Önsöz:
Bugünlerde, dünya genelindeki siyasi atmosferin giderek gerildiği gözlemlenmektedir. Birçok ülkede, toplumsal kutuplaşma, ötekileştirme ve nefret dilinin arttığına şahit oluyoruz. Türkiye’de son seçimlerde kullanılan dil, birçok insanın nefret, ayrıştırma ve ötekileştirme hissiyatı yaratmıştır. Bu durum, ülke içindeki kutuplaşmayı arttırdığı gibi, Türk diasporası gibi toplulukları da etkilemiştir.

Giriş:

Bu makale, gençlerin manipülasyonu sonucu şiddete yönelme eğilimleri ile ilgili olarak psikolojik faktörleri ele alacaktır. İşsizlik, güce olan düşkünlük, kendini kanıtlama arayışı ve kişisel menfaat beklentileri gibi etkenler, bu gençleri şiddetin bir aracı haline getiren nedenler arasındadır. Bu faktörlerin yanı sıra, işlerini kaybetmemek adına şiddete ortak olma eğilimleri de ele alınacaktır. Ayrıca, milliyetçi söylemler ve dini değerlerin kullanımı gibi faktörlerin de gençleri manipüle etmede etkili olabileceği üzerinde durulacaktır.

Makalemiz, bu tehlikeli eğilimleri anlamak ve önlemek için farkındalık yaratmayı amaçlamaktadır. Manipüle edilen gençlerin psikolojisini ve şiddet eğilimlerini anlamak, bu konuda daha etkili bir mücadele yürütmek için önemlidir. Umuyoruz ki, bu makale, okuyuculara değerli bir bakış açısı sunacak ve bu konuda daha fazla farkındalık yaratmaya yardımcı olacaktır.

Manipüle Edilen Gençler: İşsizlik, Güç Arayışı ve Şiddete Yöneli
Türkiye’deki son seçimlerde kullanılan dil, geniş bir yelpazede olumsuz sonuçlar doğurmuştur. Bu dil, özellikle halkı kutuplaştırmak, ayrıştırmak ve ötekileştirmek için kullanılmıştır. Seçimler öncesinde yoğun bir şekilde kullanılan bu dil, halkın bir kısmında milliyetçilik ve şiddet eğilimleri uyandırmıştır.

Bunun en tehlikeli sonuçlarından biri, kin ve nefreti uyandırmasıdır. Halkın bir bölümü, diğer insanları düşman olarak görmeye başladı ve şiddete yönelik davranışlar sergiledi. Bu nedenle, Almanya’daki Türk diasporası da bu dilin sonuçlarını hissetti. Almanya Sindelfingen’deki Mercedes fabrikasına yapılan saldırılar, bu dilin sonuçlarından biridir. Saldırıda birçok kişi yaralandı ve bir kişi hayatını kaybetti. Saldırının sebebi, mağdurun Türk kökenli olması ve saldırganın milliyetçi düşüncelere sahip olmasıydı. Birbirlerine ağır eleştiriler getirdikten sonra felaketle sonuçlandı. Burada haklı yada haksız aramak çok mantıksız. Kin ve nefret dilinin kurbanları olmuşlardır.

Bu dil, sadece Türkiye’de değil, aynı zamanda dünya genelindeki Türk diasporasında da tehlikeli sonuçlara neden alabilir. Bu nedenle, siyasi liderlerin, toplumun birleşmesi ve hoşgörüsünü arttıracak dil kullanması önemlidir. Ancak, bu dilin temelinde iktidarda kalabilme, yada iktidara gelebilme hırsının yattığı da bir gerçektir.

Siyaset psikolojisinin bozulması, bilimsel siyaset yerine şiddeti öne çıkaran bir dilin hakim olması, şantajın ve manipülasyonun egemen olduğu bir dil hastalıklıdır. Bu dil, ülkenin gerçek bağımsızlığına hizmet edemez. Bu nedenle, siyasi liderlerin, gerçek bağımsızlık için çalışmaları, toplumun birlik ve beraberliğini sağlayacak dil kullanmaları ve demokratik değerleri savunmaları önemlidir.

Kirli dilin etkisi altında kalmak, toplumda kutuplaşmaya, ayrışmaya ve hatta şiddete neden olabilir. Bu nedenle, siyasi liderlerin ve kamuoyu önderlerinin, toplumu birleştirecek, hoşgörü ve saygıyı öne çıkaracak dil kullanmaları gerekmektedir. Ayrıca, her bireyin de kendisine düşen sorumluluğu yerine getirerek, karşısındakine saygılı, anlayışlı ve barışçıl bir şekilde yaklaşması gerekmektedir. Bu şekilde, toplumda sevgi, hoşgörü ve barışın egemen olduğu bir ortam yaratabiliriz.

Manipüle edilen ve şiddete yönlendirilen gençlerin psikolojisi oldukça karmaşıktır ve birçok faktöre bağlıdır. Bunların arasında işsizlik, güce tapma, kendini kanıtlama, menfaat beklentisi gibi faktörler etkili olabilir. Bu faktörler genellikle bir araya geldiğinde ve doğru şekilde manipüle edildiğinde, gençlerin şiddete yönelmesine neden olabilir.
İşsizlik, özellikle gençler arasında yaygın bir sorundur ve işsizlik dönemleri, gençlerin umutsuzluğunu artırabilir.

Bu durumda, gençler işsizliklerini aşmak için şiddet içeren gruplara katılmaya başlayabilirler. Aynı zamanda, gençlerin kendilerini kanıtlama ihtiyacı, bir gruba ait olma isteği, onları şiddet içeren gruplara çekebilir.

Bunun yanı sıra, gençlerin güce tapma ihtiyacı, kendilerine verilen bir misyonla hareket etme ihtiyacı ve bu sayede değerli hissetme ihtiyacı da şiddet eylemlerine yol açabilir. Bu tür eylemlerde yer almak, gençlerin kendilerine ve çevrelerine „önemli“ olduklarını ve bir şeyleri değiştirebileceklerini hissettirebilir.

Son olarak, menfaat beklentisi, birçok genç için şiddete yönelme nedenlerinden biridir. Bir gruba dahil olan gençler, bir şekilde menfaat elde etmeyi umabilirler. Bu menfaatler arasında para, güç, prestij veya güvenlik gibi şeyler olabilir.

Sonuç olarak, Türkiye’deki seçimlerde kullanılan nefret dili, ayrıştırma politikaları ve toplumsal kutuplaşma, ülkeyi bir arada tutan değerlerin zayıflamasına neden olmuştur. Bu nedenle, toplumun birliğini ve hoşgörüsünü sağlamak için siyasi liderlerin sorumlu davranmaları ve bilinçli bir dil kullanmaları gerekmektedir.