Dr. Şevket Dalboy
Siyaset ve Sosyal Bilimci gazeteci – yazar
Almanya’da ırkçı ve aşırı sağ söylemleri nedeniyle uzun süredir tartışmaların odağında bulunan Almanya için Alternatif (AfD) partisi hakkında yasaklama sürecinin başlatılması talebiyle yürütülen kampanyaya kısa süre içerisinde 1,34 milyondan fazla kişinin destek vermesi, yalnızca bir imza hareketi olarak değerlendirilmemelidir. Bu gelişme, Alman demokrasisinin kendisini nasıl koruyacağına ilişkin tarihsel ve anayasal tartışmaları yeniden gündemin merkezine taşımaktadır.
AfD’nin son yıllarda özellikle göçmenler, Müslümanlar ve etnik azınlıklara yönelik dışlayıcı söylemleri, birçok akademisyen, insan hakları kuruluşu ve siyasetçi tarafından ırkçı ve etnik milliyetçi bir siyasetin göstergesi olarak değerlendirilmektedir. Partinin bazı yöneticileri hakkında yürütülen incelemeler ve Almanya iç istihbaratının çeşitli raporları da bu tartışmaları daha görünür hale getirmiştir.
Bugün Almanya’nın karşı karşıya olduğu mesele yalnızca aşırı sağ bir partinin yükselişi değildir. Tartışılan konu, aynı zamanda liberal demokrasilerin ırkçılık, etnik dışlayıcılık ve demokratik düzen karşıtı hareketler karşısında nasıl bir savunma mekanizması geliştireceğidir. Çünkü Avrupa’nın yakın tarihi, demokratik kurumların aşırı milliyetçi ve ırkçı hareketleri hafife almasının ağır sonuçlar doğurabileceğini göstermiştir.
Bu nedenle AfD hakkındaki hukuki ve siyasi tartışmalar, bir partinin seçim performansından çok daha geniş bir anlam taşımaktadır. Mesele, demokratik sistemin kendi özgürlüklerini korurken ırkçı ve ayrımcı siyasal projelere karşı hangi sınırları çizeceği sorusudur. Almanya’nın vereceği yanıt, yalnızca ülkenin iç siyaseti açısından değil, Avrupa’da yükselen aşırı sağ ve ırkçı hareketlere karşı demokratik hukuk devletlerinin tutumu bakımından da önemli bir referans oluşturacaktır.


































