Almanya’da benzinin rekor fiyatı ne anlatıyor?
Dr. Şevket Dalboy
Siyaset Bilimci • Sosyal Bilimci • Gazeteci • Yazar
Almanya’da E10 benzinin litresinin 2,215 avroya yükselmesi, yalnızca akaryakıt fiyatlarındaki yeni bir rekor değildir. Bu rakam, savaş politikalarının ekonomik ve toplumsal sonuçlarını yeniden tartışmaya açan ciddi bir göstergedir. Çünkü savaşlar yalnızca cephelerde yaşanmaz; savaşın faturası bir süre sonra fabrikada, pazarda, ulaşımda, enerji giderlerinde ve doğrudan emekçinin cebinde ortaya çıkar.
BENZİN POMPASINDA GÖRÜNEN GERÇEK
Petrol fiyatlarındaki yükseliş, jeopolitik gerilimler ve savaşların yarattığı ekonomik belirsizlikler doğrudan halkın yaşam maliyetlerine yansıyor. Almanya’da E10 benzinin litre fiyatının 2,215 avroya ulaşması, nominal olarak yeni bir rekor anlamına geliyor. Hükümet ise yeni bir akaryakıt desteğine sıcak bakmıyor. Oysa mesele yalnızca bir depo benzinin kaç euroya doldurulduğu değildir. Benzin pahalanınca taşımacılık pahalanır, üretim maliyetleri yükselir, ürün fiyatları artar ve sonuçta bütün bu yük geniş halk kesimlerinin sırtına biner.
SAVAŞ CEPHEDEN ÇIKIP HALKIN SOFRASINA GELİYOR
Savaşların gerçek maliyetini yalnızca bombaların ve füzelerin fiyatıyla ölçemeyiz. Enerji fiyatlarındaki artış, hayat pahalılığı ve satın alma gücündeki kayıp da savaş ekonomisinin toplumsal sonuçlarıdır. İşe arabasıyla gitmek zorunda kalan işçi daha fazla ödüyor. Üretim yapan küçük işletme daha fazla ödüyor. Taşıma maliyeti artan esnaf daha fazla ödüyor. Sonunda faturayı yine halk ödüyor.
ALMANYA’NIN SOSYAL DEMOKRASİSİNE NE OLDU?
İşte tam bu noktada Almanya’nın siyasi geçmişiyle bugünü arasındaki büyük çelişkiyi sormak gerekiyor. Bir zamanlar güçlü bir işçi hareketine, sendikal mücadele geleneğine ve sosyal demokrasiye sahip olan Almanya’ya bugün şu soruyu sormanın tam zamanıdır: Sosyal demokrasinize ne oldu? Anti-emperyalist sol geleneğinize ne oldu? Savaşa ve militarizme karşı çıkan vicdanlarınıza ne oldu?
Muhafazakârlara da aynı soruyu yöneltmek gerekiyor: İnsan hayatını, ahlaki sorumluluğu ve toplumsal dayanışmayı savunduğunuzu söylerken, savaş politikalarının doğurduğu sonuçlar karşısında vicdanınız nerede duruyor?
SİYASİ SINIRLAR SAVAŞ KARŞISINDA NEDEN SİLİNİYOR?
Bugün Avrupa siyasetinde dikkat çeken en önemli gelişmelerden biri, farklı siyasi gelenekler arasındaki sınırların özellikle savaş ve güvenlik politikaları söz konusu olduğunda giderek silikleşmesidir. Dün birbirlerine karşı siyaset yapanlar, bugün savaş politikaları karşısında aynı çizgide buluşabiliyor. Oysa halk açısından mesele çok daha basittir: Savaşın bedelini kim ödüyor?
Silah sanayisinin büyümesinden kazanç sağlayanlar mı? Büyük jeopolitik hesapları yapanlar mı? Yoksa her sabah işe gitmek için aracına yakıt almak zorunda olan emekçi mi?
GERÇEK SOLUN SINAVI
Gerçek solun görevi, savaşlara gerekçe üretmek veya emperyal güçlerin politikalarına halk adına meşruiyet kazandırmak değildir. Gerçek sol; hangi devlet, hangi bayrak ve hangi gerekçeyle yaparsa yapsın, halkların hayatını hedef alan savaş politikalarını sorgulamak zorundadır.
Emperyalizme karşı olmak geçmişte kalmış bir slogan değildir. Bugün de halkların birbirlerine düşman edilmesine, kaynakların silahlanmaya aktarılmasına ve savaşların ekonomik yükünün emekçilere bırakılmasına karşı çıkmaktır.
Çünkü halka “fedakârlık yapın” denildiğinde sorulması gereken ilk soru şudur: Bu fedakârlık kimin çıkarına?
SİLAHA KAYNAK VAR, HALKA RAHATLAMA YOK
Almanya’da daha önce uygulanan akaryakıt indiriminin federal bütçeye yaklaşık 1,6 milyar avroya mal olduğu belirtiliyor. Bugün ise hükümet yeni bir indirime sıcak bakmıyor. Burada elbette kamu maliyesinin sınırları tartışılabilir. Fakat daha temel bir soru vardır: Devletin kaynakları hangi önceliklere göre kullanılmaktadır?
Halkın yaşam maliyetini düşürmek söz konusu olduğunda kaynak sıkıntısı gündeme gelirken, savaş ve silahlanma politikalarının maliyeti konusunda neden aynı hassasiyet gösterilmiyor?
İşte gerçek siyasi tartışma burada başlamalıdır.
MESELE SADECE 2,215 EURO DEĞİL
Almanya’da benzinin litresinin 2,215 avroya ulaşması tek başına bir ekonomik kriz göstergesi olmayabilir. Fakat bu fiyat, savaşların ve jeopolitik gerilimlerin sıradan insanların hayatına nasıl yansıdığını görmek açısından önemli bir işarettir.
Savaşın dili devletlerin kürsülerinde kurulabilir. Ancak savaşın faturası halkın mutfağında, işçinin cebinde ve emeklinin bütçesinde ödenir.
Bu nedenle Almanya’nın sosyal demokratlarına, solcularına, sendikalarına ve vicdan sahibi muhafazakârlarına yeniden sormak gerekiyor:
Almanya’nın sosyal demokrasisine ne oldu?
Anti-emperyalist soluna ne oldu?
Barıştan yana olması gereken vicdanlarına ne oldu?
Çünkü mesele artık yalnızca benzinin litre fiyatı değildir.
Mesele, savaşların ekonomik ve toplumsal bedelinin kimin sırtına yüklendiğidir.
Ve gerçek solun vereceği cevap açık olmalıdır:
Savaşın değil halkların yanında. Sermayenin değil emeğin yanında. Emperyal hesapların değil barışın yanında.


































