Türkiye’deki Alevi toplumuna yönelik Çorum Katliamı ve Sivas Madımak Katliamı’nın ardından neler yaşandı? Her iki olay hakkında toplumsal olarak ortak bir hafızaya sahip miyiz? Onlarca cana mal olan bu iki katliamın üzerinden insan olarak onlarca yıl geçtikten sonra ortak bir acıyı paylaşıyor muyuz?

Şevket Dalboy

Anayasa Mahkemesi, 2 Temmuz 1993’te 35 kişinin öldüğü Sivas Katliamı ile ilgili, yedi yıldır bekleyen Madımak davası başvurusunun görüşülmesini erteledi.

Ne yazık ki Türkiye’de acılar toplumsal olarak paylaşılmıyor, yaşayanlar biliyor, anlıyor, hissediyor, gerçek anlamda yaşını tutuyor. Çorum’u da Aleviler yaşıyor, hatırlıyor. Daha geniş toplumsal kesimler Çorum’da ne olduğunu dahi hatırlamıyor.

Çorumun Acısını hissede biliyormusunuz?

Çorum deyince hatırladığımız aylarca süren, insanların sürek avına tabi tutulduğu, köylerde, tarlalarında ekin biçen insanların ekin yığınları içinde ateşe atılarak katledilmesi.

On yıllar sonra bakınca şunu da görüyoruz: Çorum Katliamı ile ilgili toplu bir dava bile açılmadı. Katliam münferit olaylar olarak ele alınarak bir cezasızlık politikası yürütülüyor. Bir Çorum Katliamı dava dosyası yok yani. Oradaki herhangi bir şahsın, şahısların kendi dosyaları var. Dolayısıyla bir katliam olarak dahi ele alınmıyor.

Katliamın ardından bölgenin ekonomisini, demografik yapısını, siyasi yapıyı değiştirmeye yönelikti!

Her katliam birtakım sonuçlar doğuruyor. Katliama onay veren zihniyetin istediği şekilde sonuçlar doğurduğunu gördük. Maraş Katliamı, 1978 Sivas Katliam denemesi, Çorum ve başka yerlerde bir bütün olarak oranın ekonomisini, demografik yapısını, siyasi yapıyı değiştirmeye yönelik hareketlerdi. Sonuçları itibariyle bakılınca başarılı oldukları görülüyor. Sivas’ta Alevi kalmadı diyebiliriz.

insanlar ölülerini gömemeden kaçıp gitmek zorunda kaldı.

2 Temmuz öncesinde de Aleviler Alıbaba mahallesine sıkışmıştı. Maraş’ta insanlar ölülerini gömemeden kaçıp gitmek zorunda kaldı. Çorum’da da benzer şeyler yaşandı, orada da Milonu Mahallesine sığındılar, halen orada yaşıyorlar. Varlıklarını korumak, güvenlik sağlamak için bir mahalleye toplanmayı düşünüyorlar. Oraya sıkışıp ekonomik çarkı döndürmeye çalıştığınız zamansa kentin günlük akışında, siyasi akışında yöksunuz. Böyle bir sonucu oluyor. Bir yandan da insanların bir kısmı gidince kalanlar daha da güvensiz hissediyorlar, belki gidecek bir yerleri de olmadığı için mecburen orada kalıyorlar.

Netice itibariyle Sivas’ta 1978 sonrası yaşanan olaylar da böyleydi. Kent merkezinde çok az sayıda Alevi esnaf vardı ve herkes de kimin Alevi olduğunu bilerek alışveriş yapıyor ya da yapmıyordu.

Aleviler hem acılarını hem de yalnızlıklarını yaşıyorlar

2 Temmuz’a gelirken Aleviler hem acılarını hem de yalnızlıklarını yaşayan bir toplumdu. Bazen bir özgüven oluşabiliyor. Kimi yapılar var oluyor ortamın da sakinliği, uygunluğu içinde kendini var etme ihtiyacı ifade edilebilir oluyor. Sivas’ta Aleviler 2 Temmuz’da bir anma planladılar. Pir Sultan Abdal’ı anmayı ve bir heykelini dikmeyi planlamışlardı. O kentin bir Alevi hafızası olduğunu da göstermek, orada Pir Sultan Abdal’ın da yaşadığını, izleri olduğunu göstermek. Sivas’ın, Aleviler açısından da önemli bir kent olduğunu göstermek önemli bir şeydi. Sadece bu yapılmak istendi. Unutulmak, unutturulmak isteniyorlardı. Buda elevi toplumunun en doğal hakkıydı.

Alevi toplumunda hafızalaştırma mecrası olarak deyişler, türküler, ağıtlar çok sık başvurulan araçlar arasında. Çorum, Maraş, Sivas üzerine yakılanlar sonraki nesillerin bu olayları öğrenmesinde nasıl bir rol oynadığını görüyoruz. Çünkü ellerinde başka silahları yok. Kendi acılarını, mutluluklarını bu şekilde geleceğe aktaran bir yol.

Türküler hafıza aktarımında önemli bir yer tutuyor.

Alevilerde sözlü kültür çok yaygın ve bunun içinde deyişler, türküler hafıza aktarımında önemli bir yer tutuyor. Bugün Pir Sultan’ın deyişleri üzerinden onun yaşadıklarını öğreniyoruz. Maraş, Çorum, Sivas ve 2 Temmuz üzerinden de çok sayıda türküler, deyişler söylendi. Bunlar genç kuşaklara aktarılıyor tabii.

Bunları dinleyerek büyüyor gençler.

Özellikle anma dönemlerinde televizyonlarda, internet ortamlarında yoğun olarak söyleniyor, çalınıyor. Tabii 1993 ve sonrasındaki dönemin bir avantajı daha var, geçmişte olduğu gibi bu deyişler sadece sözlü kültürle aktarılmıyor. Aleviler yazıyı da keşfettiler ve yazıyla da bu aktarımları yapabiliyorlar;

ama gelenek devam ediyor.

Yöresel ozanlarımızın dilinde dahi kendilerince söyledikleri bir 2 Temmuz deyişi mutlaka vardır. Köylerimizde ozanlar vardır kimse bilmez, sadece Alevi toplumu bilir. Cemlerde aşıklık yaparlar, düğünlerde, bayramlarda sahne alırlar. Kendi yazdıkları 2 Temmuz deyişleri vardır. Ulusal anlamda tanınan, bilinen Alevi ozanlarının, aşıklarının 2 Temmuz’la ilgili söyledikleri de var, yerellerde de hafızalarında taşıyan insanlar var.

Bu acılar bir şekilde aktarılıyor, insanlar yaşadıklarını aktarıyorlar. Sazın tınılarında tarihimizi genç kuşaklara en etkili şekilde anlatabiliyoruz.Tiyatro yapıldı, kısa filmler, belgeseller çekildi, deyişler söylendi ancak bunlar yine belirli bir çevre içerisinde sınırlı kaldı. Alevi ve belki sol-sosyalist kesimler içinde karşılık buldu. Geniş kesim bunu istemedi.

Neden Madımak müze olmuyor?

Tabii, Madımak’ın müze olması Alevi kurumlarının bu nedenle savunduğu bir fikir ve talepleridir. Demokratik ülkelerdeki örneklerden yola çıkılmıştır. Demokratik ülkelere baktığınızda katliamlar, böyle olaylar yaşanmışsa onları hatırlatacak bir şey yaparlar. Böylece toplumsal olarak lanetlenir, anılır. Bir sembolü olur ve insanlar dönüp o sembole bakarak burada ne olmuş diye sorar, anılar tazelenir, canlanır ve ders çıkartılır. Ders çıkartmak için yani…

Bir sünni olarak bu zalimliği yapmayacağım.

Hiçbir şey yapılmazken unutmak böyle mümkün değil ki. Aleviler daha helalleşmedi. Hakklarıının helal edeceği, rızalarının alınacağı bir iş yapılmadı. Pir Sultan heykeline bile tahammül edemediler. 33 canı katledenler hesap vermedi ki. Avrupa’da halen kaçak yaşıyor. Böyle bir dönemde, nasıl unutulacak? Bu Alevilerden nasıl istenir? Nasıl bir vicdansızlıktır bu…? Ne yaptınız bunu istemek için? İnsan der ki, bu acılar karşısında biz de şunu yaptık der, bunu isteme hakkını kendinde görür. Bu yüzden unutmamızın istenmesi çok zalimce geliyor. Bir sünni olarak bu zalimliği yapmayacağım.