Dr. Şevket Dalboy
Siyaset ve Sosyal Bilimci İGÜ
Araştırmacı Gazeteci

Tarih, birçok vahşete tanıklık etti. Ama bu kez yazılan, sadece bombaların değil, açlığın da silaha dönüştüğü bir karanlık çağdır. Ortadoğu’nun kalbinde, Gazze’de, insanlar sadece bombalardan değil, ekmeksizlikten de ölüyor. Ve bu ölümler, sessizce, vicdanların sağır kaldığı bir dünyada yaşanıyor.

İşte tam da bu karanlık tabloda, açlık yalnızca bir insani sorun olmaktan çıkmış, stratejik bir silah haline gelmiştir. İnsanların yaşama hakkının sistematik biçimde ihlal edildiği bu yerde, ekmek ve suya ulaşmak neredeyse imkânsız bir mücadeleye dönüşmüştür.

1. Açlığın Stratejik Bir Silaha Dönüşmesi

İsrail, dünyanın gözü önünde en temel insan hakkı olan yaşama hakkını sistematik şekilde ihlal etmektedir. Sözde “insani koridorlar” açıldığı ilan edilse de, insanlar hâlâ bir çuval una ulaşabilmek için hayatlarını riske atmaktadır. Gökyüzünden atılan yardım paletlerinin altında ezilen insanlar, yardım maskesi altında yürütülen yeni bir trajedinin parçası olmuşlardır. Bu durum, insani yardım kisvesi altında yürütülen bir yıldırma taktiğinin açık ifadesidir.

2. Sistematik Aç Bırakma Politikası

Bir devletin açlığı ve susuzluğu cezalandırma aracı haline getirmesi; savaş hukuku, evrensel insan hakları ve ahlaki değerlerin ağır ihlalidir. Gazze, açık hava hapishanesine dönüştürülmüş, içerideki siviller ise yavaş ve sistematik bir ölüme terk edilmiştir. Bu tablo sadece bir askeri strateji değil, aynı zamanda insanlığın tükenişinin ve ahlaki çöküşün belgesidir.

3. Umudun Yerine Korku Düştü

Gazze’de un taşıyan kamyonlar, yardım dağıtım noktaları ve hatta su kuyuları artık ölümle iç içe geçmiştir. Bu alanlar, umut değil korku yaymaktadır. Medyada yer alan “İsrail yardım ediyor” başlıkları, gerçeği yansıtmayan, propaganda amaçlı manşetlerden başka bir şey değildir. Gerçek yardım, insanların temel ihtiyaçlarına sürekli ve güvenli erişimini sağlamakla mümkündür; ancak bugün olan sadece dünya kamuoyunu oyalamaya yönelik sahte adımlardır.

4. Dilsiz Çocukların Konuşan Gözleri

Açlıktan ağlayan bir çocuk, sadece fiziksel ihtiyaçlarını değil; insanlığın sessizliğine karşı yükselen bir çığlığı taşır. Aç çocukların dili yoktur; ama gözleri dünyaya ağır bir soru sorar: “Neden sessiz kalıyorsunuz?” Bu suskunluk, açlığa terk edilmiş binlerce çocuğun gözlerinde yankılanmakta ve tarihin en karanlık sayfalarından biri sessizce yazılmaktadır.

5. Uluslararası Sessizlik ve Sorumluluk

Dünya Sağlık Örgütü, Gazze’de yaklaşık iki milyon insanın ölümcül açlıkla karşı karşıya olduğunu açıklamaktadır. Fakat İsrail yönetimi bu durumu küçümsemekte ve insani uyarıları “terör propagandası” olarak itibarsızlaştırmaya çalışmaktadır. Sessiz kalan devletler, kurumlar ve medya organları ise bu insanlık suçunun pasif ortakları haline gelmektedir. Gazze’de yaşananlar sadece İsrail’in değil; tepkisiz kalan tüm güç merkezlerinin ahlaki sorumluluğudur.

6. Diplomasi ve Gerçeklik Arasındaki Uçurum

Diplomatik masalarda söylenen sözler, Gazze sokaklarında karşılık bulmamaktadır. İnsanlar bir damla suya, bir lokma ekmeğe muhtaçken yürütülen diplomasi, çözüm değil; geciktirme, bastırma ve unutturma aracına dönüşmüştür. Açlıkla kuşatılmış halkın barış umutları her geçen gün biraz daha söndürülmektedir.

Öz Cümle: Vicdanın İflası ve İnsanlığın Kırılma Noktası

Gazze’de açlık artık bir silahtır; umut ise toprağa gömülmüş bir hayal. İsrail sadece bedenleri değil, geleceği de hedef almakta; çocukları hayalleriyle birlikte mezara sürüklemektedir. Bu çağda açlıktan ölen her çocuk, sadece Gazze’nin değil, insanlığın yüzüne atılmış bir tokattır. Ve bu tokadı hissetmeyen vicdan, gerçekten yaşamıyor demektir.