ABD ve Rusya dışişleri bakanları, Ukrayna işgalinin ardından ilk kez Riyad’da yüz yüze görüştü. Görüşmede ateşkes ihtimali ve Putin-Trump zirvesinin hazırlıkları ele alındı.
Şevket Dalboy
Rusya’nın Ukrayna’ya saldırısının başlamasından bu yana ABD ve Rusya dışişleri bakanları ilk kez Suudi Arabistan’ın başkenti Riyad’da bir araya geldi. ABD Dışişleri Bakanı Marco Rubio ve Rus mevkidaşı Sergey Lavrov arasındaki görüşme dört saat sürdü. Ana gündem maddeleri arasında Ukrayna’da olası bir ateşkes ve Vladimir Putin ile Donald Trump arasında düzenlenmesi muhtemel bir zirve yer aldı.
Putin-Trump Zirvesinin Hazırlıkları Ele Alındı
Görüşmede Rus heyetine, Rusya Varlık Fonu yöneticisi Kirill Dmitriev de eşlik etti. Dmitriev, toplantı öncesinde yaptığı açıklamada, “Başkan Trump ve ekibinin gerçekten sorun çözücü olduğunu görüyoruz. Şimdiden birçok soruna değindiler” ifadelerini kullandı. Toplantı sonrası Rus medyasına konuşan Dmitriev, görüşmenin “pozitif” geçtiğini belirtti.
Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin’in dış ilişkiler danışmanı Yuri Ushakov ise ABD Başkanı Donald Trump ile Putin’in Suudi Arabistan’da gerçekleştirmesi beklenen görüşmesine ilişkin henüz net bir tarihin belirlenmediğini ancak yakın zamanda gerçekleşme ihtimalinin düşük olduğunu ifade etti.
Ukrayna ve Avrupa Birliği Görüşmelerde Yer Almadı
Riyad’daki görüşmelerde Ukrayna veya Avrupa Birliği’nden temsilciler yer almadı. Bu durum, müzakerelerin ABD-Rusya ekseninde şekillendiğini ve Avrupa’nın süreç dışında bırakıldığını bir kez daha gösterdi.
Toplantı öncesinde Rusya Dışişleri Bakanlığı, Ukrayna’nın NATO üyeliğine kalıcı olarak kapının kapanmasını talep etti. Bakanlık, bu garantinin verilmemesi durumunda Avrupa’daki mevcut krizin devam edeceğini savundu. Ukrayna Devlet Başkanı Volodimir Zelenskiy ise NATO üyeliğini ülkesinin bağımsızlık ve egemenliğinin en büyük garantisi olarak görüyor.
Amerikan Emperyalizmi ve Avrupa’nın Kaybettikleri
Bu süreçte Amerikan emperyalizmi hem savaşın hem de olası barış görüşmelerinin aktörü olarak sahnede yer almaya devam ediyor. Ancak bu savaşın en büyük kaybedeni Avrupa Birliği oldu. Kendi etik ve ahlaki değerlerini hiçe sayarak savaşın bir tarafı haline gelen AB, milyarlarca avroyu halkına değil, emperyalist politikaların desteklediği bir savaşa harcadı. Bunun sonucunda halkın alım gücü düşerken, on binlerce şirket iflas etti.
Gelinen noktada, emperyalist politikaların bir parçası olmanın faturası ağır oldu. Avrupa, ekonomik ve sosyal yapısını ciddi şekilde zayıflatan bir sürecin içine sürüklendi. Bu gelişmeler, uluslararası arenada bağımsız ve güçlü politikalar üretmenin, dış güçlerin çıkarlarına alet olmamanın önemini bir kez daha ortaya koyuyor.



































