Tarihin akışını değiştirecek madenler neden öne çıkarılmıyor?
Yakıtın uranyum değilde Toryum olması neden önemli?
Toryumun eksi 232 elementi göreceği küçük bir işlemden sonra sıfır radyoson halini alırsa ne olur?
Çin Toryum’u her sektörde nasıl kullanıyor?
Toryumla ilgilenenlerin başı neden beladan kurtulamıyor?

Welt Heimat gazetesi çalışanları olarak bu konuyu araştırmaya, incelemeye çalıştık. Elbette konu çok kapsamlı nereden başlayacağımıza karar vermek pekte kolay olmadı. Toryum madenini tartışmaya açan bir otomobilin şirketi olmuştı. 2009 yılında gündeme gelen konu 2015 yılında geniş kitleler tarafından tartışılmaya başlandı. İnanılmaz, sınırları zorlayan yakıt tasarrufu nasıl sağlanabilir ? Yakıt tasarrufunu sağlayan şey toryum madeniydi.

Sekiz gramlık miktarla aldığınız araç 100 yıl boyunca çalışsa nasıl olur?

Düşünsenize: Aracı satın aldığınızda içinde sadece 8 gram ağırlığında toryum maddesiyle alıyorsunuz. Ve bu sekiz gramlık miktarla aldığınız araç 100 yıl boyunca çalışabiliyor.

İnsana ruya gibi geliyor değil mi?

2015 yılında böyle bir reklamla karşılaştı insanlık. Bu reklamı hazırlayan firma bir amerikan firmasıydı…

Zaten üzerinde birçok teori artaya atılan toryum ülkemizde hiç olmadığı kadar konuşulmuştu o dönem… Bu tartışma alalade yapılmış bir tartışmada değildi elbet. Çünkü dünyanın en büyük toryum potansiyellerinden birine sahibiz.

Bir sürü iddia atıldı ortaya

Sizinle ortaya atılan iddiaları payalaşacağım. Elbette bunu çoğaltmak mümkün. Ben genel olarak öne sürülenleri aktarmak istiyorum:

  • Bir gram toryum güçlü bir bilgisayarı yüzlerce yıl aralıksız çalıştırıyor.
  • Ülkemizdeki toryumun piyasa değeri 120 trilyon dolar…
  • Toryum madenini çıkarma izni verilmiyor, yoksa dünyanın enbüyük ekonomisi oluruz…
  • Nükleer santrallerde toryum madeni kullanılırsa bütün enerji savaşları biter…
  • Bunun gibi birçok iddia varlığını korumaktadır. Peki bunların aslı astarı var mı?

Bu iddiaları sıkça duymuşsunuzdur

İşte bu iddialar yüzünden bu güne kadar hep bir magazin konusu gibi konuşuldu durdu Türkiye’de.

Peki gerçek neydi?

Bu iddiaların ne kadarı doğruydu?

Toryum gerçekten 8 gramlık bir miktarla bir arabayı yüz yıl çalıştırabilir mi?

Yada Türkiye’nin kurtuluşu olabilir mi ?

Toryum ve birçok madeni gizli anlaşmalarla çıkarmamıza izin vermiyorlar

Konuyu magazin boyutundan uzak bir hale sokarak ifadelendirmek istiyorum. Elbette Elbette eğitim müfredatımızı Amerikalılara teslim etmişliğimiz vardır. Marshall planı „yardımları“ adı altında halkımızın üzerindeki dengelerin değişmesine neden olmuştur. Özkültürümüz, değerlerimiz adeta yıllar içinde tarumar edilmişliğide vardır. Bu mevzular çok derin. Aklıma 1931 Yılında Kayseri de kurulan uçak fabrikamız 1940 tan sonra acaba neden kapatıldı? Ya Nuri Demirağın Eskişehir’de ve İstanbul Beşiktaş’ta kurduğu uçak fabrikalarının neden kapatıldığını hiç merak ettiniz mi acaba?  Büyük emeklerle üretilen devrim arabalarından söz etmek istemiyorum bile… İç çekip dertlenmek yetmiyor tek başına. O gün bu anlattıklarımdan birine ayır siz ne yapıyorsunuz diyebilen bir halkımız olsaydı Türkiye’nin toplumsal ve tarihsel kaderi bu olmayacaktı.

Bizi yönettiğini iddia edenlerin bize ettiği kötülükleri hiçbir yabancı güç edememiştir. Asıl fitneyi, fesatlığı, uşaklığı ve dahi birçok kötülüğü onlar musallat etmiştir bu ülkenin başına. Biz konumuza dönelim. herbiri ayrı bir makale konusu. Elbette merak edenler değerli akademisyenlerimizin araştırmalarını bulabilir.

Öncelikle şunu söylemem gerekir. Bilim dünyası toryum konusun da hem fikir değil. Bilim insanları ikiye ayrılmış durumda… Öyleki herkes birbirine oldukça zıt şeyler söylüyor.

Biz vatan severler kime inanacağız?

Bu soruya cevap verebilmek için çok kapsamlı bir araştırma yapmam gerekiyordu. Bu araştırmalarımın sonucunda insanımızın kafasının karışmasının normal olduğunu gördüm. Toryumun bizim için bir fırsat olduğunu öne sürenler, sadece bir balondan ibaret olduğunu düşünenler… Bende bu fikirleri karşılaştırarak bir sonuca varmaya çalıştım.

Toryum nedir ne değildir?

Toryum ilk olarak 1828 yılında keşfedilmiş bir madendir. Bu keşfin sahibi İsvecli kimyager Berzelius. Berzelius’a Norveç’in Lovo adasından siyah bir mineral örneği getirirler. Getirilen minareralin yüzde atmışı toryumdur. Bu mineral örneğinden elde ettiği çalışmalar sonucu saf toryumu elde etmeyi başarmıştı.

60 minarel içinde toryum barındırıyor

Kimya biliminde TH simgesi ile gösterilen toryum radyoaktif bir element ve doğada serbest halde yer almıyor. Yaklaşık 60 minarel içinde toryum barındırıyor. Toryum ağırlıklı olarak monozik kumlardan üretiliyor. Farklı metotlar uygulanarak bu kumun içinden ayrıştırılıyor. Bu ayırma işlemi için en çok kullanılan yöntem de nitrik asit kullanımıdır. Aslında bu çok detaylı bir konudur. İnanın birçoğunu benimde anlamakta zorlandığım detaylarla sizi boğmaya da gerek görmüyorum. Bir parantez açarak devam edeceğim. ( Kimya biliminde Th simgesi ile gösterilen Toryum, 90 atom numarasına sahiptir. “90 Türkiye’nin uluslararası kodudur“ Toryum, atom ağırlığı yaklaşık 232 g/mol, 11,7 g/mL yoğunluğunda, 1755 °C de eriyen, kurşun renginde, havada bozulmaz, atom enerjisi kaynağı olarak kullanılan radyoaktif bir elementtir. )

Biz biraz daha somuta inelim.

Peki bu çok tartışılan toryum nerelerde kullanılıyor? Bence en önemli soru budur!

Teknoloji geliştikçe enerjiye olan ihtiyaç da artmaktadır. Toryum ise geleceğin enerji kaynaklarından biri olarak görülmektedir.

Tablo 1: Toryumun Temel Özellikleri

Isparta’da “sırlarla“ dolu bir uçak kazasında hayatını kaybeden Prof. Engin Arık toryum çalışmalarını böyle değerlendirmişti:

“Türkiye’nin toryum yatakları, dünyanın en zengin yatakları. Türkiye tüm enerji ihtiyacını senede 50 ton toryumla karşılayabilir.”

Öncelikle şunun altını çizmekte fayda görüyorum. Toryum Radyoaktif bir madde olduğu için kullanım alanları kısıtlı diyebiliriz. Ama teknoloji alanları geliştikçe kullanım alanları da artmaktadır.

Toryumun Fiziksel Özellikleri Nelerdir?

Toryum, renk olarak gümüşi beyaz, kurşun rengindedir. Gümüş sertliğinde (2,5 Mohs) olan bir metaldir.

Tablo 2: Toryumun Fiziksel Özellikleri

Savaş uçağı motorları, füzeler ya da uzay araçları…

Mevcutta Toryum savaş uçakları motorları, füzeler, uzay araçları, yüksek çözünürlüklü kamera mercekleri, yüksek ısıya dayanıklı potalar, elektronik cihazlar, filaman kaplamaları, yüksek sıcaklık alaşımları, lüks lamba gömlekleri, bilimsel alet mercekleri, ve pek çok kimyasal işlem gerektiren alanlarda kullanılabilmektedir.

Ancak toryum doğada saf halde olmadığından diğer maddelerden ayrıştırma ve fizibilite açısından pahalı olduğundan henüz tam olarak faydalanılamamaktadır. . Bu tarz platformlarda erime noktası çok yüksek olduğu için tercih ediliyor. Erime noktası 1862 derece. Uranyumdan yaklaşık 500 derece daha yüksek. Haliyle aşırı yüksek sıcaklıklarda çalışan her platform için önemli. Toryumun kısıtlı olarak kullanılmasının bir sebebi de ayrıştırılmasının gerekmesi. Doğada saf halde bulunmuyor. Diğer maddelerden ayrıştırılması gerekiyor. Bu da bugünün teknolojisi ile ciddi bir maliyet olarak karşımıza çıkıyor ya da çıkartılıyor.

Haliyle kullanım alanının genişlemesinin önünde büyük bir engel var.

Bu madenin kullanım alanı çok fazla artacaktır zamanla ama toryumun çok konuşulmasının esas sebebi içinde barındırdığı enerji potansiyelidir. Radyoaktif bir element olarak önemli atom enerjisi kaynağıdır aynı zamanda. Biz gelecek nesillerimize bunu doğru anlatmak zorundayız. Enerjide, ekonomide, siyasette, özkültürümüzün korunmasında ve dolayısıyla bağımsızlığımızın sağlanmasında bu çok önemli bir unsurdur.

Toryum tükleer reaktörler için gelecek vaat eden bir yakıt türü olması münasebetiyle dikkate alınmalıdır.

Uranyum ve toryum karşılaştırması

Çünkü uranyumla kıyaslandığında çok fazla avantajı var. İşte bu yüzden geleceğin nükleer yakıtı olarak görülüyor. Bunların hepsinden detaylarıyla bahsedeceğim.

Tabi tüm bunlardan önce gelelim bu konunun türkiye’de konuşulduğu kısma. Maalesef Türkiye bu elementi 2002 yılında tanıdı. Hatırlayanlarınız olacaktır. O tarihte Prof. Engin arık, toryumun fırsatlardan bahsetmişti. Türkiye’nin bu konuda ciddi bir potansiyeli olduğunu anlatmıştı. Bu konu üzerine ciddi anlamda çalışıyorlardı. Ama 2007 yılında onu ve 5 arkadaşının bir uçak suikastinde kaybettik. Kaza süsü verilmiş cinayetin ardından. Prof Engin Rrık hocanın bilgisayarı kaybolmuştu. Toryum ile ilgili yapılan bütün çalışmalar o bilgisayarın içerisindeydi. Engin Arık, isviçre’deki CERN Deneyiminde çalışan isimlerden biriydi. Boğaziçi Üniversitesi’nde fizik profesörü. Ülkemiz için büyük bir şans ve değerdi. Toryum çalışmaları konusunda büyük işlere imza atacaklarını söylemişti o dönem. Ama eşi olan profesör Metin Rrık gibi isimler bu çalışmalara devam ettiler.

15 yıldır gizemini koruyan uçak kazası: Isparta uçağı yüzde 99 düşürüldü

Prof. Dr. Saleh Sultansoy, Isparta’da 30 Kasım 2007’de Prof. Dr. Engin Arık ve beraberindeki akademisyenlerle birlikte toplamda 57 kişinin hayatını kaybettiği uçağın, yüzde 99 oranla düşürüldüğünü iddia etti. Toryum projesi üzerinde çalışan Prof. Engin Arık ve ekibinin en yakın çalışma arkadaşlarından olan Prof. Dr. Sultansoy, „O uçak düşürülmeseydi, Türkiye bugün CERN’de asil üye olurdu. Türkiye toryum yarışında dünyada liderler arasında olurdu. Türkiye Hızlandırıcı Kompleksi ve Türkiye Bilim Kenti kurulurdu. Ancak kazadan sonra yaşanan süreçte Türkiye, CERN’de yedek üyeliğe düşürüldü“ dedi. Yöneticileri bir kenara bıraktım, halk olarak bunada sessiz kaldık…

Düşürülen ülkemizin geleceğiydi

Dedim ya bu konu öyle herkesin bilmiş bir edayla konuşabileceği bir konu değil. Bu nedenle ben bu konuya bilim dünyasındaki bakış açılarını size aktararak devam etmek istiyorum.

Şu rezerv konusuna değinelim.

Genelde televizyon programlarında dünyadaki bütün toryum rezervinin yüzde yetmişinin Türkiye’de olduğunun konuşulduğuna tanıklık ediyorum. Elbette bu konuyu yakından takip eden biri olarak toryum rezervi konusunda verilen bilgiler çokta sağlıklı olmadığını söyleyebilirim. Her kaynakta farklı bir bilginin yeraldığını görüyorum. Ama hem yerel hem de uluslararası ciddi kuruluşların raporlarına göre konuşmak en doğrusu. Bu kuruluşların raporlarına göre Türkiye, dünyadaki toryum rezervinin yaklaşık % 11’ine sahip. Bu rakam, yalnız keşfedilen rezervleri değil. Muhtemel rezervleri de kapsıyor. Bu rakamlarla bile dünyada ikinci sıradayız.

Birinci sırada kim var biliyormusunuz?

Hindistan…

Yüzde 12 buçukluk oranla Hindistan birinci sıradadır. Onların rezervi 846.500 ton, bizimki ise 744.000 ton. Türkiye’den sonra sırada Brezilya gelmektedir. Onların rezervleri de bize yakın… Tam 606 bin ton… Tabi bunda hala rezerv keşfetme çalışmalarının devam etmesinin de etkisi var. Toryumun kullanım alanları arttıkça ve bu konuda çalışma alanları geliştirdikçe bu rakamlar sürekli değişiyor. Ayrıca şunu da belirtmekte fayda görüyorum, Hindistanîn rezerv bizimkilerden büyük, çünkü onlar sahip oldukları rezervin büyük bir kısmını keşfettiler. Bu keşfin en büyük sebebi de onların bu konuya aşırı önem vermesinden kaynaklanıyor olmasıydı. Şuan dünyada toryumdan enerji üretimi için en ciddi çalışmaları yapan ülke Hindistan dır. Şöyle düşünebiliriz, keşfedilmemiş alanları düşünürsek,

Bizim de rezervimiz Hindistan dan çok daha fazla olabilir.

Zaten Hindistan’ın madem kurumları da kendisini Türkiye’nin ardından ikinci sırada gösteriyor. Rezerv konusunda hallettiğimize göre bilim dünyasının bu konudaki iki zıt kutubunu konuşabiliriz artık.

Öncelikle olumsuz taraftan başlayalım.

Çünkü bu konuda duyduklarımza en zıt söylemler onlara ait. Bu konunun abartıldığını düşünen tezleri en derli toplu şekilde İstanbul üniversitesinden Yrd. Doç. Dr. Yavuz Örek sıralamış. Bu kısımda aktaracağım herşey onun beyanlarıdır. Ona göre toryumun bugün ticari olarak bir değeri yok. Saf toryum oksidin kilogram değeri 80 – 100 dolar civarında. Saf toryumun değeri ise 5000 dolar ccivarı. Tabi bu kilo fiyatı. Elbette fiyatın bu kadar yüksek olmasının sebebi değeri değil, az üretiliyor olmasından kaynaklı. Bugün bir anda 1000 ton toryum üretirseniz kimse bu fiyatı vermez. Hatta kilosu 50 dolardan satmaya çalışsanız tamamını alacak müşteri bulamazsınız. Ayrıca türkiye’de yapılan hata bütün toryum rezervine saf toryum muamelesi yapılmasıdır. Türkiye’deki tToryum yatakları ortalama binde 21 toryum oksit ve binde 18.5 oranında saf toryum içeriyor. Saf toryum ve toryum oksidin bugünkü piyasa değerini hesaplarsak yaklaşık 2 milyar Dolar civarı bir kaynaktan bahsetmiş oluyoruz. Bunun iki anlamı var. Birincisi ülkeye katkı sağlayacak bir potansiyel değil. Ikincisi de toryum işlemek maliyetli olduğu için toryum kullanımı anlatıldığı gibi ekonomik değil. Çıkarmak ve saflaştırmak kendi değerinden çok daha büyük bir maliyet demek oluyor.

Peki 120 trilyon dolarlık hesaplar nasıl ortaya çıkıyor?

Bazı araştırmacı yazarlar toryum un enerji verimini karşılaştırmalı şekilde hesaplıyor. Bir ton toryum bir milyon varil petrole eşdeğer enerji ortaya çıkarıyor. Muhtemel olan 800 bin ton toryum da 800 milyar varil petrole eşdeğer. Petrolün varilini 150 dolardan hesaplayarak karşılığı 120 trilyon dolara geliyor. Her ne kadar bunu duymak insanı heyecanlandırıyorsa da bahsedilen rezervin bugünkü değeri 2 milyar dolar. Onların yaptığı hesap üzerinden bile gitsek hesaplamayı toryum rezervi değil de Saf tohum miktarı üzerinden yapmamız gerekiyor. Bu da. 7000 ton toryum demek. Yani yaklaşık 33 milyar varil petrol. Bu petrol miktarı da yaklaşık üç trilyon dolar ediyor. Bu da aslında büyük bir rakam değil. Amerika’nın yıllık gelirinin yarısı. Tabi gelecekte toryum rekabeti başlarsa fiyatlar düşer. Çünkü dünyanın birçok ülkesinde toryum yatakları mevcut. Ayrıca sahip olduğumuz toryum nükleer santrallerde kullanılmaya başlarsa türkiye’nin sadece 7 yıllık ihtiyacını karşılar.

Özellikle konuya olumsuz bakanların tezleri bugüne kadar bunlar oldu.

Elbette bu tezin sahipleri de bu konudan uzak durursun modunda değiller. Fakat abartı olmasın modundalar. Abartıldığını inanıyorlar. Genellikle tezleri de 60 yıldır bu araştırmaları yapan ülkelerden hiçbiri neden toryum kullanmaya başlamadı üzerinden yerleşiyor. Şunu bilmekte fayda görüyorum. Hepsinde nükleer santrallerde uranyum kullanıyorlar hala. Mesela ABD bu konuda en uzun süre çalışan ülkelerden biri. Toryum rezervi açısından da dünyada ilk beşteler. Eğer bu kadar avantajlı ise neden hale geçiş yapmadılar, Neyi bekliyorlar? aslında düşünüldüğünde soru gayet mantıklı gelebilir. Ama sadece bu soru üzerinden bakmak yerine genel olarak ortaya konan çalışma ve araştırmaları okuyunca ben daha çok kazın ayağının öyle olmadığını görüyorum ve diğer tarafın söylemlerini önemsiyorum. Toryumu Türkiye’nin geleceği olarak görüp bu konuda ciddi çalışmalar yapan ve raporlar ortaya koyanların söylemlerine inanıyorum. Buraya kadar olumsuz bakış açısını çok özet şekilde yansıttığı için Trd. Doç. Dr. Yavuz Örnek’in fikirlerini aktardım.

Bundan sonrasında. Yani toryumu bir fırsat olarak görenlerin temel aldığı iki rrapor var ona bakacağız. Birincisi Prof. Dr. Seleh Sultansoy’un Yeşil Nükleer Enerzi: Toryum raporu. Selah Sultansoy bir Azerbaycan Türkü. Türkiye’de TOBB Ekonomi ve Teknoloji Üniversitesi’nde görev yapmaktadır. 1997’den beri de CERN’de de görev yapıyor. Toryum konusunda konuşabilecek en yetkin isimlerden biridir. Bu nedenle hazırladığı rapor çok önemli.

Bir diğeri de Türkiye Enerji Vakfının hazırladığı Türkiye’de Toryum: Enerji, Ekonomi, ve Siyasette Fırsatlar isimli rapor. Bu raporda imzası olan isimlerden biri de yine Selah Sultansoy. Yine bu raporda makine/Nükleer Mühendislik Profösörü Sümer Şahin ve Serhan Ünal’ın imzası var. Bundan sonrası tamamen bu iki rapora dayanıyor.

Toryum çalışmaları neden önemli?

Toryum enerji üretimi açısından önemli fırsatlar sunuyor. Türkiye hem nüfus hemde sanayi anlamında sürekli büyüyen bir ülke. Bu durum elbette enerji tüketimine yansıyor. Hatta kişi başına düşen elektirik tüketimi gelişmişliğin ciddi bir ölçüsü olarak kabul ediliyor. Türkiye kişi başına düşen elektirik tüketiminde dünya ortalamasının üstünde. Ama G8 ülkelerinin ortalamasının yarısı kadar kişi başı elektirik tüketimi var. Yani az da değil, yeterlide değil. Tabi geliştikçe bu ihtiyaç artacak. İhtiyacın artmasıda bizi ciddi bir sıkıntıyla baş başa bırakacak. Kendimi bildim bileli en büyük problemlerimizden biri cari açık. Bu problemin en büyük nedenlerinden biri enerji ithalatıdır. Düşünün büyüme bu şekilde devam ederse 8-10 yıl sonra enerji ihtiyacımız kat kat artacaktır. Eğer enerjide ithalatı bitirecek gelişmeler yaşanmazsa işimiz çok zor. Sakarya sahasında bulunan gaz ve Doğu Akdeniz’den gelecek muhtemel haberler bizi çok rahatlatacak elbette. Ama bu yeterli değildir. işte burada istesekte istemesekte nükleer güç devreye giriyor. Şu an nükleer çalışmanız var. Ama bu işi toryumla yapabilsek çok daha avanlajlı bir konuma geçeriz. Küçük bir hesap zaten bize bunu anlatıyor. Bugün 1 GW kesintisiz güç üretmek için üç buçuk milyon ton kömür tüketmek gerek. Daha mantıklı olan seçenek uranyum. Aynı miktar enerji için kullanmaız gereken uyanyum 200 ton…

Toryum rezervi bütün dünyanın elektirik ihtiyacını bile 100 yıl yeterli

Toryum’da ise 1 GW enerji üretmek için ihtiyaçımız olan miktar sadece 1 ton. Türkiye’nin toplam kurulu elektirik üretim gücü 90 GW’nin üstünde. Yeni elektirik enerjimizi sadece uranyum yakıtı nükleer santralle sağladığımızda sahip olduğumuz 7300 tonluk uranyum rezervi ülkeye bir yıl bile yetmiyor. Toryum rezervimizle bu elektiriği üretirsek yeterli olacağı süre muhtemelen hepinizi şaşırtacak. Tam 12000 bin yıl. Hatta Türkiye’nin sahip olduğu toryum rezervi bütün dünyanın elektirik ihtiyacını bile 100 yıl boyunca karşılamaya yeterli. Elbette bu rakamlar teorik rakamlardır. Henüz bildiğimiz pratik bir uygulaması yoktur. Çünkü bu işin bilindiği kadar teknolojisi hala getiştirilmedi. Ama dünyada bu konuda önemli çalışmalar devam ediyor.

Şu an dünya toryum stratejisi sahibi olan ve ciddi şekilde çalışmalar yapan 10 ülke var.

Amerika Birleşik Devletleri, Çin, Rusya, Birleşik Krallık, Fransa, Japonya, Güney Kore, Norveç, Belçika ve Hindistan. Maalesef Türkiye bu konuda saydığım ülkelerin içinde değil. Bu durum da acilen çalışmaları arttırmanız gerektiğini gösteriyor. Çünkü bu ülkeler arasında Japonya ve Güney Kore gibi toryuma sahip olmayan ülkeler bile var. Uluslararası literatürde toryum yarışı diye adlandırılmaya başlanan bu sürecin bize anlatması gereken tek bir şey var diyebiliriz.

Toryum yarışı

Toryum yarışı derken bu yarışın esas amacı toryumdan kim daha önce elektirik üretecek değil. Toryum güç santrali teknolojisine kim daha önce sahip olup bunun ticaretini yapacak yarışı bu. Evet şu an için elektirik santrallerinde toryumun tam anlamıyla ticari kullanımı yok. Ama bunca ülkenin bu kadar yoğun çalışması bize bu kanunun yakın gelecekte hayata geçirileceğini söylüyor.

Ülke olarak bu sese kulak vermek zorundayız.

Şu an bu konuda en yoğun çalışmayı yapan ülkenin Hindistan olduğunu tekrarlamakta fayda görüyorum. Hindistan şu durumda hem nüfüs olarak hemde ekonomik olarak büyümekte olan bir ülke konumunda. Enerji ihtiyacının ne boyuta varacağının farkında oldukları için bu işe daha şimdiden milyarlarca dolar yatırım yaptılar. Aynı şekilde Çin de bugüne kadar milyar doların üzerinde bütçe ayırdu bu çalışmalar için. Amerika’da bu iş daha önce denendi aslında. Yani ticari kullanımı yok desek de hiç uygulanmamış bir teknoloji değil. 1965 yılında Tennessee Eyaletindeki Oak Ridge Ulusal Labaratuvarında katı uranyum yakıtı değil de sıvı toryum yakıtla çalışan bir reaktör oluşturuldu. Bu deneysel proje beş yıl boyunca sorunsuz çalıştı. Ama bu labaratuarın başkanı, Amerikan başkanı Nixon’la ters düşünce görevinden alındı. Bu çalışmanın da rafa kaldırıldığı açıklandı. Uzunca bir süre dondurulan çalışmalar son yıllarda yeniden başladı. Çünkü Çin’in bu konuya ciddi şekilde eğildiğini gören Amerika geride kalmak istemedi. Dünyada bir toryum yarışı vardır. Çünkü toryumun nükleer reaktörde kullanımının hayali bile dünya için heyecan verici bir durum. Mesela rezerv konusu oldukça önemli. Uranyumun dünya da kalan ömrü maksimum 60 yıl olarak gösteriliyor. Sonra bütün rezerv tükenecek. Ama toryum rezervi miktarı uranyum rezervi miktarının dört katı ve uranyuma göre toryum çok daha az miktarlarla çok daha fazla enerji sağlıyor. Bu da yüz yıllarca yetecek bir rezerv anlamına geliyor. Toryumun çevresel ve güvenlik avantajları da uranyuma göre çok fazla. Uranyumun sadece yüzde onluk bir kısmı kullanılıyor. Kalan yüzde doksan atığa dönüştürülüyor. Toryumda ise bu durum tamamen farklı. Yüzde doksanlık kısım kullanılıyor. Atık miktarı ise yüzde on… Toryumlu bir santralin ürettiği atıklar, uranyum santrallerinin atıklarından 10 bin kez daha az radyoaktif. Birde bu atıkların saçtığı radyoaktif tehlike var.

Uranyum atıkları milyonlarca yıl tehlike saçıyor.

Toryum atıkları en fazla üç yüzyıl kadar radyoaktif kalıyor. Üç yüz yıl teknolojik olarak da baş edilmesi mümkün bir süre.

Baş edilmesi imkansız bir zaman

Ama milyonlarca yıl sonu belli olmadığı için kullanılan bir kavram ve baş edilmesi imkansız bir zaman. Hemsinden de önemlisi uranyum atıkları nükleer silah yapımı için kullanılıyor. Toryum atıklarında bunu yapabilmek çok zor. Belki de az önce bahsettiğim Amerikan başkanı Mixon bu yüzden projeye taş koymuştur. Ya da belki de o zamanın petrol işini yürüten baronların baskısıyla olmuş olabilir. Yani torum Türkiye için ciddi bir fırsat olabilir mi sorusuna cevabım: Evet olabilir. Enerji öyle bir konu ki ekonomiyi bile etkiliyor.

Dış politikada hangi konunun yanında olursa olsun dışa bağımlılıktan kurtulmak biraz daha hareket alanı açar. Daha rahat oyun kurabilir, çok daha rahat adımlar atabilirsiniz. Birde benim bu konuda yaptığım araştırmalardan çıkardığım en önemli sonuç bu işin teknolojisi. Toryum santrali teknolojisine sahip olmak toryuma sahip olmaktan çok daha önemli. Bu artık başarılabilir mi acaba denecek bir süreci aşmış durumda. Yavaş yavaş bu üretime geçişin işaretlerini görüyoruz dünyada. Bu süreç muhtemelen üç aşamada gerçekleşecek. Çünkü toryumu kullanmanın üç farklı yöntemi var.

Birincisi geleneksel reaktörlere yüzde 95 civarı toryum ve yüzde beş civarı uranyum ya da plütonyum eklemek. Bu ticarileşecek ilk aşamadır. Şu anki nükleer santrallerde üçüncü nesil teknolojiye sahip olanların yaklaşık yarısı bu şekilde çalışmaya uygun zaten.

İkinci yöntem olten salt yani erimiş tuz diye adlandırılan reaktör tipi. Birinciye göre daha güvenli bir sistem. Dünyanın bununla tanışmasına da 10 – 15 yıl kadar var. Özellikle Avrupa Birliği (AB) bu konuda yoğun şekilde çalışıyor.

Üçüncüsü de proton hızlandırıcı kullanılan yöntem. Bu yöntem en sağlıklısı. Çünkü hiç uranyum ya da plütonyum ihtiyacı yok.

Ama bu en son devreye girecek sistem ve yaklaşık 15 – 20 yıllık bir süreç var önümüzde. Yani Türkiye’nin bu konuda çalışmaları hızlandırmak için hala vakti var. Tamam toryuma bel bağlamak mantıklı değil elbette. Enerji çeşitliliği her zaman en iyisidir. Özellikle yenilenebilir emerji kaynaklarının artırılması çok önemli. Ama bir yandanda toryum çalışmalarına yönelmemiz gerekmektedir.

Başta bahsettiğimiz toryumla çalışan araba konusunu da konuşup bitirelim. Aslında sadece 2015’te ortaya atılan bir konu değildi bu. Hatta daha da geriye gidersek 2009 yılında Cadillac da böyle bir iddia atmıştı ortaya. Bu iddia inandırıcı geldi birçok insana. Teorik olarak bir aracı toryumla ya da nükleer enerjiyle çalıştırmak mümkün. Ama pratikte bugünün teknolojisiyle bunu yapmak mümkün değil. Belki de gelecekte daha anlaşılır olarak teorinin pratikleşmesine tanıklık edebiliriz. Zaten nükleer enerji, izotoplar, nötronlar benim bu konuda nasıl bir fikrim olabilir ki? Böyle konularda bilimsel makaleleri karşıtlarıyla okuyarak bir sonuca varmaya çalışıyorum. Toryum çevresinde geçen konularda da böyle yaptım. Artık bu konuyu magazinsel boyuttan çıkarmamızın vakti geldi. Toryum rezervleri için Maden Teknik Arama saha araştırmalarını ivedilikte daha fazla yapmak durumunda. Bilinen rezervlerimizi de öğrenmek istersiniz diye düşündüm.

Bu rezervlerimiz: Eskişehir, Malatya, Kayseri, Sivas, Diyarbakır, ve Burdur’da. Birde en son olarak bildiğim kadarıyla İsparta’da büyük bir rezerv keşvedildi. Yenileride bulunmaya devam edecektir kuşkusuz. Yeterki bağımsızlık şiarıyla araştırmaya devam edelim. Elbette aynı bilinçle savaş teknolojisini geliştirmek değil, rezerv bulmakla da değil bu işinde teknolojisine odaklanmak zorundayız. Bu konuda da teşfikler farkındalık oluşturabilir. Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanlığı’nın yayınladığı 2015 – 2019 Stratejik Planı’nda toryuma yer vermiştir. 2022 yılı itibarıyla durum nedir merak ediyorum. Bilim insanları bu konu için görevlendirildi mi? Desteklendi mi? Araştırmalar ciddiyetle ele alındı mı? Dünyada gelişen teknolojiyi basiretsiz yöneticiler nedeniyle defalarca kaçırdık. Toryum teknolojisine ayak uydurmaktan başka çaremiz yok. Bor madenimiz içinde bakış açımız aynı olmalı. Kullanım alanlarını hızla genişletmeliyiz. Bakalım zaman insan oğluna neler gösterecek.