Dr. Şevket Dalboy
Siyaset Bilimci – Sosyal Bilimci – Gazeteci |-Yazar
Almanya’nın Bavyera eyaletine bağlı Penzberg kentinde atılan küçük gibi görünen bir adım, aslında modern demokrasilerin nasıl ayakta kalabileceğine dair önemli bir mesaj vermektedir.
Kentin girişlerinde yıllardır bulunan ve Katolik ile Protestan kiliselerinin ibadet saatlerini gösteren yönlendirme tabelaları yenilendi. Ancak bu kez tabelalara yalnızca iki kilisenin ibadet saatleri değil, kentte yaşayan Müslümanların cuma namazı saati de eklendi.
İlk bakışta sıradan bir belediye hizmeti gibi görülebilecek bu uygulama, gerçekte eşit vatandaşlık anlayışının somut bir yansımasıdır.
Penzberg Belediyesi, bu uygulamayı “karşılıklı saygı, birlikte yaşama kültürü ve dinler arası diyalogun bir simgesi” olarak tanımladı. Almanya Cumhuriyeti’nin temelinde yer alan hukuk devleti anlayışı da tam olarak bunu gerektirir.
Devletin görevi herhangi bir dini üstün görmek ya da dışlamak değildir. Devletin görevi, hukuk önünde bütün inançlara eşit mesafede durabilmektir. İmam Benjamin Idriz’in şu sözleri bu uygulamanın neden önemli olduğunu açıkça ortaya koymaktadır:
“Bu, çok fazla huzursuzluk ve nefretin yaşandığı bir dönemde birlikte yaşamın ve karşılıklı takdirin güçlü bir işaretidir.”
Gerçekten de Avrupa’nın son yıllarda göç, kimlik, yabancı düşmanlığı ve aşırı sağ tartışmalarıyla karşı karşıya olduğu bir dönemde, Penzberg’den verilen bu mesaj yalnızca Müslümanlara değil, bütün topluma yöneliktir.
Çünkü demokratik toplumlarda çoğulculuk, farklılıkları yok saymakla değil, onları hukuk içerisinde görünür kılmakla güçlenir.
Elbette bu uygulama herkesi memnun etmedi. Sosyal medyada nefret içerikli yorumlar yapıldı. Penzberg Belediyesi ise önemli bir tavır sergileyerek eleştiriye açık olduklarını ancak hakaret, ayrımcılık ve nefret söylemine izin vermeyeceklerini açıkladı.
Belediye Başkanı Thomas Kopf’un şu sözleri demokratik yönetim anlayışının özünü oluşturmaktadır:
“Penzberg’de dini, kökeni veya dünya görüşü ne olursa olsun herkes hoş karşılanmaktadır. Hep birlikte saygılı ve barışçıl bir birlikte yaşamı inşa ediyoruz.”
İşte demokrasinin gerçek gücü burada ortaya çıkmaktadır. Çoğunluk olmak, azınlığın haklarını belirleme yetkisi değildir. Gerçek demokrasi, çoğunluğun kendi haklarını koruduğu kadar azınlıkların haklarını da güvence altına alabildiği rejimdir.
Sosyal bilimler bize göstermektedir ki farklı kültürlerin bir arada yaşadığı toplumlarda barışı sağlayan unsur, insanların birbirine benzemesi değildir.
Barışı sağlayan unsur, insanların farklılıklarına rağmen ortak hukukta buluşabilmesidir. Penzberg’de bir tabelaya cuma namazı saatinin eklenmesi yalnızca bir yazı değişikliği değildir.
Bu karar, devletin bütün vatandaşlarını eşit gördüğünü göstermesi bakımından sembolik değeri yüksek bir adımdır.
Ancak bu haber bize başka bir gerçeği de hatırlatmaktadır. Birlikte yaşamak sadece yasalarla mümkün olmaz. Birlikte yaşamak; karşılıklı saygıyla, önyargıları aşabilmekle, birbirini tanımakla ve ortak insanlık değerlerinde buluşabilmekle mümkündür.
Bugün Avrupa’nın, hatta dünyanın en fazla ihtiyaç duyduğu şey de tam olarak budur. Farklı inançların, farklı kültürlerin ve farklı kimliklerin birbirini tehdit olarak değil, aynı toplumun eşit bireyleri olarak görebildiği bir gelecek…
Çünkü medeniyet, insanların birbirine benzediği yerde değil; farklılıklarına rağmen birbirine saygı duyabildiği yerde başlar.


































