Federal Alman Hükümeti, birçok kriz bölgesine silah ihracatı yaparken Ukrayna’nın silah taleplerini neden reddediyor? Almanya prensip olarak, kriz bölgelerine savaş silahları göndermediğinin altını çizsede, bu ilkeyi şimdiye kadar defalarca göz ardı ettiği biliniyor.

İstihbarat örgütlerinin hazırlamış olduğu raporlara göre Rusya, Ukrayna sınırına yaklaşık 100 bin asker yığdı. Ukrayna ve Batı, bunu somut bir askerî tehdit olarak değerlendiriyor. Bu nedenle çok sayıda ülke Ukrayna’yı silah ve teçhizatla desteklerken, Almanya da şimdiye kadar 5000 miğfer gönderdi.

ABD’nin AB ve Ukrayna stratejisi!

Rusya’nın Ukrayna’ya askeri müdahalede bulunacağı iddialarının ardından bölgede gerilim tırmanmaya devam ediyor. Söz konusu iddiaları birçok kez reddeden Rusya, kendisini ABD tarafından barışlık füzelerle kuşatılmış hissediyor. Ukrayna’nın AB üyesi yapılmasına da karşı. Çünkü Ukrayna ile yapılacak bir savaşta AB ile de savaşmak istemiyor.

Batılı ülkelerin iki yüzlülüğü

Fakat var olan krizin sadece bir boyutunu batılı ülkelerin istihbarat örgütleri ortaya koyuyor. Emperyalist ABD’nin bölgeye yaptığı küstahça müdahaleleri, Avrupa ülkelerine yaptığı ve yapacağını duyurduğu askeri yığınağı gündeme getirmiyor. Ukrayna üzerinden Avrupa’yı savaşa sokma politikası tıkır tıkır işliyor.

Ukrayna hükümeti ise hem Avrupa’nın hemde Almanya’nın yardımını yeterli görmüyor. Keza Kiev yönetimi, geçen Cuma günü Berlin’den resmen savaş silahı talep ettiğinin altını çizdi. Ancak Almanya, şimdiye kadar bu yöndeki talepleri reddettiğini açıkladı. Hem Başbakan Olaf Scholz (SPD) hem de Dışişleri Bakanı Annalena Baerbock (Yeşiller), Federal Hükümetin „kriz bölgelerine silah ihraç etmeme“ yönündeki siyasi ilkesine atıfta bulundu. SPD, Yeşiller ve FDP’nin koalisyon anlaşmasında konuyla ilgili şu ifadeler yer aldığını biliyoruz: „Sadece haklı münferit durumlarda istisnalar olabilir ve bu istisnalar anlaşılabilir bir şekilde kamuoyu önünde belgelenmelidir.“

Almanya’nın silah sevkiyatı konusundaki durusu neden net değil?

Almanya Başbakanı Scholz, Ukrayna’ya silah desteği verilip verilmeyeceği sorusu üzerine Almanya’nın geleneksel teorik tutumunun altını çizdi: „Alman hükümeti uzun yıllardır diğer kriz bölgelerinde sergilediği net duruş gereği, Ukrayna’ya da savaş silahı satışı yapmayacak.“

„Almanya geçmişte kriz bölgelerine elbette silah sevkiyatı yapmıştır“

Alman Dış Politika Topluluğu’nun (DGAP) savunma ve güvenlik uzmanı Christian Molling, basına verdiği demeçte, Geçmişte kriz bölgelerine elbette silah sevkiyatı yaptıklarını açıkça dile getirdi. Ancak her zaman bu konuda mevcut duruma göre hareket ettiklerininde altını çizdi. Yani, Almanya’nın her vakayı ayrı ayrı değerlendirmeyi ilke edindiği anlamına gelir. Her duruma tek tek bakarak karar veriyormuş.

Alman silahları Alman hükümetinin rızasıyla, özel desteğiyle, hatta bizzat hükümet tarafından ihraç edildi!

Stockholm Barış Araştırmaları Enstitüsü’nden (SIPRİ) Pieter Wezeman da yaptığı açıklamada, Almanya’nın son zamanlarda kriz bölgelerine silah gönderdiğini net bir dille doğruladı. Almanya’nın çatışma durumundaki ülkelere veya aktörlere silah tedarik etmediğinin doğru olmadığı gayet açık olduğunu vurguladı. Alman silahlarının Alman hükümetinin rızasıyla, özel desteğiyle, hatta bizzat hükümet tarafından ihraç edildiği birçok örneğin var olduğuna işaret etti.

Yemen Savaşı’nda Alman silahlarının ne işi vardı?

2010 yılından bu yana Alman silah ihracatının beşinci büyük alıcısının Mısır olması, bunun kanıtlarından biri. Federal Ekonomi ve İklim Koruma Bakanlığı’ndan yapılan açıklamaya göre, 1 Ocak-14 Aralık 2021 tarihleri arasında Mısır için yaklaşık 4,34 milyar Euro’lük silah ihracatı izni verildiği kayıtlarda mevcut. Bunun büyük bölümü eski Başbakan Angela Merkel’in görev süresinin son günlerinde, yani bir önceki Alman hükümeti tarafından alal aceke onaylandı. Üstelik bu onay, Mısır’ın, Yemen ve Libya’daki çatışmalara askerî olarak dahil olmasına ve büyük insan hakları ihlalleri nedeniyle eleştirilmesine rağmen verildi. Bu nasıl bir iki yüzlluk, siyasi tutarsızlık, ve hatta yalancılıktır böyle?

Suudi Arabistan, Birleşik Arap Emirlikleri, Kuveyt ve Katar!

2015’ten bu yana Yemen Savaşı’na askerî müdahalede bulunan diğer bazı ülkeler de Almanya’dan silah aldığı biliniyor. Bunlar arasında Suudi Arabistan, Birleşik Arap Emirlikleri, Kuveyt ve Katar da yer alıyor. Hal böyleyken Almanya’nın geleneksel politikasının son durumu tartışılmalıdır. Bu kaçınılmazdır.

Almanya’nın Türkiye ile utangaç ortaklığı

Alman silahlarının bir diğer tartışmalı alıcısı da NATO üyesi Türkiye. Almanya son yıllarda önemli ölçüde değişti değerlendirmeleri var. Silah teslimatlarının yanlış olduğunu söyleyenlerin sayısı hiçte az değil. Hükümetlerin yanlış değerlendirmelerde bulundukları için yanılmaları sonucu bu satışları yaptığı inancında olanlarda var.

Almanya yıllarca Türkiye’ye yüz milyonlarca euro değerinde savaş silahı sağladı. Üstelik Türkiye’nin, insan hakları ihlalleri nedeniyle eleştirilmesine ve Birleşmiş Milletler tarafından, Libya’daki iç savaşa silah teslimatlarıyla müdahale eden ülkeler arasında sayılmasına rağmen. Bu eleştiriyi Avrupa Parlementosununda yaptığını biliyoruz. Hal böyleyken nasıl oluyorda bu satışlar onay veriliyor. Yada bu satışları yapan bir ülke insan haklarından, demokrasiden, barıştan ve kardeşlikten söz edebiliyor?

Kapitalizmin iki yüzlü politikasına bakın!

Türkiye’nin 2018’de Suriye’nin kuzeyindeki YPG milislerine yönelik başlattığı askerî harekâtla birlikte durum daha da kritik hale geldi. Alman medyasında „Alman tanksavarları Alman tanklarını mı vuruyor?“ soruları soruldu. Keza Almanya, 2014 yazından bu yana Kuzey Irak’taki Kürt Peşmerge güçlerine, İŞİD milislerine karşı mücadelesinde açıkça destek sağlıyordu. Bu kapsamda Peşmergelere sadece koruyucu teçhizat değil, aynı zamanda makineli tüfekler, tabancalar, omuzdan atılan güdümlü füzeler, tanksavarlar ve el bombalarından oluşan çeşitli muharebe silahları da sevk edildi. Bu silahların toplam değeri 90 milyon euroyu buluyordu.

Bu silahlar kime karşı ne şekilde kullanıldı?

Kürt bölgesel yönetimi, bu silahları sadece İŞİD milislerine karşı kullanmayı taahhüt etse de, bu denetlemeye tabi tutulmadı. Alman hükümeti, 2016’da Federal Milletvekili Agnieszka Brugger’in soru önergesine verdiği yanıtta, Almanya’dan giden silahların örneğin Kuzey Irak’ta karaborsaya düşmüş olmasının ihtimal dahilinde olduğunu kabul etmek zorunda kaldı. Bu ne pehriz bu ne lahana turşusu der atalarımız!

Silah Teslimatı yapılabilecek ülkeler hangileridir, nasıl belirleniyor? Güvenlik ve güvenilirlik durumları nasıl ele alınıyor?
Silah satılmaması gereken ülkeler nasıl tespit ediliyor?

Bir ülkenin „kriz bölgesi“ olarak tanımlanıp tanımlanmayacağı konusunda çoğu zaman görüş farklılıkları var. Örneğin Güney Kore. Seul yönetimi açık arayla Alman silahlarının en büyük alıcısı konumunda. Güney Kore resmen Kuzey Kore ile savaş halinde. Almanya da Güney Kore’nin Kuzey’den gelebilecek olası saldırılara karşı kendini korumasına yardımcı olmak amacıyla ihracat yaptığını iddia ediyor. Peki ama Almanya’nın Kuzey Kore ile sorunu ne? Peki, mesele kendini savunmaksa mevcut Alman hükümeti, benzer durumdaki Ukrayna’ya neden silah vermiyor? Bu ne pehriz bu ne lahana turşusu?

Federal Alman yasalarında boşluk yoktur. Bilinçli olarak bırakılan boşluklar vardır!

Yeni Federal Hükümet, silah ihracatındaki yasal çerçeve boşluğunu gidermek istediğine dikkat çekiyor. Birlik90/Yeşiller Federal Meclis Grubu Dış Politika Sözcüsü Jürgen Trittin, kendi yönetimlerindeki Federal Ekonomi Bakanlığı’nın, bu konuda bir yasa tasarısı hazırlayıp ilgili meclis alt komisyonuna gönderdiğini açıkladı. Trittin, bu tasarının „silah ihracatıyla ilgili bağlayıcı olmayan ilkeleri bağlayıcı hale getirmeyi“ hedeflediğini söyledi. Yeni Hükümet şu gerçeği bence çok iyi bilmektedir: Federal Alman yasalarında boşluk yoktur. Bilinçli olarak bırakılan boşluklar vardır!

Bu nedenle şunu net bir şekilde söyleye bilirızkı: Almanya kriz bölgelerine silah tedarik etmeme ilkesine her zaman bağlı kalmadı. Alman Hükümetleri ve devleti, çeşitli kriz ve çatışmalara taraf olan ülkelere silah teslimatını bugüne kadar defalarca onayladı. Dökülen kana, yıkılan şehirlere, yollara düşen milyonlarca mültecinin vatansız kalmasına ortak oldu!