Dr. Şevket Dalboy – Siyaset ve Sosyal Bilimci (İGÜ) Gazeteci – Yazar
Son günlerde Haluk Levent ve Ahbap Derneği hakkında yürütülen soruşturma kamuoyunun gündeminde. İddiaların hukuki süreci devam ediyor; mahkemeler kararını verecek, gerçekler tüm yönleriyle ortaya çıkacaktır. Ancak bu olayın bize gösterdiği daha büyük ve daha önemli bir mesele var: Türkiye’de ve dünyada giderek büyüyen şeffaflık, hesap verebilirlik ve ahlaki sorumluluk krizi.
Burada tartışılması gereken yalnızca bir kişi, bir dernek veya bir olay değildir. Asıl tartışılması gereken sistemdir.
Haluk Levent toplumda sevilen, özellikle deprem döneminde yaptığı çalışmalarla geniş kesimlerin takdirini kazanmış bir isimdir. Ahbap Derneği de milyonlarca insanın bağış yaptığı, yardım faaliyetleriyle bilinen bir sivil toplum kuruluşudur. Ancak tam da bu nedenle, böyle büyük güven üzerine kurulan yapıların denetimi çok daha ciddi olmak zorundadır.
Çünkü halkın bağışı, yöneticilerin kişisel malı değildir. O para; depremzedelerin, ihtiyaç sahiplerinin ve iyi niyetle destek veren milyonlarca insanın emanetidir. Bu emaneti yöneten herkes, kim olduğuna bakılmaksızın hesap verebilir olmak zorundadır.
Bugün yaşanan tartışmanın en önemli noktası şudur: Bir kurumun iyi işler yapmış olması, onu denetimden muaf hale getirmez. Bir insanın toplum tarafından sevilmesi, hata yapmayacağı anlamına gelmez. Aynı şekilde bir kişinin veya kurumun eleştirilmesi de otomatik olarak suçlu olduğu anlamına gelmez. Hukukun görevi; alkışa veya tepkiye göre değil, delillere göre karar vermektir.
Fakat Türkiye’de uzun zamandır çok tehlikeli bir anlayış yayılıyor: “Benim tarafımdaysa görmezden gelirim, karşı taraftaysa en ağır suçlamayı yaparım.”
İşte toplumları çürüten anlayış budur.
Yolsuzluğun, usulsüzlüğün, liyakatsizliğin veya şeffaf olmayan yönetimin siyasi görüşü olmaz. Bir yanlış, kim tarafından yapılırsa yapılsın yanlıştır. Dün başkasının yaptığı hatayı eleştirip bugün kendi tarafındaki hataya sessiz kalmak, sadece ahlaki çöküşü hızlandırır.
Türkiye’de artık milyonlarca liralık, hatta milyarlarca liralık bütçeleri yöneten vakıf ve dernekler için çok daha güçlü denetim mekanizmaları kurulmalıdır. Bağış miktarları, harcamalar, yönetim giderleri, taşınmaz alımları, yöneticilerin aldığı ücretler ve tüm mali hareketler düzenli olarak bağımsız şekilde denetlenmeli ve kamuoyuna açık biçimde paylaşılmalıdır.
Çünkü güven, açıklamayla değil; şeffaflıkla oluşur.
Bugün sadece Ahbap değil; Türkiye’deki bütün vakıflar ve dernekler aynı sorumlulukla incelenmelidir. İktidara yakın olan da, muhalif olan da, toplumda sevilen bir kişi tarafından yönetilen de aynı kurallara tabi olmalıdır. Eğer hukuk gerçekten üstünse, bunu gösterecek olan şey budur.
Hiçbir vakıf, hiçbir dernek, hiçbir kişi toplumun üzerinde değildir.
Dünyada da benzer bir sorun yaşanıyor. Modern çağın en büyük krizlerinden biri sadece ekonomik eşitsizlik değil; değerlerin aşınmasıdır. İnsanlar daha fazla kazanırken daha az güveniyor, daha fazla iletişim kurarken daha fazla yalnızlaşıyor. Çıkar ilişkileri, vicdani değerlerin önüne geçtiğinde toplumların temeli sarsılıyor.
Bugün Türkiye için ciddi bir uyarı yapmak gerekiyor:
Eğer yanlışları kişilere göre değerlendirirsek, eğer kendi tarafımızdaki hataları görmezden gelirsek, eğer adaleti çıkarlarımızın arkasına itersek; bir gün elimizde savunacağımız hiçbir değer kalmayabilir.
Çünkü ahlaki çöküş bir anda gerçekleşmez. Küçük tavizlerle başlar. Önce bir yanlışı mazur görürüz, sonra alışırız, sonra normal kabul ederiz. En sonunda ise toplum olarak neyin doğru, neyin yanlış olduğunu ayırt edemez hale geliriz.
Bu nedenle mesele Haluk Levent meselesi değildir. Mesele Ahbap meselesi de değildir.
Mesele; bu ülkede güvenin, adaletin ve vicdanın yeniden nasıl inşa edileceği meselesidir.
Herkes için aynı hukuk, herkes için aynı denetim, herkes için aynı hesap verme zorunluluğu olmadığı sürece; ne devlet kurumlarına ne sivil toplum kuruluşlarına ne de birbirimize olan güvenimizi yeniden kazanabiliriz.
Bir toplumun gerçek zenginliği parası değil, vicdanıdır. Vicdan kaybedilirse geriye sadece kalabalıklar kalır.



































