Şevket Dalboy
Türkiye’de siyaset bir süredir yalnızca sandıkta değil, mahkeme salonlarında da şekilleniyor. CHP’nin Yüksek Seçim Kurulu’na (YSK) yaptığı son başvuru da tam olarak bu gerilimin yeni bir halkası. Görünürde teknik bir “mazbata geçerliliği” tartışması var; ama arka planda çok daha temel bir soru duruyor: Seçimle doğan bir sonuç, hangi yargı mercii tarafından ve ne ölçüde geriye dönük olarak tartışılabilir?
CHP, Kasım 2023 kurultayına ilişkin mahkeme kararının “mutlak butlan” gerekçesiyle tartışmalı bir zemine oturtulmasının ardından, bu kararın seçim hukukunun yarattığı sonuçları ortadan kaldırıp kaldıramayacağı sorusuna yanıt arıyor. Bu nedenle YSK’ya yapılan başvuruda, 2025 yılında gerçekleştirilen kurultaylar ve il kongreleri sonucunda oluşan parti yönetimlerinin hukuki geçerliliği ile bu süreçte verilen mazbataların durumu netleştirilmeye çalışılıyor.
Buradaki kritik nokta şu: Söz konusu seçimler, YSK gözetiminde ve ilçe seçim kurullarının denetiminde yapıldı. Yani devletin seçim mekanizmasının bizzat içinde yürütülen ve sonuçları mazbata ile kesinleşen süreçlerden söz ediyoruz. CHP’nin itirazı da tam burada yoğunlaşıyor. Eğer bu tür kesinleşmiş seçim sonuçları, adli yargı kararlarıyla geriye dönük olarak geçersiz hale getirilebiliyorsa, seçim hukukunun “kesinlik” ilkesi ciddi biçimde zedelenmiş olur.
Dayanak ise Anayasa’nın 79. maddesi. Bu madde YSK’yı seçimlerin yönetimi ve sonuçlandırılmasında nihai merci olarak tanımlıyor ve kararlarının başka bir yargı organına taşınamayacağını söylüyor. CHP’nin yorumu ise şu yönde: YSK’nın denetiminde yapılan ve mazbata ile sonuçlanan bir seçim süreci, başka bir mahkeme kararıyla geriye dönük olarak hükümsüz bırakılamaz. Aksi durumda, seçim yargısının varlık nedeni tartışmaya açılır.
CHP Grup Başkanvekili Murat Emir’in açıklaması da bu çerçeveyi siyasal bir dile çeviriyor. Emir, mazbataların YSK gözetiminde verildiğini hatırlatarak, YSK’nın kendi sisteminin ürettiği sonuçların yok sayılmasına karşı bir tutum alması gerektiğini söylüyor. Bu da tartışmayı teknik bir hukuk meselesinden çıkarıp doğrudan kurumsal meşruiyet alanına taşıyor.
Aslında mesele sadece CHP’nin kurultayı değil. Daha geniş bir fotoğrafta, Türkiye’de seçim yargısı ile adli yargı arasındaki sınırın nerede başlayıp nerede bittiği sorusu yeniden gündemde. Ve bu sınır netleşmedikçe, benzer gerilimleri farklı dosyalarda tekrar tekrar görme ihtimali oldukça yüksek görünüyor.


































