Şevket Dalboy Yazdı… | Özel Analiz
Yaklaşık 20 gündür Keşmir hattında yükselen tansiyonun ardından Hindistan ve Pakistan arasında sağlanan ateşkes, ilk bakışta umut verici bir gelişme gibi görünüyor. Ancak bu ateşkesin arka planındaki diplomatik manevralar, uluslararası güç dengeleri ve jeopolitik çıkar çatışmaları, “barış” kavramının ne denli kırılgan olduğunu bir kez daha gözler önüne seriyor.
Trump Sahneye Çıkıyor: Arabuluculuk mu, Oyun Kuruculuk mu?
ABD Başkanı Donald Trump’ın, ateşkesin kendi arabuluculuğunda sağlandığını duyurması, bu gelişmenin sıradan bir diplomatik başarı olmadığını gösteriyor. Truth Social’da yaptığı açıklamada Trump, “büyük zekâlarını kullanan” taraflara övgüler yağdırırken, aslında ABD’nin Güney Asya’daki askeri ve siyasi etkisini yeniden tesis etme çabasını satır aralarında duyuruyor.
Bu müdahale, klasik realizm kuramının öngördüğü şekilde büyük güçlerin çatışmaları kontrol ederek bölgesel istikrarı kendi çıkarlarına göre yönlendirme refleksinin bir yansımasıdır.
Savaşın Görünmeyen Destekçileri Kim?
Siyasi bir çatışmada “kimin savaşı başlattığı” kadar, “kimin bu savaştan nemalandığı” da önemlidir. Bu anlamda hem silah lobileri hem de bölgesel enerji ve su kaynaklarını kontrol etme stratejileri, çatışmaların körüklenmesinde önemli rol oynar. Hindistan’ın Pakistan’la su paylaşımı anlaşmasını askıya alması, bu çatışmanın yalnızca askeri değil, aynı zamanda ekolojik bir mücadele olduğunun da göstergesidir.
Silah ticareti üzerinden ciddi kazançlar elde eden bazı Batılı şirketlerin, çatışmaları perde arkasından teşvik ettiğine dair şüphelerin olduğunu düşünenlerden biriyim. Ayrıca Keşmir’in stratejik konumu, Çin’in bölgedeki etkisi ve Kuşak ve Yol Girişimi’nin geçiş güzergâhları da bu çatışmayı sadece ikili değil, çok taraflı bir satranç tahtasına dönüştürüyor.
Barış Sözde, Tetik Parmakta
Pakistan Dışişleri Bakanı İshak Dar, ateşkes kararında Türkiye ve Suudi Arabistan’ın da önemli bir rol oynadığını belirterek, çok taraflı diplomasinin önemine dikkat çekti. Ancak aynı saatlerde Pakistan kara birliklerinin sınıra mobilize olduğu yönündeki iddialar, bu barışın ne kadar kırılgan olduğunu da gösteriyor. Hindistan Hava Kuvvetleri Komutanı’nın açıklamaları ise karşılıklı güvensizliğin hâlâ sürdüğünü gözler önüne seriyor.
Bu durum, barışın bir “niyet” değil, ancak kurumsal güven mekanizmalarıyla korunabilecek bir “süreç” olduğunu hatırlatıyor.
Savaş Karşıtları Nerede?
Uluslararası kamuoyunda savaş karşıtı seslerin cılız kalması da dikkat çekici. Ne Birleşmiş Milletler’den anlamlı bir çıkış var ne de Avrupa Birliği’nden ciddi bir arabuluculuk hamlesi. Savaş karşıtlığı bir etik duruş olmaktan çıkıp stratejik suskunluğa dönüşmüş durumda. Küresel sistemin işleyişini eleştiren eleştirel teoriler, özellikle bu tür krizlerde barış çağrılarının neden marjinalleştiğine dair önemli ipuçları sunuyor: Barış kârlı bir endüstri değildir.
Öz cümle: Sessizlik, Geçici Barışın Zırhıdır
Hindistan ve Pakistan arasında varılan bu ateşkes, derin bir nefes aldırsa da sürdürülebilir barıştan hâlâ çok uzaktayız. Çünkü savaşın tarafları sadece sınırın iki ucunda yer alan devletler değil; aynı zamanda bu ateşle ısınan ekonomik çıkar grupları, jeopolitik strateji merkezleri ve sessiz kalan küresel kurumlar.
Bu ateşkes, savaşın çığlıklarını susturabilir; ama barış, gerçek bir irade ve toplumsal mutabakatla inşa edilmediği sürece, sadece bir ara duraktır.



































