve insan onuru açısından ciddi soru işaretleri doğuran bir anlayışın yansımasıdır.
Irkçılık gerçekten de ciddi bir toplumsal hastalıktır. Bu hastalık; din, dil, etnik köken veya milliyet ayırt etmez. Kim bu hastalığa teslim olursa, sonunda hukuku da vicdanı da kaybeder.
Bugün İsrail’deki aşırı sağcı siyasetçilerin kullandığı dil ve benimsediği yöntemler, uluslararası toplum tarafından dikkatle değerlendirilmelidir. Devletlerin güvenliği elbette önemlidir. Ancak güvenlik adına insan haklarının ve evrensel hukuk ilkelerinin aşındırılması, uzun vadede hiçbir topluma huzur getirmez. İnsanlık, geçmişte yaşanan büyük felaketlerden ders çıkarmak zorundadır.
Çünkü tarih bize şunu öğretti:
Zulmün milliyeti yoktur. Vicdanın da tarafı olmaz.



































