Dr. Şevket Dalboy yazdı…

Almanya Savunma Bakanlığı, Gazze’ye havadan bırakılan yardımların sayısını gururla açıkladı: 18 uçuş, 192 ton yardım, 386 palet… Rakamlar büyük, cümleler resmi, görüntüler dramatik. Paraşütler süzülüyor, paketler yere iniyor. Fakat asıl soru yere ne iniyor? Vicdan mı, yoksa uluslararası vicdanın çaresizliğinin itirafı mı?

Gazze’nin gökyüzünden paraşütlerle bırakılan gıda kolileri, açlığı birkaç günlüğüne bastırabilir. Ama açlığı doğuran politik kuşatmayı, insanların yardım paketine ulaşırken öldürülmesini, toprağın bombalarla delik deşik edilmesini ortadan kaldırmaz. Almanya da bunu biliyor. Çünkü yardımın nereye, ne zaman bırakılacağına karar veren süreçte en büyük engelin, İsrail’in kısıtlamaları olduğunu gayet iyi görüyor.

İsrail, aylarca her türlü yardım girişini engelledi. Uluslararası tepkiler büyüyünce “bazı” temel yardımlara izin verdi. Fakat bu izin, Gazze’nin boğazındaki düğümü çözmedi; sadece görünürde bir jest, gerçekte ise kontrolün hâlâ tek taraflı olduğunun ilanıydı. Birleşmiş Milletler bile, “kıtlık eşiği” aşıldı diye uyarıyor. Yani Gazze’de artık açlık değil, kitlesel ölüm tehlikesi konuşuluyor.

Peki Almanya ne yapıyor? Hem İsrail’in en büyük diplomatik ve askeri destekçilerinden biri olmayı sürdürüyor, hem de gökyüzünden yardım paketi bırakıp “biz elimizden geleni yapıyoruz” diyor. Vicdanını paraşütle yumuşatmaya çalışıyor. Bu, yangın çıkaran birine su şişesi uzatmaya benziyor.

Tarih, yalnızca kimlerin yardım ettiğiyle değil, kimlerin zulmü durdurmak için cesurca söz söylediğiyle de hatırlar. Almanya bugün İsrail’e koşulsuz desteğini sürdürerek, kendi ahlaki karnesinde kara bir sayfa açıyor. Uluslararası hukuk, insan hakları ve insanlık onuru adına İsrail’e net ve bağlayıcı bir uyarı yapması gerekirken, sessiz diplomasi kisvesi altında gerçek tavrını gizliyor.

Almanya’nın Gazze halkına borcu sadece gıda kolileri değil; baskının, ablukaların, bombaların son bulması için siyasi irade göstermektir. İsrail’i açıkça zorlamak, diplomatik ilişkilerde ağır bedelleri göze almak, gerçekten “insan hakları savunucusu” olduğunu kanıtlamaktır.

Vicdan, gökyüzünden düşen bir paket değildir. Vicdan, yerde ölen çocukların gözlerine bakıp, “Bu düzen böyle devam edemez” diyebilmektir.