Ortadoğu yine alevlerin eşiğinde.
Ve yine aynı soru: Bu yangını kim başlattı, kim söndürecek?

Şevket Dalboy

Donald Trump “tehditleri bertaraf ediyoruz” diyor.
Benyamin Netanyahu “güvenlik” diyor.

Bu kelimeleri artık ezbere biliyoruz. “Güvenlik”, “önleyici saldırı”, “meşru müdafaa”… Her büyük operasyonun ambalajı aynı. Ama gerçek şu: İran vurulursa, mesele sadece İran olmaz. Bu coğrafyada atılan hiçbir bomba tek bir ülkeye düşmez.

İran misilleme yapıyor. Füze gönderiyor, üsleri hedef alıyor. “Meşru hedef” ilan ediyor. Bu da şaşırtıcı değil. Çünkü bölgede caydırıcılık artık diplomasiyle değil, füze menziliyle ölçülüyor.

Peki sonuç?

Hizbullah devreye girerse Lübnan yanar. Irak zaten kırılgan. Körfez ülkeleri alarmda. Hürmüz Boğazı bir günlüğüne kapansa dünya ekonomisi sarsılır. Petrol fiyatı zıplar, borsalar düşer, enflasyon tırmanır. Berlin’deki kiracı da, İstanbul’daki esnaf da bunun faturasını öder.

Ve her zamanki gibi siviller…

Bir okul vurulur, bir mahalle yıkılır, sirenler çalar. Televizyonlarda haritalar büyür, liderler sert konuşur. Ama enkazın altından çocuk çıkaran kameralar birkaç gün sonra başka bir krize döner.

Antonio Guterres “uluslararası barış tehlikede” diyor. Haklı. Ama Birleşmiş Milletler’in cümleleri artık savaş uçaklarının motor sesini bastıramıyor.

Ortadoğu’nun trajedisi şu:
Kimse tam savaş istemiyor.
Ama herkes savaşın eşiğine kadar yürümeye razı.

Bu, strateji değil. Bu kumar.

Ve kumarda kaybedenler generaller ya da başbakanlar değil.
Kaybedenler; elektriği kesilen şehirler, kapanan hava sahaları, okula gidemeyen çocuklar.

Sorulması gereken soru şu:
Bu gerçekten bir “güvenlik operasyonu” mu?
Yoksa iç siyasetin, güç gösterisinin ve kontrol kaybının tehlikeli birleşimi mi?

Ateşle oynayanlar genelde yanmaz.
Ama ateş büyürse, haritayı yakar.