Dr. Şevket Dalboy Siyaset ve Sosyal Bilimci Gazeteci (İGÜ)

ABD’nin Hürmüz Boğazı’nda İran limanlarına yönelik abluka başlatması, Washington’un Ortadoğu’daki klasik politikasının yeni bir versiyonundan ibaret. Diplomasi tıkandığında devreye giren şey yine aynı: askeri güç, ekonomik boğma ve uluslararası hukuku fiilen yok sayan bir dayatma.

Hürmüz Boğazı bugün dünyanın en kritik enerji arterlerinden biri. Küresel petrol ticaretinin yaklaşık beşte biri bu dar geçitten akıyor. Böyle bir noktada tek taraflı bir askeri abluka ilan etmek, sadece İran’a değil bütün dünyaya “deniz yollarının patronu benim” mesajı vermektir.

Bu mesajın sahibi ise hiç kuşkusuz Donald Trump yönetimindeki Amerika Birleşik Devletleri Merkez Kuvvetler Komutanlığı.

Trump’ın sosyal medya üzerinden yaptığı açıklamalar, diplomasiden çok bir mafya tehditini andırıyor: Ablukaya yaklaşan İran hücumbotlarının “derhal yok edileceği” ilan ediliyor. Bu dil, uluslararası ilişkilerin değil güç siyasetinin dilidir.

Diplomasi mi, Dayatma mı?

Abluka kararının hemen öncesinde İslamabad’da yapılan ABD-İran görüşmeleri sonuçsuz kaldı. Washington bu başarısızlığın ardından diplomasiyi derinleştirmek yerine askeri baskıyı artırmayı seçti.

Bu durum aslında yeni değil.

ABD’nin son yarım yüzyıllık Ortadoğu politikası incelendiğinde aynı kalıp sürekli tekrar eder:

  • Önce “güvenlik tehdidi” söylemi kurulur
  • Ardından ekonomik yaptırımlar gelir
  • Sonrasında ise askeri güç devreye sokulur

İran bugün bu zincirin son halkasıyla karşı karşıya.

Uluslararası Hukuk Kimin İçin?

Abluka kararı uluslararası hukuk açısından da ciddi bir tartışma yaratmış durumda. Uluslararası Denizcilik Örgütü, uluslararası boğazlardan geçiş özgürlüğünün engellenemeyeceğini açıkça vurguladı.

Ancak Washington’un yaklaşımı çoğu zaman basit bir prensibe dayanıyor:
Kuralları koyan da, gerektiğinde çiğneyen de benim.

Bu yaklaşım yeni değil. Irak’ın işgali, Libya’nın parçalanması ve sayısız yaptırım rejimi aynı zihniyetin ürünüdür. Uluslararası hukuk çoğu zaman güçlü devletlerin çıkarlarına uyduğu sürece hatırlanan bir metne dönüşüyor.

Enerji Savaşlarının Yeni Cephesi

Hürmüz Boğazı sadece askeri değil aynı zamanda ekonomik bir savaş alanı.

Çin gibi büyük enerji tüketicileri İran petrolünün önemli alıcıları arasında. Dolayısıyla bu abluka yalnızca İran’ı değil, aynı zamanda küresel enerji denkleminde ABD’ye rakip olan güçleri de hedef alıyor.

Washington’un mesajı net:
Enerji yolları üzerinde nihai kontrol hâlâ ABD donanmasının elinde.

Bu durum küresel enerji piyasalarında da hemen etkisini gösterdi. Petrol fiyatları hızla yükseldi, piyasalar yeni bir bölgesel savaş riskini fiyatlamaya başladı.

Emperyal Gücün Eski Refleksi

ABD’nin Ortadoğu’daki politikaları çoğu zaman “demokrasi” ve “güvenlik” söylemleriyle paketlenir. Ancak sahadaki gerçek çok daha basittir: stratejik geçitler, enerji yolları ve jeopolitik üstünlük.

Hürmüz’deki abluka tam olarak bu üç hedefin kesişim noktasında duruyor.

Bir başka ifadeyle bu, sadece İran’ı sıkıştırma operasyonu değildir.
Bu aynı zamanda dünya ticaret yolları üzerinde emperyal bir gövde gösterisidir.

Tehlikeli Bir Eşik

Bugün Ortadoğu’daki dengeler son derece kırılgan. Ateşkesin sürdüğü bir ortamda böyle bir abluka ilan edilmesi, bölgeyi yeniden geniş çaplı bir çatışmanın eşiğine getirebilir.

Çünkü Hürmüz Boğazı’nda atılacak küçük bir askeri adım bile zincirleme bir krize dönüşme potansiyeline sahip.

Ve tarihin bize defalarca gösterdiği bir gerçek var:
Büyük güçlerin güç gösterileri çoğu zaman küçük krizlerle başlamaz, küresel sonuçlarla biter.