Dr. Şevket Dalboy

Çocuklarımız, 18 yaşına kadar devletin koruması altında olması gerekirken, bugün dijital dünyanın karanlık nehirlerinde sürükleniyor. Alkol ve sigara gibi zehirlerden uzak tutuluyor, gece belli saatten sonra sokakta bulunmaları yasak; ama sosyal medya, Netflix ve dijital platformlar, onların ruhunu kemiren görünmez zincirler gibi işliyor. Bu akıntıya kapılan çocuk, kendi özünden kopuyor, ahlaki pusulası kırılıyor, sınır tanımayan yozlaşmanın girdabına düşüyor.
Modern görünümlü aileler ise çoğu zaman bu kıraç topraklarda yeşermeye çalışan umut filizlerini göremiyor. Kendi konforları bozulmasın diye gözlerini kapıyorlar. Ta ki çocuk çığrından çıkana kadar… Ve suçlu ilan edilen yine o çocuk oluyor.
Bunu sadece bireysel bir sorun olarak göremeyiz. Siyaset ve sosyal bilim perspektifiyle bakacak olursak: Önce devlet sorumludur. Çocuklarımızın ruhu, bedeni ve ahlaki değerleri, onların elinde bir kalkan gibi korunmalıdır. Irkı, dili, inancı ne olursa olsun, kendi özlerinden kopmalarına izin veremeyiz.
Seyirci kalamayız. Bulunduğumuz her yerde dilekçeler yazmalı, şikayet etmeli, insanları bilinçlendirmeli ve çocuklarımızı bu dijital bataklıktan kurtarmalıyız. Devlet yetkilileri, sorumluluğu sürekli anne ve babaya yüklemek yerine, asli görevlerini yerine getirmelidir.
Temiz ahlakın mumları sönüyor; çocuklarımızın ruhu göğe çekiliyor. Ama biz ışığı yeniden yakabiliriz. Şimdi sesimizi yükseltme zamanı. Çocuklarımızı korumak, sadece bireysel değil, toplumsal bir görevdir.

































