Dr. Şevket-Dalboy
Siyaset Bilimci – Sosyal Bilimci – Gazeteci-Yazar
Almanya’nın doğusunda, Jänschwalde Linyit Santrali’nden üretilen elektriğin şebekeye aktarılmasını sağlayan Preilack trafo merkezine yönelik sabotaj, yalnızca bir enerji tesisine yapılan saldırı olarak değerlendirilmemeli. Çünkü hedef alınan yer, modern bir ülkenin damarlarından biri olan elektrik şebekesinin kritik noktalarından biri.
Polisin verdiği bilgilere göre, yerel saatle 08.00 sıralarında trafo merkezinde birden fazla el yapımı patlayıcı bulundu. Düzeneklerden birinin infilak etmesi sonucu elektrik hatlarında hasar meydana geldi. Olayda can kaybı yaşanmazken, güvenlik güçleri bölgeyi güvenlik çemberine aldı ve bomba imha uzmanları olay yerinde inceleme başlattı.
Santralin işletmecisi LEAG, saldırının ardından tesisin bir ünitesinde teknik bir arıza meydana geldiğini ve söz konusu arızanın olayla bağlantısının araştırıldığını açıkladı. Elektrik şebekesi işletmecisi 50Hertz ise saldırı nedeniyle kısa süreli bir kesinti yaşandığını, ancak hatların daha sonra yeniden devreye alındığını ve ülke genelindeki elektrik arzının etkilenmediğini bildirdi.
Buraya kadar olan tablo teknik bir sabotaj vakası gibi görünebilir. Ancak mesele yalnızca birkaç elektrik hattının zarar görmesinden ibaret değil. Asıl soru şudur:
Bir ülkenin kritik enerji altyapısına patlayıcılarla müdahale edilebiliyorsa, o ülkenin güvenlik duvarlarında nerede bir açık vardır?
Kritik Altyapı Hedef Alındı
Saldırının doğrudan bir elektrik üretim tesisinden ziyade, santralde üretilen elektriğin ulusal şebekeye aktarılmasında kullanılan altyapıyı hedef alması özellikle dikkat çekiyor.
Enerji nakil hatları ve trafo merkezleri, modern devletlerin kritik altyapısının temel unsurları arasında bulunuyor. Bu tür tesislere yönelik sabotajlar yalnızca fiziksel hasar oluşturmaz; enerji arzının sürekliliğini, sanayi üretimini, ulaştırmayı, iletişim sistemlerini ve kamu güvenliğini de etkileyebilecek zincirleme sonuçlar doğurabilir.
Bugün savaşlar yalnızca cephelerde yapılmıyor.
Bir trafo merkezi, bir enerji hattı, bir veri merkezi, bir liman, bir iletişim ağı veya bir uydu sistemi de stratejik hedef haline gelebiliyor.
İşte Avrupa’nın yeni güvenlik anlayışında asıl değişim burada ortaya çıkıyor.
Çünkü geçmişte bir saldırının büyüklüğü çoğu zaman kullanılan silahın gücüyle ölçülürdü. Bugün ise küçük bir sabotaj eylemi, doğru noktaya yapıldığında çok daha büyük bir ekonomik ve siyasi etki yaratabilir.
Alman makamlarının olayın arkasındaki kişi veya grupları belirlemek üzere soruşturma yürüttüğü bildiriliyor. Ancak saldırının faili ve arkasındaki olası organizasyon konusunda henüz kesinleşmiş bir açıklama bulunmuyor.
Bu nedenle şu aşamada yapılması gereken, ihtimalleri gerçek gibi sunmak değil; bütün ihtimalleri açık tutarak soruşturmanın sonucunu beklemektir.
Saldırının Zamanlaması Dikkat Çekiyor
Bununla birlikte olayın zamanlaması da göz ardı edilemeyecek kadar önemli.
Almanya son dönemde askeri tesisler, enerji altyapısı ve diğer stratejik noktalar çevresindeki şüpheli İHA faaliyetleri nedeniyle alarm durumunda. Özellikle Leipzig/Halle Havalimanı çevresinde yaşanan olaylar, Berlin’in kritik altyapının korunmasına yönelik endişelerini artırmış durumda.
Ağustos ayının başında Leipzig Havalimanı çevresinde patlayıcı madde taşıdığı değerlendirilen bir İHA tespit edilmiş, güvenlik ekipleri düzeneğe müdahale etmişti. Havalimanının NATO ve Almanya açısından askeri lojistik bakımından önemi, olayın güvenlik boyutunu daha da artırmıştı.
Almanya Başbakanı Friedrich Merz de daha önce ülkenin giderek daha fazla “hibrit saldırıların” hedefi haline geldiği uyarısında bulunmuştu.
İşte Preilack’taki sabotajı önemli kılan da tam olarak bu tablo.
Tek başına bakıldığında bir trafo merkezindeki patlayıcı düzeneği bir sabotaj vakasıdır.
Ancak bunu Avrupa’da son yıllarda artan siber saldırılar, İHA ihlalleri, GPS karıştırmaları, casusluk faaliyetleri ve kritik altyapılara yönelik tehditlerle birlikte değerlendirdiğimizde, karşımıza çok daha geniş bir güvenlik sorunu çıkıyor.
Berlin’in Şüpheleri Rusya’ya Yöneliyor
Alman hükümeti uzun süredir Rusya’yı casusluk, siber saldırı ve sabotaj girişimleri de dahil olmak üzere Avrupa genelindeki çeşitli hibrit faaliyetlerle ilişkilendiriyor.
Berlin’in Leipzig Havalimanı’ndaki İHA olayıyla ilgili olarak Rus istihbaratını sorumlu tutmaya hazırlandığı yönündeki haberler de Almanya ile Rusya arasındaki gerilimin yeni bir aşamaya girebileceği iddialarını beraberinde getirdi.
Ancak burada gazetecilik açısından son derece önemli bir çizgi var:
Preilack trafo merkezindeki patlamanın arkasında Rusya’nın bulunduğu şu aşamada kanıtlanmış değil.
Bu ayrımı korumak zorundayız.
Çünkü güvenlik krizlerinde en büyük tehlikelerden biri, henüz soruşturma tamamlanmadan failin ilan edilmesidir.
Eğer ilerleyen günlerde somut deliller ortaya çıkar ve saldırının arkasında bir devlet bağlantısı tespit edilirse, o zaman mesele sıradan bir sabotaj olmaktan çıkar ve devletlerarası güvenlik krizine dönüşür.
Berlin’in olası suçlaması yalnızca Almanya-Rusya ilişkileri açısından değil, Avrupa’nın kritik altyapısının korunması ve NATO’nun güvenlik politikaları açısından da önemli sonuçlar doğurabilir.
Merz’den “Bedel Ödetme” Mesajı
Başbakan Friedrich Merz, 25 Ağustos’ta Almanya’ya yönelik hibrit saldırıların faillerinin sonuçlarına katlanacağı mesajını vermişti.
Merz’in açıklaması belirli bir ülkeyi doğrudan hedef almamakla birlikte, Almanya’da son dönemde artan sabotaj, casusluk ve İHA olaylarının yarattığı güvenlik atmosferinde dikkat çekti.
Berlin yönetimi, Almanya’nın egemenliğine ve kritik altyapısına yönelik tehditlere karşı gerekli adımların atılacağını ve olası karşılıkların müttefiklerle koordinasyon içinde değerlendirileceğini vurguluyor.
Burada Avrupa’nın karşı karşıya bulunduğu yeni güvenlik gerçeğini görmek gerekiyor.
Bir ülkenin topraklarına tanklarla girmek artık tek tehdit biçimi değil.
Elektrik sistemini aksatmak, iletişim ağını bozmak, GPS sinyallerini karıştırmak, kritik tesislerin çevresinde İHA uçurmak veya kamuoyunda korku ve güvensizlik oluşturmak da stratejik sonuçlar doğurabiliyor.
Avrupa’da “Hibrit Savaş” Endişesi
Rusya-Ukrayna savaşının başlamasından bu yana Avrupa ülkeleri, klasik askeri çatışmanın altında kalan ancak devletlerin güvenliğini ve işleyişini etkileyebilecek faaliyetlere daha fazla dikkat çekiyor.
Siber saldırılar, sabotaj girişimleri, GPS sinyal bozma faaliyetleri, dezenformasyon kampanyaları ve İHA ihlalleri, Avrupa güvenlik literatüründe giderek daha fazla “hibrit tehdit” başlığı altında değerlendiriliyor.
Rusya ise Batılı ülkelerin kendisine yönelttiği sabotaj ve hibrit savaş suçlamalarını büyük ölçüde reddediyor.
2022 yılında Rusya-Ukrayna savaşının başlamasının hemen öncesinde Viasat’ın uydu iletişim altyapısına yönelik siber saldırı da Avrupa’daki kritik iletişim sistemlerinin ne kadar kırılgan olabileceğini ortaya koymuştu. Avrupa Birliği, ABD ve İngiltere daha sonra söz konusu saldırıdan Rusya’yı sorumlu tutmuştu.
Baltık ve İskandinav ülkeleri ise son yıllarda GPS sinyallerinin engellenmesi veya yanıltılması gibi olaylarda artış yaşandığını bildiriyor. Polonya, Romanya ve Baltık ülkeleri de hava sahalarına yönelik İHA ihlalleri nedeniyle güvenlik tedbirlerini artırmış durumda.
Bütün bunlar bize şunu söylüyor:
Avrupa’da savaş ile barış arasındaki çizgi giderek daha fazla bulanıklaşıyor.
Artık bir ülkenin güvenliğini yalnızca sınırındaki askeri birliklerin sayısıyla ölçmek mümkün değil. Elektrik şebekesinin güvenliği de sınır güvenliği kadar önemli. Veri merkezlerinin korunması da hava sahasının korunması kadar stratejik. İletişim sistemlerinin güvenliği de askeri üslerin güvenliği kadar hayati.
Almanya-Rusya İlişkilerinde Yeni Bir Eşik mi?
Preilack saldırısının failleri henüz belirlenmiş değil.
Ancak olayın Almanya’nın kritik enerji altyapısına yönelik olması ve Berlin’in aynı dönemde Rusya kaynaklı olduğu öne sürülen hibrit tehditlere ilişkin daha sert bir tutum hazırlığında bulunması nedeniyle siyasi açıdan dikkat çekici olduğu açık.
Eğer Alman makamları ilerleyen süreçte saldırıyla Rusya arasında doğrudan bir bağlantı bulunduğuna ilişkin somut deliller ortaya koyarsa, bunun Berlin-Moskova ilişkileri açısından ciddi sonuçları olabilir.
Diplomatik personelin sınır dışı edilmesi, diplomatik temsilciliklere yönelik yeni kısıtlamalar veya ekonomik ve siyasi yaptırımlar gündeme gelebilir.
Fakat bugün için bundan daha ileri bir hüküm vermek doğru olmaz.
Çünkü saldırının gerçekleşmiş olması başka, saldırının arkasındaki aktörün kimliğinin kanıtlanmış olması başka bir şeydir.
Bu fark, özellikle böylesine hassas bir dönemde korunması gereken en önemli gazetecilik ilkesidir.
Asıl Soru: Almanya Ne Kadar Hazırlıklı?
Belki de bütün bu gelişmelerin ardından sorulması gereken asıl soru Rusya’nın saldırıp saldırmadığından önce geliyor: Almanya ve Avrupa, kritik altyapılarını yeni dönemin tehditlerine karşı gerçekten koruyabilecek durumda mı?
Çünkü saldırının faili bugün bilinmeyebilir.
Ancak bir trafo merkezine patlayıcı yerleştirilebilmiş olması, başlı başına üzerinde düşünülmesi gereken bir güvenlik açığıdır. Avrupa’nın karşı karşıya olduğu tehdit artık yalnızca doğudan gelebilecek konvansiyonel bir askeri saldırı değildir.
Tehdit; görünmeyen, sessiz, küçük ama etkisi büyük operasyonlar şeklinde de ortaya çıkabilir. Bir elektrik hattında meydana gelen arıza, milyonlarca insanın günlük yaşamını etkileyebilir. Bir iletişim ağına yönelik saldırı, devlet kurumlarının işleyişini aksatabilir.
Bir limanın, havaalanının veya enerji merkezinin devre dışı bırakılması, ekonomik hayatı doğrudan etkileyebilir. Bu nedenle kritik altyapının korunması artık yalnızca teknik bir mesele değildir. Bu, doğrudan doğruya ulusal güvenlik meselesidir.
Sonuç: Patlayan Sadece Bir Düzenek Değil
Preilack’taki patlama belki bugün Almanya’nın tamamının elektrik sistemini felç etmedi.
Can kaybı da yaşanmadı. Hatlar yeniden devreye alındı. Ancak asıl mesele zaten bundan ibaret değil. Asıl mesele, Avrupa’nın yeni güvenlik çağında küçük sabotajların nasıl büyük siyasi sonuçlara dönüşebileceğidir.
Almanya’nın enerji altyapısına yönelik bu saldırı, yalnızca yerel bir sabotaj vakası olarak görülmemeli.
Bu olay, Avrupa’nın kritik altyapısının ne kadar savunmasız olabileceğini, hibrit tehditlerin artık günlük güvenlik gündeminin bir parçası haline geldiğini ve Almanya-Rusya arasındaki gerilimin yeni alanlara taşınabileceğini gösteren önemli bir işaret olarak takip edilmelidir. Ama aynı zamanda soğukkanlılığımızı da kaybetmemeliyiz.
Fail belli olmadan fail ilan etmek, güvenlik kadar tehlikelidir.
Bugün yapılması gereken; delilleri beklemek, soruşturmanın sonucunu görmek ve Avrupa’nın kritik altyapısının güvenliğini güçlendirmektir. Çünkü önümüzdeki dönemde savaşların kaderini yalnızca cephedeki silahlar değil, elektriğin akıp akmadığı, iletişimin kesilip kesilmediği ve toplumların ne kadar güvende hissettiği de belirleyecek.
Ve belki de Avrupa’nın yeni güvenlik sorusu tam olarak burada yatıyor: Bir ülkeyi savunmak, artık sadece sınırlarını korumak mıdır? Yoksa asıl savunma, ülkenin bütün damarlarını açık tutabilmek midir?


































