Almanya’da SPD, yıllardır yükselişini izlemekle yetindiği AfD’yi şimdi kapatmak istiyor. Gerekçe hazır: “Anayasaya aykırılık”, “ırkçılık”, “demokrasiye tehdit”. Kağıt üzerinde haklı gibi görünüyor. Ancak mesele, kuru bir hukuki prosedürden çok daha derin: Bu, Almanya’daki sosyal demokrasinin samimiyet sınavıdır.
Dr. Şevket Dalboy
Gazeteci, Siyaset ve Sosyal Bilimci İGÜ – Araştırmacı Yazar
AfD, gökten zembille inmedi. İslam ve göçmen karşıtlığı üzerinden siyasi ikbal devşirirken, bu iklimi elleriyle hazırlayan bizzat SPD ve diğer iktidar partileriydi. Göçmenlerin eğitimde, istihdamda, barınmada yalnız bırakılması, sosyal yardımların milliyetçi söylemlerle sorgulanmasına sessiz kalınması, ayrımcılığın çözüm yerine yönetilmesi… Bütün bunlar AfD’nin zeminini genişletti.
AfD yükselirken SPD ne yaptı? İsrail’in Gazze’de işlediği savaş suçlarına, on binlerce masum Filistinlinin katledilmesine sessiz kaldı. Savaşın tarafı oldu, küresel güçlerin çizdiği sınırlarda siyaset yapmayı tercih etti. Almanya’da yoksulluk, konut krizi, işsizlik kaygısı derinleşirken sessizliğe gömüldü. Kendi değerlerini, emeğin ve barışın yanında durma iddiasını iktidar nimetleri uğruna rafa kaldırdı.
Bu ortamda AfD’nin büyümesi tesadüf değildir.
SPD’nin Gerçek Kaygısı
SPD AfD’yi kapatarak aslında yalnızca ırkçılıkla mücadele etmek istemiyor; kendi siyasi başarısızlığının üzerini örtmeye çalışıyor. Çünkü mesele yalnızca göçmenlerin oyları değildir. SPD’nin bugün duyarlı Alman aydınlarının, demokratların ve solcuların oylarına her zamankinden fazla ihtiyacı var.
Ancak sorun şu: SPD bu kesimlerin güvenini kaybetti. Barış siyasetine sahip çıkamadı. Savaş politikalarına sessiz kaldı. Sosyal adaletin savunucusu olması gerekirken küresel güçlerin çizdiği politikalara yanaşmayı seçti. Bu çelişkiyi yasaklarla gizlemek kolaydır ama sürdürülemez.
Yasaklamak Çare mi?
Sosyal bilimler bize öğretti: Aşırı sağ akımlar yalnızca yasaklanarak yok edilemez. Mahkeme kararı bir partinin tabelasını indirebilir ama onu doğuran nefret iklimini yok edemez. Yasaklar kısa vadede oy kaybına yol açabilir ama fikirlerin dolaşımını durdurmaz. Toplumsal tabanı olan hareketleri mahkeme salonlarında bitirmek mümkün değildir.
SPD, AfD’yi kapatarak kısa vadeli sembolik bir zafer kazanmak istiyor. Ancak yasaklamak, yok etmek değildir. Yasaklamak, bazen “efsane” üretir, AfD’yi mağduriyet söylemi üzerinden yeniden üretir. Hele ki AfD’yi büyüten zemini ortadan kaldırmazsanız, bugün o isimle yarın başka bir isimle, aynı nefret ideolojisi geri döner.
AfD’yi Kapatmak Yetmez: Tüm Olanakları Elinden Alınmalı
Bu, AfD’yi savunmak anlamına gelmez. Aksine, AfD yalnızca kapatılmamalı, tüm finansal, siyasal ve dijital olanakları elinden alınmalı, lider kadrosu ve karanlık bağlantıları sürekli gözetim altında tutulmalıdır. Almanya, ırkçı örgütlenmelerin yalnızca tabelalar değiştirerek hayatta kalmasına izin vermemelidir.
Ancak gerçek çözüm bununla da bitmez. Irkçı ideolojiyi besleyen toplumsal adaletsizlikleri ortadan kaldırmadan ırkçılığı yenemezsiniz.
Gerçek Çözüm Ne?
SPD’nin gerçek bir samimiyet sınavından geçmesi gerekiyorsa, atacağı adımlar bellidir:
– Sosyal adalet politikaları geliştirilmeli. Eğitim, barınma ve sağlık hizmetlerine erişim güçlendirilmeli.
– Göçmen topluluklarının katılımı için yapısal engeller kaldırılmalı. Entegrasyon, gerçek eşitlik politikaları ile sağlanmalı.
– Gençler için umut ve gelecek vizyonu sunulmalı. İşsizlik ve yoksulluk kıskacındaki gençlerin radikalleşmesini engelleyecek sosyal politikalar hayata geçirilmeli.
– Barış siyasetinin yanında saf tutulmalı. İsrail’in Filistin’deki katliamlarına göz yummak yerine evrensel insan haklarını ve barışı savunan tutarlı bir çizgiye dönülmeli.
– Demokrasi şeffaf, katılımcı ve hesap verebilir yönetimle savunulmalı. Yasaklarla değil, halkın güvenini kazanarak.
Sosyal Demokrasinin Samimiyet Sınavı
Bugün SPD AfD’yi kapatmayı tartışırken, aslında kendi kimliğini tartışmak zorundadır. Çünkü sosyal demokrasi, korku siyasetine ve yasakçılığa sarılarak yaşatılamaz. Demokrasi, ancak toplumun en kırılgan kesimlerine umut ve güven vererek savunulabilir.
Göçmenler, işsiz gençler, yoksulluk sınırında yaşayan emekçiler, ayrımcılığa uğrayan aileler… Eğer SPD bu insanların yanında duramazsa, AfD gibi hareketlerin isim değiştirerek dönmesi kaçınılmazdır. Sorun, ırkçılığı cezalandırmak değil, onu büyüten adaletsizlikleri yok etmektir.
Öz Cümle
SPD bugün bir yol ayrımında:
Gerçek sosyal demokrasi mi, yoksa kolay yasaklarla ömrü uzatmaya çalışan bir tükeniş mi?
Bu soru yalnızca SPD’nin değil, Almanya’daki tüm demokratların, solcuların, vicdan sahibi aydınların ve göçmenlerin ortak kaderini belirleyecek.
Unutmayın:
Yasaklamak yok etmek değildir. Irkçılığı yok edecek olan, adalet üzerine inşa edilmiş bir düzen, eşitlik ve toplumsal barıştır.
SPD bunu başarabilir mi?
Yoksa kendi elleriyle kendi mezarını kazarken AfD’yi “yasaklı bir efsane” haline mi getirecek?
Cevap, yalnızca SPD’nin değil, Almanya’da demokrasiye inanan herkesin sınavıdır.


































