Dr. Şevket Dalboy
Siyaset Bilimci, Sosyal Bilimci, (İGÜ) Gazeteci ve Yazar
Almanya denildiğinde akla ilk gelen kavramlardan biri hukuk devletidir. Kuralların işlediği, kurumların güçlü olduğu ve devlet otoritesinin hukuka dayandığı bir sistem… Ancak son günlerde açıklanan bir veri, bu algının yeniden tartışılmasına neden oldu. Resmî rakamlara göre Almanya’da hakkında yakalama kararı bulunan yaklaşık 150 bin kişi güvenlik güçleri tarafından aranıyor.
Şimdi sıradan bir vatandaşın gözünden bakalım.
Mahkeme bir karar vermiş. Savcılık işlem yapmış. Polis bir kişiyi arıyor. Aradan aylar, hatta yıllar geçmiş ama o kişi hâlâ bulunamamış. Üstelik bu kişiler arasında yalnızca küçük suçlardan arananlar yok. Şiddet suçları, cinayet dosyaları, uyuşturucu bağlantılı suçlar ve güvenlik makamlarının “tehlike arz eden kişi” olarak değerlendirdiği şahıslar da bulunuyor.
Bu noktada vatandaşın sorduğu soru son derece doğal:
“150 bin insan nasıl bulunamıyor?”
Bu soruyu sormak ne popülizmdir ne de devlet düşmanlığıdır. Tam tersine, hukuk devletinin sağlıklı işlemesini isteyen her vatandaşın sorması gereken sorudur.
Öncelikle bir gerçeği kabul edelim. Bu 150 bin kişinin tamamı profesyonel suçlu ya da mafya üyesi değil. İçlerinde cezaevine teslim olmayanlar, adres değiştirdiği için ulaşılamayanlar veya farklı soruşturmalar kapsamında aranan kişiler de bulunuyor. Ancak rakamın büyüklüğü ortada duruyor ve bu durum ister istemez devlet kapasitesi tartışmasını gündeme getiriyor.
Çünkü modern devletin en temel görevi kamu düzenini sağlamaktır. Vatandaşın görevi suçlunun peşine düşmek değildir. Suçluyu araştırmak, bulmak ve adalet önüne çıkarmak devletin görevidir. Vatandaş vergisini verir, kurallara uyar ve karşılığında güvenlik bekler.
Tam da bu nedenle insanlar şu soruyu soruyor:
“Madem devlet vergi kaydımı, araç kaydımı, adres bilgilerimi ve birçok resmî işlemimi saniyeler içinde görebiliyor, hakkında mahkeme kararı bulunan kişilere neden aynı hızla ulaşılamıyor?”
İşte burada mesele yalnızca polis meselesi olmaktan çıkıyor. Karşımıza devletin uygulama kapasitesi çıkıyor.
Bir devletin gücü yalnızca yasa çıkarmasıyla ölçülmez. Asıl güç, çıkardığı yasaları uygulayabilmesidir. Mahkeme kararlarının yıllarca uygulanamadığı bir yerde vatandaşın devlete duyduğu güven ister istemez sorgulanmaya başlar.
Peki sorun yalnızca Almanya’nın sorunu mu?
Bence değil.
Bugün Berlin’de suç işleyen bir kişi birkaç saat içinde başka bir Avrupa ülkesine geçebiliyor. Schengen sistemi sayesinde insanlar, mallar ve sermaye Avrupa içinde büyük bir hızla hareket ediyor. Bu durum ekonomik ve sosyal açıdan önemli kazanımlar sağlıyor. Ancak madalyonun diğer yüzü de var.
Suç örgütleri de aynı serbest dolaşım imkanlarından oluşturuyor.
Uyuşturucu ağları, insan kaçakçılığı organizasyonları ve organize suç yapıları artık tek bir ülkenin sınırları içinde faaliyet göstermiyor. Bir ülkede suç işleniyor, başka bir ülkede saklanılıyor, üçüncü bir ülkede para aklanıyor. Suç küreselleşirken güvenlik mekanizmaları çoğu zaman ulusal sınırlar içinde kalıyor.
İşte asıl tartışılması gereken konu da burada ortaya çıkıyor.
Avrupa Birliği ortak para birimi oluşturabildi. Ortak pazar kurabildi. Milyonlarca insanın sınır geçişini kolaylaştırabildi. Peki aynı başarıyı güvenlik alanında gösterebildi mi? Elbette bugün Europol, Schengen Bilgi Sistemi ve Avrupa Tutuklama Emri gibi mekanizmalar mevcut. Ancak açıklanan rakamlar, bunların yeterliliğinin sorgulanmasına da neden oluyor.
Benim kanaatimce Avrupa’nın artık daha güçlü bir ortak güvenlik mimarisine ihtiyacı var. Özellikle cinayet, uyuşturucu ticareti, insan kaçakçılığı, terör ve organize suçlar gibi toplumu doğrudan tehdit eden suçlarda bürokrasiyi azaltan, gerçek zamanlı çalışan ve tüm Avrupa’yı kapsayan ortak veri sistemleri geliştirilmelidir.
Bir ülkede hakkında yakalama kararı çıkan kişinin bilgileri saniyeler içinde tüm Avrupa güvenlik birimlerinin erişimine açılabilmelidir. Aylar süren yazışmalar, kurumlar arası prosedürler ve bürokratik gecikmeler çağın gerisinde kalmıştır.
Çünkü suçlu birkaç saatte sınır geçebiliyorsa, hukuk da birkaç saatte harekete geçebilmelidir.
Bugün Almanya’daki 150 bin açık yakalama kararı sadece Alman polisinin performansına ilişkin bir tartışma değildir. Bu tablo aynı zamanda Avrupa’nın güvenlik kapasitesinin de sorgulanmasına yol açmaktadır.
Sonuçta vatandaşın beklentisi son derece basittir:
Hakkında mahkeme kararı bulunan kişi, hangi ülkeye giderse gitsin adaletin erişim alanının dışına çıkamamalıdır. Hukuk devletinin gerçek gücü mahkeme salonlarında verilen kararlarda değil, o kararların uygulanabilmesinde ortaya çıkar. Çünkü vatandaş devlete yalnızca yasa yapması için değil, o yasaları hayata geçirmesi için yetki verir.



































