Dr. Şevket Dalboy Siyaset ve Sosyal Bilimci gazeteci – yazar

Almanya Federal Kriminal Dairesi’nin (BKA) son açıklaması, sıradan bir güvenlik bülteni olarak okunmamalıdır. Çünkü burada anlatılan şey birkaç suç çetesinin faaliyetlerinden ibaret değildir. Asıl mesele, Alman devletinin bazı alanlarda otorite boşluğu oluştuğunu fiilen kabul etmeye başlamasıdır.

Uzun zamandır güvenlik kurumlarının raporlarında aynı tablo ortaya çıkıyor: Organize suç ağları daha görünür hale geliyor, yasa dışı silahlar yaygınlaşıyor, haraç olayları artıyor ve özellikle göçmen kökenli işletmeler sistematik baskı altında kalıyor. Buna rağmen devletin verdiği tepki çoğu zaman tehdidin büyüklüğüyle orantılı görünmüyor.

Bugün Almanya’nın karşı karşıya olduğu yapı, klasik anlamda mafya değildir. Medyanın “GenZ mafyası” olarak adlandırdığı oluşumlar, eski mafya organizasyonlarından farklı çalışıyor. Hiyerarşik değiller. Sabit değiller. Coğrafi olarak bağlı değiller. Sosyal medya üzerinden örgütleniyor, dijital platformlar üzerinden güç gösterisi yapıyor ve sınır aşan ağlar sayesinde faaliyet yürütüyorlar.

Tam da bu nedenle devletin geleneksel mücadele yöntemleri yetersiz kalıyor. Fakat bu bahane olamaz!

Bir zamanlar mafya görünmez olmaya çalışırdı. Bugünün suç ağları ise görünürlükten besleniyor. Lüks araçlar, silah videoları, sosyal medya paylaşımları ve dijital şöhret kültürü, suç ekonomisinin propaganda araçlarına dönüşmüş durumda. Bu yeni modelde korku yalnızca sokakta değil, ekranlarda da üretiliyor.

BKA’nın açıklamasında belki de en kritik nokta, Türk kökenli işletmelere yönelik haraç faaliyetlerinin altının çizilmesidir. Çünkü haraç, basit bir ekonomik suç değildir. Haraç, devlet egemenliğine meydan okumaktır. Bir işletme sahibi dükkânını korumak için devlete değil de suç örgütüne ödeme yapmak zorunda kalıyorsa, orada yalnızca para el değiştirmiyordur. Orada otorite el değiştiriyordur.

Devletin temel varlık nedeni güvenliği sağlamaktır. Eğer insanlar güvenliği satın almak zorunda kalıyorsa, devletin meşruiyetinde çatlak oluşmaya başlamış demektir.

Daha da dikkat çekici olan nokta ise Almanya’nın yıllardır benzer uyarılar yapıyor olmasıdır. Aile klanları konusunda uyarılar yapıldı. Uyuşturucu ağları konusunda uyarılar yapıldı. Kaçak silah ticareti konusunda uyarılar yapıldı. Şimdi de Türkiye bağlantılı yeni suç ağları konusunda uyarılar yapılıyor.

Soru şu:

Eğer tehdit yıllardır biliniyorsa, neden etkisi azalmak yerine büyüyor? Bu soru artık yalnızca polisiyen bir soru değildir. Bu aynı zamanda siyasal bir sorudur.

Modern devletin gücü, suçun var olmamasıyla değil, suçun devlet karşısında alternatif bir güç odağına dönüşememesiyle ölçülür. Almanya’da son yıllarda yaşanan gelişmeler ise bazı organize suç yapılarının yalnızca ekonomik değil, sosyal ve psikolojik alanlarda da nüfuz kazandığını gösteriyor.

Burada yapılması gereken en büyük hata ise meseleyi etnik bir tartışmaya indirgemektir. Sorun Türkler değildir. Sorun, Türkiye bağlantılı suç ağlarıdır. Bu ikisini bilinçli olarak birbirine karıştırmak hem analitik olarak yanlıştır hem de suç örgütlerinin işine yarar.

Asıl tehlike, suç ağlarının göçmen toplulukların içine yerleşerek korku üretmesi ve devlet ile vatandaş arasındaki güven ilişkisini aşındırmasıdır. BKA’nın açıklaması bu nedenle bir güvenlik raporundan çok daha fazlasıdır. Bu açıklama, Almanya’nın karşı karşıya olduğu yeni organize suç düzenine ilişkin bir alarmdır.

Sorun şu ki alarm uzun süredir çalıyor. Ve görünen o ki sesi duyan çok, gereğini yapan ise hâlâ yeterince yok.