Hep sevecek değilim. Sevmediğim şeyler de var efendim…

•“Eyvallah” diyen kişileri hiç sevmem hatta selam vermem.

•“Kal geldi, ayy en sevdiğiiim, herıld yani” ve benzeri ve öznesiz kelimeler kullanan insanların kelime hazinelerinin olmadığında inanırım. Bunları emoji insanlar diye adlandırırım. Kendilerini özel kıldığını zannettikleri bir kaç kelime dışında, düzgün konuşabilmek için beyinlerine format attırmalarının şart olduğunu düşünürüm ve o kişileri çok dikkate almam.

•İdealleri olmayan insanı sap ile saman karışımı hayvan yemine benzetirim. Bir hayvan onları geviş getirme kararı alıncaya kadar bekleme süreleri vardır.

•Irkçı insanın ecdat hikâyelerini dinlemeye hiç tahammülüm yoktur. Çünkü onlara göre, onların onlardan başka dostu yoktur.

•“Seninle olayım, bir kuru soğana da razıyım” diyen kadın, erkek kim olursa olsun sevmem. Acılı arabesk kıvamındadır ve biatçı, tembel yanları vardır. Kuru soğanı birlikte yemeye razı, kuru fasulyeye göz atıyordur bazı bazı… Öyle kişilerden hiç hayır gelmez.

•Sosyal ağlarda laf olsun adam sansınlar edasıyla, kibarlıktan yoksun, saygısızca yorum yapanlara klavye şovmenleri denir ve çirkin eleştirilerle karşıdaki insanı kazanmak değil, yermek, rezil etmek olduğuna inanırlar. Bütün saha onlarındır ve kendilerini bir sıfır önde sanırlar. Oysa ki sıfıra sıfır elde var sıfırdır bunlar. Muhatap olmam yaratmış oldukları kargaşaya bir dur der, olay mahalinden kovarım.
•Kişiyi hiç tanımadığı halde “senli” konuşan insana hiç tahammülüm yoktur. Kültür düzeyinin ve görgünün, onun mahallesine uğramadığını düşünür “sizli” konuşacaksınız diye uyarırım. Özellikle resmî kurumlarda çalışanlar, o kurumlara yolu düşen vatandaşa “sen” üslubunu kullanıyorsa beynini planyadan geçirme güdüm devreye girer.

•Sosyal medyada “Sayfam tehdit altında lütfen beğeni yapar mısınız?” diyenlerin anlamsız isteklerini sevmem ve Allah versin diyesim gelir.

•Kitap okumayan insandan hoşlanmam, kelime dağarcıkları, hayata bakış açıları gibi sınırlıdır.

•Siyasette Zübük edebiyatını hiç sevmem. Dolap Osman’ı onlardan daha kaliteli bulurum.

•Tebaaları hiç sevmem. Tiran’a ruhunu ve özgürlüğünü satmış, beyinleri uçkura ve karın tokluğuna şartlanmış, şükür kelimesine tapmış kimliksiz insanlardır.

•Halkın bir yerlere sözcü olarak taşıdığı adamların, o halkı unutup, “güç bende artık” diyenini yok sayarım.

•Aydın düşünceye sahibim diyerek fısıltıyla konuşan korkaklar bana çok itici gelir. Onların şovmenliği barda, sazda ve içki masasında, modern ayakları çekmekle geçer ve korkunç hasettirler.

•Ver yiyimci fakirleri hiç sevmem ve asla onlara acımam. Ne geliyorsa başımıza bu tiplerden gelir.

•Harem kültürüne biat etmiş, dinin gereği diye dört eşliliğe tamam demiş, vücuduna saygı duymayıp burka giymiş, tutsaklığı din adı altında özümsemiş kadınların, benliklerini yitirdiklerini düşünürüm ve yok sayarım. Bu kadınları gördükçe, devrimci ve Cumhuriyetçi kadınlar adına seçme ve seçilme hakkını bizlere sunan Mustafa Kemal Atatürk’ü minnetle anarım.

Not: Daha çok sevmediğim şeyler var. Hatırladıkça yazarım…