Dr. ŞEVKET DALBOY
SİYASET BİLİMCİ – SOSYAL BİLİMCİ – GAZETECİ VE YAZAR
Almanya’da yaşayan Türkiye Cumhuriyeti vatandaşlarına ilişkin on binlerce adli sicil bildiriminin her yıl Türkiye’ye gönderildiği ortaya çıktı. 2025’te Türkiye’ye aktarılan bildirim sayısı 72 bin 991 oldu.
Alman hükümetinin Sol Parti’nin soru önergesine verdiği yanıt, Almanya ile Türkiye arasındaki adli sicil veri paylaşımının boyutlarını gözler önüne serdi.
Buna göre Almanya, yalnızca Türkiye Cumhuriyeti vatandaşlarının aldığı mahkûmiyet kararlarına ilişkin adli sicil bildirimlerini üçer aylık dönemler halinde Türkiye Adalet Bakanlığı’na iletiyor.
Bildirim sayısı 2022’de 62 bin 1 iken, 2023’te 71 bin 824’e, 2024’te 78 bin 675’e çıktı. 2025’te ise 72 bin 991 bildirim yapıldı. Bir kişi hakkında birden fazla karar bulunabildiği için bu rakamlar doğrudan kişi sayısını ifade etmiyor. 2025 yılında bildirimlerin kapsadığı kişi sayısı 63 bin 87 olarak açıklandı.
Kişisel bilgiler de gönderiliyor
Türkiye’ye aktarılan bilgiler yalnızca kişinin adli siciline ilişkin genel bir bilgiden ibaret değil.
Alman hükümetinin verdiği yanıta göre bildirimlerde ad, soyad, doğum tarihi ve yeri, cinsiyet, uyruk ve adresin yanı sıra mahkemenin adı, dosya numarası, karar tarihi, kararın kesinleşme tarihi, ilgili ceza maddesi ve verilen cezanın içeriği gibi bilgiler de yer alıyor.
Alman hükümeti, bu otomatik bildirimlerde dava dosyasındaki olayların ayrıntılı anlatımının veya somut suçlamaların bulunmadığını belirtiyor.
Otomatik bildirim
Dosyada dikkat çeken en önemli hususlardan biri, bu bildirimlerin kişi bazında özel bir siyasi risk veya güvenlik değerlendirmesi yapılmadan otomatik olarak gönderilmesi.
Alman hükümeti, üç aylık otomatik bildirimlerde kişi özelinde siyasi tehdit, güvenlik riski veya benzeri bir inceleme yapılmadığını kabul ediyor. Böyle bir değerlendirme ancak Türkiye’nin belirli bir kişi hakkında özel bilgi veya adli sicil talep etmesi durumunda gündeme geliyor.
Bu durum özellikle Almanya’da siyasi faaliyetleri bulunan kişiler bakımından kişisel verilerin korunması, özel hayatın gizliliği ve insan hakları açısından tartışma yaratıyor.
Sol Parti de bilgilerin Türkiye’ye seyahat eden kişiler açısından risk oluşturabileceğine ve kişilerin Almanya’daki siyasi faaliyetleri üzerinden Türkiye’de sonuçlarla karşılaşabileceğine dikkat çekiyor. Berlin yönetimi ise bu bilgilerin Türkiye’de hangi makamların sistemlerine aktarıldığı veya yetkili adli makamlar dışında başka kişi ya da kurumların eline geçip geçmediği konusunda bilgi sahibi olmadığını belirtiyor.
Türkiye’de kayıt sistemi nasıl işliyor?
Türkiye’de adli sicil sistemi, kesinleşmiş ceza ve güvenlik tedbirlerine ilişkin mahkûmiyet bilgilerini tutuyor. Adalet Bakanlığı’nın resmi açıklamasına göre yabancı mahkemeler tarafından Türk vatandaşları hakkında verilen kesinleşmiş mahkûmiyet kararları, Türk hukukundaki şartlar çerçevesinde adli sicil sistemine işlenebiliyor.
Adli sicilde bulunan bazı kayıtlar, kanunda öngörülen şartların oluşmasıyla silinerek arşiv kaydına alınıyor. Vatandaşlar da kendi adli sicil ve arşiv bilgilerini e-Devlet üzerinden sorgulayabiliyor.
Dolayısıyla Almanya’dan Türkiye’ye yapılan veri aktarımı ile Türkiye’deki adli sicil veya arşiv kaydının oluşması aynı hukuki işlem değil. Ancak Almanya’nın gönderdiği bilgilerin kapsamı ve bu aktarımın otomatik yapılması, kişisel verilerin korunması ve temel haklar bakımından önemli bir tartışma başlatıyor.
Alman hükümeti ise uygulamanın 1959 tarihli Ceza İşlerinde Karşılıklı Adli Yardımlaşma Avrupa Sözleşmesi’nin 22. maddesine, Alman Federal Adli Sicil Kanunu’na ve veri koruma mevzuatına dayandığını savunuyor.
Yılda on binlerce kişinin bilgisi
Ortaya çıkan rakamlar, uygulamanın münferit bir veri paylaşımından ibaret olmadığını gösteriyor. Her yıl on binlerce Türkiye Cumhuriyeti vatandaşının adli siciline ilişkin bilgiler Almanya’dan Türkiye’ye aktarılıyor.
Asıl tartışma ise şu noktada düğümleniyor:
Kişisel veriler başka bir ülkeye aktarılırken, kişinin temel hakları ve güvenliği açısından yeterli denetim yapılıyor mu?
Bu sorunun yanıtı, Almanya’daki uygulamanın bundan sonraki süreçte nasıl tartışılacağını da belirleyecek.


































